Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Ocak '14

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
141
 

Paralel vatandaş

Paralel vatandaş
 

Bilindiği üzere son günlerde sıkça paralel devletten, yani devlet içinde örgütlenmiş ikinci bir devlet yapısının varlığından söz ediliyor. Bu paralel devlet yapısının da, iç ve dış güçlerin yardımıyla, devleti yönetmek için seçilmiş iktidarı darbeyle yönetimden uzaklaştırmak çabasında olduğu iddia ediliyor. Yine bilindiği üzere bu paralel devletle Fetullah Gülen Cemaati/Hareketi ve ona bağlı devlet kadroları kastediliyor. Bilinen bir başka gerçek de, geride bıraktığımız 10 yıllık süreçte iktidarla cemaatin çok yakın işbirliği içinde olduğu ve bazı köşe yazarlarının da dile getirdiği üzere, hareket mensuplarına kadro verilmesinin adeta vazife addedildiğidir.

Bu durumda iktidar kendisini çökerten paralel devlet yapısını aslında kendi eliyle besleyip büyütmüş oluyor.

Galiba “beraber büyüdük bu yollarda” denilirken, belli bir büyüme sınırına varılınca, artık bu yolların dar gelmeye başladığı anlaşıldı.

Böyle olunca da, iktidar veya cemaate olan yakınlık nispetinde, dünkü dostlar bir gecede düşman oldu.

Tüm bu gelişmelerde en çok dikkati çeken husus kuşkusuz ki, kozların bu defa dindarların arasında paylaşıyor veya paylaşılamıyor olmasıdır. Yani muhafazakârlarla laikler ya da iktidarla muhalif kesimler arasındaki derin ve düşmanca kutuplaşma aynı hasmane tutumla dindarla dindar arasında da oluştu. Din en büyük birleştirici unsurken, dünyevi çıkarların büyümesiyle birlikte, tüm etkinliğini yitirip küçülmeye ve de yok olmaya başladı. Artık siyaset yegâne birleştirici veya ayrıcı unsur haline geldi.

Bir yönüyle siyaset adeta dinin yerini almaya başladı toplumumuzda.

Bu ise bir yönüyle dinin yok olması anlamına gelmektedir.

Tüm bu gelişmeler olup biterken de, bu gruplardan hiçbirinde yer almayan, oyuyla herhangi bir değişim yaratamayan, olanları sessizce izlemek zorunda kalan ve adeta yok sayılan bir paralel vatandaşlar topluluğu oluştu. Onlar da bu devletin vatandaşı, ancak siyasi alternatifsizlik sonucu bu devletin gidişatına herhangi bir şekilde yön verme şansları yok. Buna karşılık ters giden her şeyin suçlusu da onlar ilan ediliyor, salt iktidarın yanında yer alamamaları bile düşmanca algılanmaları için yeterli oluyor.

Gezi protestoları sırasında işte bu sessiz paralel vatandaşlar topluluğu uzun senelerden beri ilk defa sesini duyurma ve beğenmediği siyasi uygulamalara “Hayır!” deme fırsatı buldu. Kendileri de seslerinin bu kadar gür çıkmasına şaşırdılar. Sayıca bu kadar çok ve bu kadar tepkili olduklarını onlar da bilmiyordu. Gezi’nin de tüm gücü ve sırrı da burada yatmaktadır, dış güçlerin komplolarında değil. Tam aksine, hiçbir dış güç bu kadar geniş bir kitleyi bu kadar yoğun ortak bir tepkiyle bir araya getiremez. Bu ancak yılların verdiği derin bir itilmişlik ve yok sayılma duygusuyla olur. Polisin savunmasız ve gayet de hanımefendi duran kırmızı elbiseli kadına acımasızca biber gazını sıkması, paralel vatandaş kitlelerindeki tüm bu duyguların bir anda patlamasına neden oldu. Adeta bardağı taşıran son damla gibi.

Başbakan ise, sürekli azarlanmasına isyan eden çocuğunun bunu neden yaptığını anlamaya çalışmak yerine, onun ağzını gözünü patlatan ve isyankârlığın tüm suçunu komşularda arayan öfkeli bir baba gibi davrandı. Bunun neticesinde de çocuğun isyanı tavan yaptı ve babayla tüm ilişkiler koptu, aile dağıldı. Karşılıklı düşmanlık ve korku betonlaştı.

Paralel vatandaşlar topluluğu, devlet dairelerindeki kadrolaşma gibi adaletsizlikleri de hep uzaktan izlemek zorunda kaldı. Zaman Gazetesi’nin köşe yazarları, artık aynı siyasi safta yer almadıkları için cadı avından ve çileden çıkaran haksızlıklardan bahsediyorlar. Doğrudur, ama bunu muhalif kesimler yıllardır yaşarken, bu köşe yazarları neredeydi? Siyasi ve/veya dünya görüşü yüzünden devlette veya medyada sayısız haksızlıklara uğrayanları, işinden olanları, davalara boğulanları, hapse atılanları bir gün olsun köşelerinde andılar mı? İktidarı bir gün olsun bu açıdan eleştirdiler mi? Herkes için evrensel hak ve hukukun peşinde oldular mı? Paralel vatandaşlara da seslenen bir gazetenin parçası olmayı başardılar mı? Böyle bir istek duydular mı?

Zaman Gazetesi’nin ilanında yer alan Gezi protestocusu ile polisin verdiği kardeşlik pozunu benden çok arzu eden olmamıştır herhalde. Ama bu gerçekten de hedeflenen mi, yoksa siyasi konjonktür yüzünden gerekli görülen bir kardeşlik midir? İktidarla ters düşülmeseydi, tüm bunlar hiç konu edilecek ya da konu edilmeye değer görülecek miydi?

Ancak tüm bunların ötesinde merak ettiğim, dindarların bu düşmanlık potansiyelini nereden edindikleridir. Zaman Gazetesi bu kadar mı rahatsız ediyordu ki, şimdi birden bu kadar düşmanlık görüyor? Laik kesim her zaman apartmanlarına desteyle bırakılan bu gazeteden şikâyetçiydi, ancak anlaşılan o ki dindarlar da bundan hiç hoşnut değilmiş. Artık twitter’da, abone olmamalarına rağmen apartmanlarına bırakılan Zaman gazetelerini istemediklerini belirten ilanları alaylı bir şekilde paylaşıyorlar.

Evet, dindarların alay ve de düşmanlık potansiyeli gerçekten müthiş! Gezi Parkı yeniden açıldığında resimlerini twitter’da, “İstanbul’a gereken oksijen kaynağı budur” diye paylaşınca, “İnşallah o oksijende tüm Geziciler ve Divan Oteli’ndekiler de boğulup Boğaz’ın sularına gömülerler” mealinde bir geri mesaj almıştım. Ben de onun üzerine, “Bir gün gelecek çocuklarınız ve torunlarınız soluyacak oksijen bulamayınca, Gezi protestocularını minnetle anacaksınız” diyerek cevap vermiştim ve “Çölleşmiş Şehirler, Çölleşmiş Beyinler, Çölleşmiş Özgürlükler” adlı yazımı da yollamıştım.

Dindar olduklarını nereden biliyorsunuz derseniz, twitter hesabından derim. En azından dini mesajları paylaşanları, dindar olarak kabul etmek lazım diye düşünüyorum. Tabii ne kadarı bilinçli dindarlık, ne kadarı politize olmuş sözde dindarlık orası ayrı tabii. Ama dindar politik yaklaşımla, nefret ve düşmanlık kusanların sayısı o kadar çok ki sosyal medyada. Diğerlerinden tek farkları, iktidar tarafında olduklarından dolayı herhangi bir adli soruşturmaya tabii tutulmamaları ve şimdi de aynısını düşman gördükleri dindarlara yapmalarıdır. Ne diyelim, bu durumda ateistleri çiğ çiğ yemek istemelerine ve milletin vekili olarak onların annelerine kerhaneci demede beis görmemelerine şaşmamak lazım (bkz. “Oda TV”).  

Zaman Gazetesi’ne gelince, günümüz tabiriyle her zaman “cool” ve mizanpajı çok başarılı bir gazete olduğunu düşünmüşümdür. Daha tarafsız ve paralel vatandaşlara da seslenen bir gazete olmayı başarsaydı, kuşkusuz ki müdavimi olabilirdim. Şu andaki - her şeye rağmen yumuşak - muhalif haliyle bana göre çok daha tutarlı bir çizgiye ulaştı. Ama bunun genel bir yayın stratejisi olmadığını biliyor ve bu yüzden de fazla beklentiye girmiyorum. Ancak bu kalitedeki bir gazetenin ülkemizde milyon defa okunması, genel kültür seviyesi adına, beni ancak mutlu edebilirdi. Ekteki dini yazıların içeriği de,  kültürlü dindarlara hitap edecek cinstendir.

Dershanelere gelince, birçok kişinin bu konuda bir teşekkür ve vefa borcu olduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce o fiyata, o güler yüzü, nezaketi ve ilgiyi ülkemizde başka yerde bulmanız pek kolay değildir. O açıdan Fethullah Gülen Hareketi’nin gönüllülerinin gerçekten de değişik, hatta yer yer zamanındaki solcuları anımsatan bir idealizmi vardır. Dindarlığı eğitim ve kültürle birleştirme çabası da, günümüzde Müslümanların duyduğu en büyük ihtiyaç olduğu ortadadır. Hatta bu açıdan kapınıza dayanan saçı sakalı birbirine karışmış gerçek anlamda çapulcu görünümlü kimi belediye görevlisine kıyasla, pırıl pırıl gömlekli kravatlı gönüllülerin her zaman her kesimden çok daha fazla sempati topladığı ortadadır.

Sonuçta dibine kadar şeffaf ve insanların üzerine gitmeyen özde gönüllü sivil kuruluşların, her ülkeye lazım olduğunu düşünüyorum. Önemli olan bunların her türlüsüne izin verilmesi ve hepsinin aynı şekilde denetlenmesi ve vergiye tabii tutulmasıdır. Bu bağlamda devlet okullarının dershanelerin yerini tutması asla mümkün değildir. Aynı şekilde dershanelerden okul olması da mümkün değildir, çünkü her ikisinin de işlevleri farklıdır. Özellikle öğrencinin çok ve kaliteli okulun az olduğu ülkemizde.

Ancak son kavganın en endişelendiren yanı, yargı ve yürütmenin adeta ortadan kalkıp, tek kişinin otoritesinde toplanmasıdır. Buna liberal kalemlerin “iktidar safralarından kurtuluyor” yaklaşımıyla tam gaz destek vermesidir. Hiç şüpheleri olmasın ki, kendilerinin de “kurtulası safra” olmaları an meselesidir. Bu anlamda Cumhurbaşkanı’nın dün akşamki açık oturumu izlemek biraz ıstırap vericiydi. Hem duruşu hem de ses tonu abartılı ve de elle tutulur bir şey söyleyemeyen “taraflı tarafsızlık” içeriyordu. Galiba bu partili Cumhurbaşkanı olmanın kaçınılmaz sonucu.

Öyle gözüküyor ki, bize bu ülkede daha bir süre paralel vatandaş olmak düşüyor.

Ancak bu, olup bitenden bihaber olduğumuz anlamına gelmiyor.

Kesinlikle gelmiyor.

Zuhal Nakay 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tük bunlar güzel de, ayakkabı kutusundaki 4,5 milyon dolarlardan hiç kimse bahsetmiyor...Bilmiyorum adaletin neresindeyiz....Memlekete yazık oluyor...???????????????

Abdülkadir Güler 
 05.01.2014 11:51
Cevap :
Rüşvet ve yolsuzluklar konusunu “Laikler daha mı güvenilir?” (http://blog.milliyet.com.tr/laikler-daha-mi-guvenilir-/Blog/?BlogNo=442915) adlı yazımda ele almıştım. İlginize teşekkürler, saygılarımla…  06.01.2014 19:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 103
Toplam yorum
: 92
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 548
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster