Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ekim '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
274
 

Paralize

Paralize
 

Sizin memlekette eşek yok mu? (Aziz Nesin)


"İnsanoğlu naziktir ağır sözü kaldırmaz/ Eşek dersin kızar da, bin sırtına aldırmaz." demiş ya  Aziz Nesin, ışıklar içinde olsun. Cin gibi “uyanık” bir köylümüzün,  yine "uyanık geçinen" turistleri nasıl "paralize" etiğini (çarpılmak anlamında dumur etmek) kilitlediğini anlatan öyküyü hatırlarsınız: "Sizin memlekette eşek yok mu? ..."  

            *
Öte yandan "Bir ekonomik tetikçinin itirafları" adlı sözüm ona "olay kitabın" yazarı John Perkins, Ekim 2011'de Habertürk‘te Yiğit Bulut‘a, Amerikan sistemiyle ilgili eleştirel açıklamalar yapmıştı. Söyledikleri kitapta yazan şeylerdi, ama bunu bir Türk vatandaşı söylese pek etkisi olmazdı da, bir Amerikalı söyleyince olağanüstü ilgi uyandırdı. John Perkins’in sözleri Amerikan Sistemi’nden çıkmış Türkiye için "yeterince iyi" tespitlerdi aslında… Perkins,güya "eski iktisadî tetikçi, yeni küreselleşme ve emperyalizm karşıtı, ödüllü ve çok satan" bir turistti ve kitapta Amerika’nın üçüncü dünya ülkelerini sömürmek için Perkins'i nasıl kullandığı anlatılıyordu.

Az gelişmiş ülkeler kategorisinde bulunan Afrika’da şöyle yaptık, Latin Amerika’da böyle yaptık, Asya'da kaplandık falan diye itiraf edilmekteydi fakat  kuşkulu bir durum! 

Başka mecrada yazdırılmış kitap hadisesiyle karşı karşıya mıyız acaba, diye sormadan geçemiyorum!

"Yanlış şeyler mi söylüyordu?"  

Hayır, aslında büyük ölçüde anlattıkları dünyanın yaşadığı olaylar fakat kapitalizm ve Amerikan baskısı altında oluşan bunalımı dikkatlerden kaçırmazsak, kitapta sanki bir "yönlendirme" var gibi.

Üçüncü dünya ülkelerinin ekonomik olarak nasıl kontrol altına alınıp bağımlı hale getirildiği, bizzat bu işlerde kullanılmış eski bir ekonomi uzmanının ağzından aktarılıyor, inanılmaz ve oldukça sinir bozucu ama birçok kişi tarafından doğrulanmış durumda. 2001’de Dünya Bankası'nın 26 Başkan Yardımcısı'ndan biri olan Kemal Derviş olayında olduğu gibi…

Kitapta özetle;Dünya Bankası veya onun türevi başka organizasyonlardan, göz dikilen ülkeye büyük bir kredi ayarlanır fakat para asla gerçekte o ülkeye gitmez. Ülke yerine o ülkede projeler yapan Amerikan şirketlerine gider. Enerji santralleri, sanayi alanları, limanlar, köprüler...

Bütün ülke bu borcun altına sokulur.

Ardından, “ekonomik tetikçiler” gidip derler ki: “Dinleyin, bize bir sürü borcunuz var.” Doğal kaynaklarınızı ucuza bize satın. Ülkenizde askeri üs kurmamıza izin verin veya askerlerimizi desteklemek için dünyanın bir yerine asker gönderin -Irak gibi-  veya bir dahaki Birleşmiş Milletler oylamasında bizimle oy verin. Ardından elektrik şirketleri, haberleşme, sular ve kanalizasyon sistemleri özelleştirilir ve ABD şirketlerine veya diğer çok uluslu şirketlere satılır. Özelleştirme adı altında aslında sömürülecek ülkenin kaynaklarını, ucuza satması sağlanır. Buna sosyal hizmetleri, teknik şirketleri, bazen eğitim sistemleri de dâhildir. Adli sistemleri, bankacılık ve sigorta sistemlerini de yabancı şirketlere sattırırlar.

            * * * 

Şimdi; 2001 krizinin ardından pek çok kişi Türkiye'yi IMF ve Kemal Derviş'in kurtardığını ileri sürer. Oysa Türkiye'yi ne IMF ne de Kemal Derviş kurtarmıştır.
            O halde kim kurtardı Türkiye'yi?

            Türkiye'yi vatandaşın bilinci ve sağduyusu kurtardı.

Nasıl mı?  

Aziz Nesin'in hikâyesinde olduğu gibi; eşeğini satmak istemeyen kurnaz köylümüzü, al takke ver külah pazarlıkta 10 bin liraya ikna ederler. Aslında yaşlı ve çelimsiz eşeğin sırtındaki “heybeye” göz diken Amerikalı yine de mutludur, kilim muhteşem bir parçadır, daha önce böyle bir parçayı görmemiştir, en az 30 bin dolar edecektir.

Paraları sayar köylünün eline, köylü, eşeğinin sırtındaki heybeyi alarak yularını verir Amerikalının eline, "Hadi hayrını gör" der.

Rehberle Amerikalı turist zınk diye kalır, bozuntuya vermeden, "Ya şu eski heybeyi de ver, hayvan üşümesin." 

Köylü, "ben size eşeği sattım, heybeyi değil" der. 

Mosmor olmuşlardır, ancak çaresiz eşeği alıp ilerlerken köylü arkalarından seslenir;

"Şeyi unuttunuz" der köylü, cayıp heybeyi getiriyor sanıp sevinirler, getire - getire eşeğin kazığını getirir.

“Acemi olduğunuz belli, kazık olmadan olmaz” der köylü.

Bunlar tekrar heybeyi isterler. 3-5 kuruş da ona vereceklerini söylerler.

Köylü; "Amma yaptınız şimdi, ben bu eski heybe sayesinde eşeği satıyorum. Yarın öbür gün sizin gibi başka bir meraklısı gelir bu heybe sayesinde eşeği yine satarım." 

Ve ekler, "Bu arada zahmet edip, eşeği uzağa bırakmayın” der ve çeker gider. 

Amerikalı; “Başka yerde böyle bir şey yoktu” diyerek kazığı sıkıca kavrar. 

Şok geçiriyordur ve şöyle der; “Kazığı ucuza aldık, bunu en özel yerimde saklayacağım.” 

            *

Kıssadan hisse; uyanıklık yapıp milleti kazıklarken en son "muhteşem" kazığı kendileri yer. 

Bu yüzden midir nedir; içerdeki rehberleriyle birlikte 1 Mart tezkeresini bir türlü içlerinden çıkaramaz ve unutamaz bunlar! 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 276
Toplam yorum
: 141
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1078
Kayıt tarihi
: 19.11.12
 
 

Evli, 2 evlat babası, 1965'te doğdu, inançlı, müziksever, insansever, yurtsever, iyi yüzer, ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster