Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ocak '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
364
 

Parçalanan kimlikleri taşımak ya da kendin olabilmek

Kendim İle Yeniden Tanışıyorum

"Bu yazının bana ait olduğunu anlayınca gözlerinden sırça bilyeler yuvarlanmaya başlayacak biliyorum. Çünkü ben sadece senin değil, tüm sülalemin tek erkek evladıyım. Sana söylemiştim bir çocuk daha yap diye ama hiç zamanın olmadı buna.
Doğduğum günü hatırla. Birkaç göz yaşından sonra gülmeye başlamışım katıla katıla. Doğumum, yaşama sevincimin ilk mitingiydi. Hodri meydan demişim dünyaya, "Ne kadar acı olsan da seviyorum seni"...
Hatırlar mısın ilkokulda Samet ile Huysuz Virjin taklidi yapardık. Bütün okulda nam salmıştık 'küçük ibneler' diye. Hatta birgün topuklu ayakkabınla rujunu okula götürdüm diye öğretmenimden dayak yemiştim. Düğünlerde senden gizli kına yakardım ellerime, banyo yaptırırken fark ederdin de kızardın. Hiç düşünmedin mi anne neden yapar bu çocuk bunları diye. Hiç sormadın mı kendine, hiç tanımadın mı beni? "
Evren Güvensoy 21 yaşında, cinsel yönelimini erken yaşlarda fark edip, kendini anlama ve yaşama çabasını tüm açıklığıyla anlatıyor.
"Cinsel yönelimimi fark ettiğim dönem Anaokulun'da Atilla'ya duyduğum duygulardı.
Çocuk yaşta; çevre, aile çok farkında olmuyor bu yönelimin sonrasında da oldukları söylenemez ya. Baskının ve normların farkında değilsin çocukken. On iki on üç yaşımda yönelimimin toplum normlarının dışında olduğunun farkına vardım. Endişelendim önce, çünkü ben her şeyden önce dini inancı olan bir insanım. İlk kaygım bunun günah olduğunu düşünmek oldu. Muğla'nın Ortaca İlçesinde büyüdüm. Medya'nın öğrettiği o kırıtan, feminen, burjuva sofralarının eğlencesi olarak görünen bir görünümüm olmadığı için dışsal baskı görmedim. Fakat inancımın beni götürdüğü o günah sorgusu kendi içsel baskımı doğurdu. Sorabileceğim, anlatabileceğim tek kişi 82 yaşındaki Garazi Ninemdi. Ninem okuma yazma bilmeyen, dini bilgileri dışında hegemonik gerçekliklerden uzak biriydi. Ona anlattım, çok rahat değildim karşısında. O "neden günah olsun seni de beni de yaratan Allah" diyince, onun bakışlarında kırıldı tüm rahatsızlığım, endişelerim. İnsanın doğasında insanı olduğu gibi kabul eden bir taraf olduğunu anladım o an."

Şeref Kudelski 19 yaşında, Ankara Orta Doğu Teknik Üniversitesi Tarih Bölümü Öğrencisi. Cinsel Yöneliminden dolayı çeşitli psikolojik baskılar gören bir eşcinsel.
"İlkokul birinci sınıftan beri hep erkeklerden hoşlandım. Erkeklerle zaman geçirmek beni mutlu ediyordu. İlk başta arkadaşça olduğunu düşündüğüm yönelimimi çok sonra anladım. Bu da bana kalırsa eşcinselliğin doğuştan geldiğinin en önemli göstergesidir.
İlk başta kendimi biseksüel olarak tanımlamaya çalıştım. Kız arkadaşım oldu, fakat onu güzel bulmanın ötesine geçemedim. İlk erkek arkadaşımla bir yıl süren ilişkimde anladım: " Ben eşcinselim " diyebildim. Çok mutlu bir yıl geçirdim sevgilimle birlikte. Onun cinsel yönelimini kapalı yaşaması ilişkimizin bitmesine neden oldu."

Ayhan 29 yaşında, Hukukçu olan Ayhan kamuda çalışmasından dolayı cinsel yönelimini gizleyerek yaşıyor. Evren ve Şeref'in aksine gerçek ismini dahi saklayan Ayhan ikili bir yaşam yaşıyor.
"Uzun soluklu bir ergenlik uykusundan uyandım. Ben ergenlik öncesinde eşcinsel eğilimimin farkında değildim. Öncesinde erkek arkadaşlarıma yakınlaşmayı dostluk olarak görüyordum.
Anladığım an kabullenemedim. Doktora gidip çeşitli terapileri katıldım. Eğer eşcinsellik bir tercih olsaydı ben bunu tercih etmezdim. Belki toplumsal cinsiyet yapısının dayatmasıyla bir çok kadına ilgi duydum, aşık oldum belki ama dokunamadım onlara. 21 yaşımda Hukuk Fakültesinde bir erkek arkadaşıma ilgi duydum, başta onu kıskandığımı onun kadar yakışıklı olmadığım için bu ilgiyi duyduğumu düşündüm. Fakat sonrasında anladım bu benim gerçek yönelimimdi."

Ailemle Yeniden Tanışıyorum
Evren:
" Liseden sonra hala aileme anlatamadıklarımı yanıma alıp Ankara'ya üniversiteye geldim. Benim için bir kaçış mıydı bu bilmiyorum. Ankara'da benim gibi cinsel yönelimleri farklı olan insanlarla tanışmak, bu yönelimime sahip çıkan platformları tanımak, beni kendimle daha barışık bir insan haline getirdi. Ne yanlıştım ne de yalnızdım artık. Tekrar Muğla'ya döndüğümde yalnızca cinsel yönelimimle ilgili değil birçok alanda büyük şehir ile Ortaca İlçesi arasındaki farkları gördüm.
Ailem içinde bulunduğum durumu artık bilmeliydi. İlk başta Anneme açıldım, babalar biraz daha zordur sanki. Annemi Ankara'ya getirdim, onu Kadın Dayanışma Vakfı'nın düzenlediği cinsel ayrımcılık üzerine üç günlük bir eğitime götürdüm. Şanslıydım Annem bu eğitimle toplum içindeki kendi kırılganlığını da anladı. Üç günün sonunda; "Anne ben eşcinselim." dedim. Şaşkındı, kırılmıştı, anlamaya çalışıyor ama gücü yetmiyordu. Ağzından çıkan ilk cümle: "Senin şimdi iki organın mı var, o kadar banyo yaptırdım seni nasıl fark etmedim?" Öfkelenmiştim. "Hayır Anne! Ben erkeğim, senin oğlunum ama kadınlarla değil erkeklerle birlikte oluyorum. Ve aşık olduğum bir erkek arkadaşım var." Annem " Senin şimdi düğünün olmayacak mı?" dediğinde öfke yerini ona karşı kocaman bir şefkate bıraktı. "Sen istersen olur. Yaparız bir düğün oynarız karşılıklı." diyerek sarıldım ona.
Babam vardı şimdi sarılmak istediğim, anlatmak istediğim... Babam beni televizyonda, gazetelerde görüyor. Duyarlı biri olarak adlandırıyordu. En son Ankara'da travesti Dilek cinayetinin basın açıklamasında görmüş beni ve telefon etmişti. Telefonda konuşamadım; "Beni tanımıyorsun, ben geleceğim ve yeniden tanışacağız." diyerek kapadım telefonu. İki hafta sonra gittiğimde her şeyi anlattım ona da. Güvercinlerine dalıp bir sigara yaktı. Uzun süre sessizlikte ben onun dalışını ve sigarasını seyrettim. Bir süre sonra bana dönüp Venezüella'daki eşcinsel hareketlerden, Amerika'daki Başkan Milk'in öldürülüşünden, Güney Afrikada'ki yasal kazanımlardan bahsetti. Yüzüme bakmıyor, üst üste sigara yakıyordu. Yüzüme bakmasını istedim. Baktı, "Mücadelen mücadelemdir, sen benim evladımsın."dedi.
Şeref, ailesine kendini anlatmaya çalıştığında Evren kadar şanslı olamadı. Başta annesi ve ablası onun cinsel yönelimini rededip onu doktora götürdüler. Uzun bin süre okula gidiş geliş zamanlarını kontrol edip okul dışında evden çıkmasına dahi izin vermediler.
Ayhan, eğitimli bir aileye sahip olmasına rağmen hala kendini anlatamadı onlara.
Aileler için normlar var. "Bizi biz olmaktan çıkarmak için en çok kullanılan yol, cinsel heteroseksüel dayatım."diyor Şeref.

Toplum İle Yeniden Tanışıyorum
Evren:
"Üniter Devlet yapısıyla homofobi gelişti. Asker millet, homojen ve tüketime dayalı hiyerarji üzerine bir toplum yaratıldı. Toplumu topluluklar üzerinden yönetmek daha kolay oldu.
Eşcinsel insanların iki yüzlü bir hayatı var. Sosyal yaşamda heteroseksüel, özel yaşamında eşcinsel olarak yaşamak zorunda bir çoğu. Aksi taktirde iş bulamıyor, öldürülüyor. Dünya'da her on kişiden biri eşcinsel. Yakınında olmayacağını düşünür insan. Benim ailem, akrabalarım kabul etmiş olsalar da hala şaşkınlar. İnsanlar yüzlerini açmalı ve mücadele etmelidirler. Toplumun kafasında eşcinsellerin bedenleri, duruşları medyanın yansıttığı kadar. Bedenleri bırakıp bu yönelimin arzuların yönelimi olduğunu düşünmüyorlar. Dramatize etmek için söylemiyorum fakat bugün toplumda yalnızca cinsel yöneliminden dolayı neredeyse hergün işlenen nefret cinayetleri var. Kendimizi sakladığımız taktirde ne kamu alanında ne başka sektörde iş bulamıyoruz. Okula gittiğimizde insanların baskılarıyla karşılaşıyoruz. Askerlikten muafız ama nasıl bir muafiyet bu ... Bir insanın bedenini her şekilde aşalayıcı belgeler isteniyor bu muafiyet için bizden. Hadi boyun eğdin ya da başkaldırdın ve muaf oldun diyelim, pembe teskere verilerek ifşa ediliyoruz. Türk silahlı kuvvetleri hala 1928'de çıkan psikiyatri raporunu geçerli sayıyor. Bu rapora göre; eşcinsel erkekler erkeklikten yoksundur.
En önemli sorunlardan birisi de eşcinselliğin bir hastalık olarak gösterilmesidir. Bu söylemle sistemde yeni bir sektör doğdu. "Eşcinselliği tedavi ederim." diyen bazı doktorlar, elektroşok ve beyni uyuşturan insanı aseksüel hale getiren ilaçlarla bir sektör oluşturdular.1974 yılında eşcinselliğin hastalık olmadığı kabul edilip, hastalık denilmesi durumunda suç sayılacağı belirtildi. Fakat bizim ülkemizde hala bir Bakan, üstelik Kadın ve Aileden sorumlu Bakan çıkıp eşcinselliğin hastalık olduğunu söylüyor.
Ben bir erkeğim, üstelik sağlıklı bir bireyim ve cinsiyetimden memnunum. Cinsel tercih, cinsel yönelim %98 doğuştan, %2 çevresel faktörlerle oluşur. Hormonal, genetik değil ve bir hastalık değildir. Toplum beni tanısın, toplum eşcinselleri tanısın çünkü eşcinsellerin kurtuluşu heteroseksüelleri de özgürleştirecektir."
Ayhan:
"Cinsel yönelim bir tercih olsaydı ben heteroseksüel bir kimliğe sahip olmak isterdim. Bunun nedeni bedenimden tiksinmem değil cinsel yönelimimden dolayı toplumdan dışlanmam, ikili parçalanmış bir yaşam yaşamamdır.
Ben içinde yaşadığım şehrin en kuytularını da istiyorum. Beni belli kalıba sokacak yerleri redediyorum. Genel ahlak kimin ahlakı? Ben cinsel yönelimimden dolayı ahlaksız mıyım? Hukuk okudum, avukatlık yapıyorum ama toplumda kendimi anlatamıyorum."

Medya İle Yeniden Tanışıyorum
Şeref:
"Ceberrut medya kudurtur, heteroseksist düzen öldürür."
kendi platformlarımızda alternatif bir medya oluşturmaya çalışıyoruz. Düzenin medyası insanları hedef gösterme, insanları ifşa etmektir.Haberlerde, travestilere yapılan saldırıları görüntülemezler, travesti sinir krizi geçirince "Dehşet saçan travestiler yine sokakta."derler. Haber bültenlerini dışında gerek dizilerde, gerek sinemada gerek reklamlarda ya komik güldürücü bir unsurdur travestilik ya da ahlaksızlık örneğidir. İnsanlar eşcinselleri kadın kılığına girmiş erkekler ve birçok yalan yanlış sıfatlarla tanıyor."
Evren:
"Mahsun Kırmızıgül'ün 'Güneşi Gördüm' filminde travesti çocuğun elinde bir kardelen çiçeği ile öldürülüşünü seyretti insanlar gözyaşları içinde. Böyle olursan sonun bu olurun mesajı mıydı? İstanbul İstiklal Caddesinde LGBTT(Lezbiyen-Gay -Biseksüel-Transeksüel-Travesti) onur haftasında yedi bin insan sokağa döküldü, seslerini duyurmaya çalıştı. Neden medyada yer almadı bu?
Ayhan:
"Ferzan Özpetek İtalya'da çektiği filmlerde çoğunlukla eşcinselliği konu alıyor. Kendisi de eşcinsel olan Özpetek filmlerinde üst burjuvaların eşcinselliğini ele alıyor. Bu her alanda olduğu gibi cinsel yönelimde de sınıf kavramını akla getiriyor. Sen modacıysan, şarkıcıysan, ünlü bir yönetmensen toplum tüm normlarını bırakıp seni kabul eder. Medya ve toplum iki yüzlü bu konuda."


Sonuç İle Ötekileştirdiklerimiz İle Yeniden Tanışıyoruz
Sabit kategoriler ve tanımlamaların, hazzın ve arzunun bir akış ve oluş halleri içerisinde olması gerektiğini söyleyen bir söyleme ihtiyacımız var. Yerleşik cinsel algının ötesine geçme aslında tüm kimliklerin ötesine geçme... Bu bireysel deneyimlerle değil, kolektif bir akımla gerçekleşecektir. Sorun adlandırma sorunu değilse bir şeye ad vermek, onu tanımlamak mıdır? Bu hem politik hem de felsefi bir sorundur.
Toplumun, insanların zekasına sızmak kolay değil elbet, algıları kavramak zor olsa da, bu toplum içinde bir travesti öldürüldüğünde bunun görünmez hale gelinmesi, göz ardı edilmesi onun insan olduğunu göz ardı etmektir. Herhangi bir cinsel yönelim ne hastalık, ne suç ne de ahlaksızlıktır.

2011 Ankara
Röportaj
Atlas Sibel Arslan

(Evren Güvensoy, Şeref Kudelski, Ayhan'a ve Sercan Çalcı'ya teşekkürler)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ötekileştirerek toplum dışına atmanın en yalın ifadesi cinsiyet ile ortaya çıkıyor. "İnsan olmanın" yalnızca belirlenmiş kalıplar çerçevesinde algılanması siyah beyaz tonların hakim olduğu bir mozaik yaratıyor. Yaşamın renklerinin yerini bulması için maalesef bazılarımıza daha ağır yükler düşüyor. Nefis bir röportaj olmuş, elinize sağlık.

Ahmet Duyar 
 02.02.2012 16:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 981
Kayıt tarihi
: 30.01.12
 
 

1985 Ankara doğumlu, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu.   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster