Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mayıs '12

 
Kategori
Tiyatro
Okunma Sayısı
166
 

Passa tempo

Yazan- yöneten: Aliye Ummanel/ Oynayanlar: Deniz Çakır- Osman Ateş/ Dekor Kostüm Tasarım: Özlem Yetkili/ Müzik: Mehmet Altun/ Işık tasarım: Osman Alkaş/ Işık Uygulama: Fırat Eseri/ Efekt Uygulama: Ercüment Birkin/ Dekor Uygulama: Özkan Gezici.

“Bizler geçmiş ve gelecek arasında sıkışmış, şimdi denen zamanda zaman geçiren insancıklarız. Geçmişte bir savaş var. Gelecekte belirsizlik. Geçmiş ve gelecek arasında bir duvar yükselir. Bu duvar ‘şimdi’dir” diyor Aliye Ummanel yazısında. Savaşın insan ruhunda açtığı derin yaraların durdurulamaz kanamasını şimdinin oyununda bizlere anlatır. Bir kadın ve bir erkek… Kendilerini hiçbir mekana koyamayan şimdinin zamansızlığında kaybolmuş iki yaralı ruh aslında. Kadın (Deniz Çakır), savaşta kocasını şehit vermiş onun özlemiyle gelecekten umudunu kesmiş fakat kendini şehit bir kocanın eşi olmakla onurlandıranlara karşı minnet duyan kendini şu anı yaşayabilmek için avutan bir kadın. Adam (Osman Ateş), içinde bulunduğu trajik geçmişin geleceğini belirlediği için öfkeli. Şimdi ise Ona acı veren bir zaman içinde geçmişle hesaplaşmaya çalışıyor. Ama hesap soracağı doğrudan somut bir düşman yok karşısında. Annesi, geçmişin izlerini taşıyan, Onun geleceğini belirleyen tek somut araç. Bu nedenle Onunla hesaplaşmaktan başka çaresi yok. Gelecek ondan çalındığı için zamanın üç boyutuna da öfkeli bir karakter; dans etmek en büyük tutkusu iken sakat bacağıyla bu imkânsızdır.  Aslında O, annesinden daha yaralı ve daha çaresiz bir durumda. İradesi dışında gelişen bir zamanın kurbanı olmuştur. Oyunda izlediğimiz iki farklı erkek karakteri; kadının oğlu ve kadının kocasını, Osman Ateş’in oyunculuğunda izledik. Kadının hayalinde canlanan kocası, şehit düştüğü otuz yaşında, tıpkı o günkü gibidir. Kadınla adamın bedensel diyalektiği geçen zamanın acımazlığını gözler önüne sererken Onları ruhun zaman tanımazlığı bir araya getirir. Genel anlamıyla vakit geçirmek, Kıbrıs’ta kabak çekirdeği anlamına gelen passa tempo,  oyunun düşüncesini de destekleyen bir anlama dönüşür. Kabak çekirdeği yiyerek başlayan oyun,  zamanı boşa geçirilen bir ömrün anlamsızlığında yazarın derdi olup çıkar. Şimdi artık sorgulama zamanıdır ve kadın kocasının ceketinin cebinde bulduğu nemlenmiş passa tempoları nerde çitlediklerini hatırlamaya çalışır. ‘Zaman’ unutulduğu yerden bulup çıkartılmayı dayatır insana çoğu zaman. Belki de tüm düğümler o zaman çözülecektir. Fakat geçmiş bu insanların çözemeyeceği ya da çözerek üstesinden gelemeyeceği bir süreçtir. Oyun, tüm passa tempoları çitletip tüketmek önerisi ile son bulur. Bu öneriyi getiren genç adamdır. Farklı zamanları ve hayalleri paylaşan iki farklı kuşak tek bu son cümlede aynı fikri paylaşırlar. Onlar için artık kurtuluş, geleceği kemiren geçmişin takıntılı düşüncelerinden kurtulmaktır. Geçmiş geri döndürülemez… Geleceği ve şimdiyi belirlediği için asla unutulamaz. Yapacak bir şey olmadığından çaresiz gidip gelir zaman… Ama insanoğlu tüm bu çatışmaların üstesinden gelmek zorundadır. Yaşamak için! Ayakta Kalabilmek için! Zamanın üstesinden gelebilmek, kimi zaman sorgulamakla kimi zaman kendini oyalamakla mümkündür. Vakit öldürmek için yenen kabak çekirdekleri sorgulamanın durduğu anlarda yardıma koşan bir oyalama süreci gibidir. Acıları durdurmanın bir başka yoludur.     

Otuz dakikalık bu kısa oyunu Bedesten’in otantik yapısında düzenlenmiş bir sahne içinde izledim. Böylesi bir geniş mekan içinde daraltılmış bir seyir yeri seçilmesi keşke oyunun anlamını da pekiştirecek bir kullanıma dönüşseydi. Seçilen yer alışkın olduğumuz sahne seyir yeri ilişkisinin aynısıydı. Ama sahne, geniş tarihi mekanın daha ortasına taşınıp, seyircinin de bunun etrafını sarması ve belki de oyunu dört yandan izlememiz, etrafımızı saran boşluğun oyundaki zamansızlığa karşılık gelecek, pekiştirici bir düşünce oluşturacaktı.

Deniz Çakır’ın mükemmel oyunculuğu ile seyirci oyuna bağlanırken, Osman Ateş ‘in oyunculuğu ise seyircinin oyundan zaman zaman kopmasına neden olmuştur. Handikaplı bir mekanda seslerin dağılması ve anlaşılmayan yanlar vardı. Çoğu yerde teknik bir oyunculuğun sergilenmesi, böylesine sıra dışı fantastik bir oyunun ihtiyacı olan, o atmosferin içinde oyunun izlenmesini engelledi. Koreografideki başarısı yanı sıra canlandırdığı iki farklı erkek karakterin ayrımına vardıracak bir oyunculuk gösterilmedi. Oysaki bu iki erkek karakter arasındaki farklılık oyunculuk yoluyla gösterilirken, ışık ve müzik yoluyla da desteklenebilirdi. Yani karakterin içinde bulunduğu zaman ve uzam göz önünde bulundurularak karakter ışığı yaratmak gibi... Böylesine fantastik bir oyunda ışık tasarımından yararlanılıp, müziğin etkisi kullanılabilinirdi.

Oyunun broşürünü elime aldığımda kafamdaki bazı sorulara yanıt bulabilmek için sayfayı heyecanla araladım. Örneğin; Aliye Ummanel kim? Bu kısa oyun hangi ihtiyaçtan çıkmış? Alışılmadık bir mekanda oynanmış olmasının özel bir nedeni var mıydı acaba? Broşürün geleceğe bırakılacak tek tarihi belge olması niteliğini düşündüğümüzde de bu sorulara yanıt vermesi ihtiyaçtandı. Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun prömiyerini Paris’te bulunan Maisan d’Europe et d’ Orient isimli sanat merkezinde gerçekleştirdiği “Passa Tempo” oyununun dünya üzerinde kendine kimlik arayışı içinde bulunan ülkemizin “Paris’te Türk Günleri” isimli kültür sanat etkinliğinde ülkemizi temsil etmesi de oyuna ayrı bir nitelik kazandırırken, bu bilgiler de broşürde yer alabilirdi. Oyunun sahneye konmasındaki artı ve eksilerine rağmen “Passa Tempo” oyunu özünde barındırdığı anlamı itibariyle görülmeye değer.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 582
Kayıt tarihi
: 03.01.12
 
 

Tiyatro Sanatına gönül vermiş, içinde yaşadığım topluma yazarak hizmet etmeyi seçmiş sanatın bir ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster