Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mart '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
3303
 

Paylaşılamayan miras; Çanakkale Savaşı

Paylaşılamayan miras; Çanakkale Savaşı
 

Unutturulmaya çalışılan başkomutan Liman Von Sanders.


Osmanlı devletinin 17.yy. sonlarından yıkıldığı döneme kadar sıkça uğradığı askeri yenilgilerin toplumun ruh hali üzerinde yarattığı tahribatı kısmen de olsa giderebilmek amacıyla, 1915 yılında Çanakkale'de Osmanlının kazandığı galibiyet, farklı ideolojik çevrelerde gerçekliğinden kısmen veya tamamen kopartılarak yorumlanmakta, ideolojik araç olarak kullanılmaktadır. 90'lı yıllarda gerek Kürt özgürlük hareketinin Türklüğe tehdit olarak algılanması gerekse ilerleyen yıllarda AB'nin Türkiye'nin üyeliğine soğuk bakmasının yarattığı onur kırıklığı, gelişen medyanın da etkisiyle Çanakkale galibiyetinin eskisine göre çok daha güçlü biçimde anılmasının sebepleri arasındaydı.

Türk milliyetçiliği ideolojisi Çanakkale savaşını Türk milletinin bir başarısı ve Kurtuluş Savaşı'nın hazırlığına indirgerken, siyasal İslam ise galibiyeti anadolu insanının imanına dayandırmakta ve Allah'ın bir lütfu olarak yorumlamaktadır. Sosyalist solun bazı gelenekçi kesimleri ise Çanakkale savaşında Osmanlıyı anti-emperyalist görerek yüceltmektedir. Öyle anlaşılıyor ki farklı kesimler arasında paylaşılamayan bir miras söz konusu.

Söz konusu kesimlerin iddialarının gerçekliğe dayanıp dayanmadığını incelemeye çalışalım.

Milliyetçiler galibiyeti tamamen Türklüğe maletmekte, anma törenlerinde ve halka yönelik kitlesel yayınlarda Osmanlı birliklerinde yer alan Alman subay ve generallerini, Arap ve Kürtlerden oluşan 72. ve 77. Alay'ı ve Ermeni askerleri ya yok saymakta ya da küçümsemektedirler. Örneğin Osmanlı subayı Sarkis Torosyan Çanakkale savaşında Rumeli Hamidiye Tabyası komutanı olduğundan bahsedilmez (1).

Çanakkale savaşlarının kara savaşı safhasının başından sonuna dek başkomutanlığını yapan Alman generali Liman Von Sanders milliyetçi ve İslamcı tarihimiz tarafından es geçilmektedir. Savaşları genellikle başkomutanıyla anan bir tarihçilik anlayışının (Malazgirt-Alpaslan, İstanbul-Fatih Sultan Mehmet, Ridaniye-Yavuz Selim, Plevne-Gazi Osman Paşa, Kurtuluş Savaşı-M. Kemal vb.) konu Çanakkale savaşına gelince başkomutan Liman Von Sanders'i anmaması çarpık bir tarih anlayışının göstergesidir.

18 Mart 1915'de gerçekleşen deniz savaşı safhası için de durum çok farklı değil. Donanma komutanı Alman Menter Paşa'dır. Menter Paşa, Karanlık Limana mayınlama emrini veriyor ve bu durum deniz savaşındaki gidişatı değiştiriyor (2).

 “Gallipoli 1915” adlı kitabın (3) yazarı Alman yarbay Klaus Wolf, Çanakkale Savaşları sırasında 534 Alman askerinin öldüğünü söylüyor ve yarımadada onların anısına bir anıtın dikilmesini talep ediyor. Anıtın maliyetinin Almanya kaynaklı sağlanabileceğini de belirtiyor. Ancak yarımadada otuz civarında İngiliz ve Anzac anıt mezarına izin veren devlet yetkililerimiz nedense bu tek Alman anıtına bir türlü izin vermiyor ve yazar Klaus Wolf bu durumdan şikayetçi. K. Wolf şöyle diyor:

"Almanlar da Gelibolu’da ölen Alman askerlerini ve atalarını anmak istiyorlar. Ama Tarabya’daki Alman Askeri Mezarlığı’nda bile Almanların bu savaştaki katkıları yeterince hatırlanmıyor, Alman askerlerine yeterince atıfta bulunulmuyor. Bakın Çanakkale’deki Alman askeri mezarları çeşitli sebeplerden dolayı bugüne kadar muhafaza dahi edilememiş." (4)

Yakın bir döneme kadar milliyetçi şimdilerde ise hiç olmazsa Türk-İslamcı sayılabilen resmi devlet anlayışının Çanakkale galibiyetinde Alman etkinliğini küçümsemek için K. Wolf'un şikayette bulunduğu durumun bilinçli yaratıcısı olduğunu tahmin etmek zor değil.

Oysa Balkan savaşında 1912 yılında Bulgar ordularının karşısında bile tutunamayıp elinde Gelibolu ve İstanbul'un dışında trakya toprağı kalmayan, Bulgarları Çatalca'da zor bela durdurabilen bir ordunun nasıl olup da üç yıl sonra İngiliz-Fransız donanma ve ordularını durdurabildiğini sorguladığımızda, komuta kademesinin Alman kurmayına teslim edilmesi ve Alman askeri teçhizat desteği dışında bir değişiklik göremiyoruz.

AKP'li Ümraniye Belediyesi'nin hazırlattığı Çanakkale çizgi filminde ise hurafelerle doldurulmuş bir Çanakkale savaşı "tarihi" izliyoruz (5). Cevat Paşa rüyasında ebced hesabında Kef harflerini görüyor (Ebced: Arap alfabesinin kolayca hatırlanması için kullanılan harf dizisi). Rüyasında, bunun ne anlama geldiğini düşünürken, elinde bastonlu yaşlı bir derviş bu harflerin yirmi altı olduğunu, depodaki yirmi altı mayının çift sıra halinde denize döşenmesi gerektiğini söylüyor. İtilaf donanmasının üç gemisini batırarak tarihe geçen Nusret mayın gemisinin kullanılma nedeni bu şekilde açıklanıyor. Film başka hurafelerle de süsleniyor.

Sol kesim içinde Çanakkale savaşını Osmanlının emperyalizme karşı bir savaşı olarak yorumlayanları görebiliyoruz. Oysa Osmanlı Birinci Dünya Savaşı'na İngiliz-Fransız emperyalizmine karşı Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın oluşturduğu bir başka emperyalist safta katılmıştır. Üstelik savunma pozisyonunda değil önce Karadeniz'deki Rus limanlarının bombalanması ardından Sarıkamış Harekatı ve Mısır'da "Birinci Kanal Harekatı" (6) gibi saldırgan ama başarısız harekatlarla girmişti savaşa. Osmanlının saldırı gücü kalmayınca savunma durumuna mahkum olmuştu. Çanakkale savaşı bu çerçevede ele alınmalıdır.

Militarist devlet toplumda sürekli bir iç ve dış düşman algısı yaratmaya çalışır. Varlığı ölümden beslenir. Ölümleri hoş gösterebilmek içinse kahramanlık kavramını kullanır. Kahramanlığa övgü aslında militarizmin meşrulaştırılmasıdır. Yeni savaşlarda ölüme sürülmesi gereken gençler bu kahramanlık öyküleri ile büyütülürler.

"Savaşı nasıl önleyebilirdik?" sorusunu sormak ve yanıtını aramaktansa "Bir an bile geri dönmeyi düşünmediler" söylemini öne çıkarır militarist devlet.

Üstü başı yırtık-pırtık, teçhizatsız-donanımsız asker fotoğrafları için "Böyle bir duruma rağmen niye savaşa sokuldular ve hangi amaçla?" sorusu yerine "Böyle bir durumda bile savaştılar" söylemini öne çıkarır. Bu şekilde otoritenin suçu örtbas edilmeye çalışılırken halk savaşmaya özendirilir.

Bugün bizim için Çanakkale savaşının belki de tek önemli sonucu savaş denilen insanlık suçunun her iki taraftan, farklı milletlerden ve dinlerden, kültürlerden yüzbinlerce insanın hayatını nasılda sonlandırdığı veya kararttığını anlamamızı sağlamasıdır. Kahramanlık öyküleriyle istendiği kadar yüceltilmeye çalışılırsa çalışılsın, savaşların trajik ve dramatik sonuçları bizleri insanlığı bölücü din, millet ve benzeri ötekileştirmelerden, sömürü ve egemenlik ilişkilerini kurmak isteyen egemenlerden uzak tutabilecek, onlarla mücadele edebilecek motivasyonu sağlayabildiği ölçüde anlamlı olacaktır.

1) http://www.taraf.com.tr/ayhan-aktar/makale-yuzbasi-torosyanin-hikayesi.htm
2) http://www.e-tarih.org/makaleler.php?sayfa=makaledetay&makaleno=5536
3) http://www.amazon.com/Gallipoli-1915-Klaus-Wolf/dp/3932385292
4) http://www.savunmasanayi.net/ozge.pdf
5) http://www.umraniye.bel.tr/bpi.asp?caid=677&cid=5154
6) http://tr.wikipedia.org/wiki/Birinci_Kanal_Harek%C3%A2t%C4%B1

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 4282
Kayıt tarihi
: 03.04.11
 
 

Ege Üniversitesi'nden 1993 yılında diş hekimi olarak mezun oldum. 2010 yılından itibaren Fethiye ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster