Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Ocak '16

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
65
 

Pazar sabahı

Pazar sabahı
 

Trabzon Meydan Parkı Atatürk Anıtı, 1985 Gökşin, Habibe, Umut


Yumuşak, tatlı çocuk sesiyle ayrı odada yatan babasına yanaştı. Boyundan yüksek karyolaya tırmanıp çıktı. Küçük yumak ellerini babasının sakallanmış yüzüne dokundurdu, aldırmadan yanaklarına uzanıp öptü.
 
Uykusunu alamamanın hoşnutsuzluğu  -oğlu olunca – kızdırmadı babayı. Şiş gözlerini yarı aralayıp “koçum” dediği oğluna baktı. Yatak giysileri, pek bakımlı sayılmayan vücuduyla henüz soğumamış gece sıcaklığını babasına taşıyordu. Hemen yorganını açıp içine aldı oğlunu. Ulaşıp saramayan ellerini babasına uzatıp aklaşmış göğsünde gezdirdi. Yorganın altında başını dayadığı göğüs nazlarının geçtiği yüreği taşıyordu.
 
Alttan alttan babasını dürtükledi.
 
-Uyansana, hani kıymalı yaptıracaktın!
 
Yarı uyanık, yorgun baba seslenmedi. Şöyle yan değiştirip oğlunu arkasında bıraktı. Bu kez tırmanıp babasının sırtına bindi. Sonra isteğini kızgınlığa dönüştürdü. 
 
-Bugün Pazar kalksana, kıymalı günü değil mi?
 
Baba, kolunu dolayıp oğlunu döndüğü yanına aldı.
 
-Bugün mü söz vermiştim, yoksa ay başına mı?
 
-Kandıramazsın, pazara demiştin! 
 
-Ama bak ay başına beş gün kaldı. Sonra, yalnız sen değilsin; biz de varız.
Annen, ablaların, ben kaç kıymalı eder biliyor musun?
 
- Biliyorum, beş kıymalı eder. Annem bir, ben iki, sen üç, Gökşin dört, Evrim beş.
 
Yatak söyleşisinin nerede biteceği pek belli değildi. Baba, doğrulup oturduğu yatağında oğluyla pazarlığı bitirmenin ertelemenin yolunu arıyordu.
 
-Aferin benim oğluma, hesabını da pek güzel yapıyor.
 
Oğlu, övüyor mu, yeriyor mu diye anlamaya çalıştı babasını.
 
-E daha ne, kalksana geç kalıyoruz.
 
Oğluna sormadan bu kez hesabını yaptı beş kıymalının. Tamı tamına bir kilo kıyma, beş hamur, tereyağı; bulduğu sonuca cebi izin vermedi.
 
-Gel bunu beş gün sonraya bırakalım!
 
- Ama pazara kıymalı yaptıracağız dememiş miydin? Niye söz verdin öyleyse!
 
Tatlı başlayan söyleşi tartışmaya dönüşmüştü. Yan odada yer yataklarını toplayan anne, oğlunun yükselip gelen sesini duymazlık etmedi.
 
-Neyin pazarlığını yapıyorsunuz?  
 
Anne, duyulur sesle konuştu.Oğlu annesinin sesini alınca yorganı tepip üstünden attı.
 
- Anne pazara kıymalı yemeyecek miydik?
 
Anne gecikmeden durumu kavradı. Oğlunun söz dinlemez isteklerinin başlayınca bitmediğini iyi biliyordu.
 
-Demek söz verdi de, şimdi yerine getirmiyor öyle mi oğlum?
 
-He ya, diyor ki ay başına olmaz mı?
 
Anne bu soruları çok kez duymuştu. Durup düşündü; yiyeceğinden, giyeceğinden kesip bir kenara koyduğu, biriktirdiği para oğlunu sevindirecekti. Kanat takıp uçmak istedi anne.
 
- Peki, sen babanı kaldır; kıymalılar benden.
 
Tümcesi oğlunun sevinci tatmasın yetti. Yeniden babasının yatağına yöneldi.
 
- Duydun mu, paralar annemden; yaptırması senden ! 
 
Sözlerinde çocuk mutluluğu duyuluyordu. Baba, beklenmedik sevinci sezdirmeden oğluyla paylaştı. Düğüm olan boğazından, sıkışan yüreğinden iz kalmamıştı. 
 
- Demek paralar annenden öyle mi? Yaptırmasına ben de varım! 
 
Baba, evinde duyulan sevinci çoğalttı. Karısına sevecenlikle baktı. Birkaç günlük dargınlıkları eriyip gitmişti işte. Şöyle karısından yana bakması, ondan yana konuşması tüm buzları eritiyordu.
 
Baba, eve döndüğünde çay kokusu yeni doldurulan bardaklardan geliyordu. 
 
- Ooo! Çaylar da hazır, kıymalılar da geldi; açılın bakayım, açılın! 
 
Babasının coşkusuna gülerek ortak oldu oğlu. Kızlarını görmeyen baba sorulu gözlerini oğlunda gezdirdi.
 
- Hadi, ablanları çağırsana, daha uyanmadılar mı? 
 
Babasının sesini alınca ablalarının yattığı odaya yöneldi.
 
- Kalksanıza, kıymalılar geldi; kokularını almadınız mı?
Baba, her zaman olduğu gibi buruklukla sevinci yüreğinde taşıyordu.Kıymalılar yenip bittikten sonra güneş mutfağın penceresine iyice doğrulmuştu. Isınan mutfak duyulan mutluluğu çoğaltıyordu .
 
- Haydin bakalım bu güneş kaçırılmaz .
 
Babanın uyarısıyla evden çıktılar . 
 
 
 
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel! Gözlerimi doldurdu. Keşke şimdi de daha aç olsak ama daha fazla hoşgörümüz olsa! ah o eski hatıralar...

Seher KURT 
 04.01.2016 8:23
Cevap :
Sayın Seher Hanım, Sizleri yaşadıklarınıza götürebildiğim için sevindim.Çocuk büyüyünce dün daha çok aranıyor. Sayın yazar arkadaşım sizi 14 OCAK 2016'da BARIŞ MANÇO KÜLTÜR MERKEZİ, KADIKÖY, SAAT 15 2.KAT SÖYLEŞİME bekliyorum.  04.01.2016 22:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1064
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 710
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster