Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Haziran '07

 
Kategori
Beslenme / Diyet
Okunma Sayısı
459
 

Pazardan aldım bir kilo...

Pazardan aldım bir kilo...
 

Ben semt pazarlarından alış-veriş yapmayı çok severim. Sabah erken kalkıp, pazarcılar tezgahlarını yeni yeni açmaya başlamışken dolaşmayı daha çok severim. Hem kalabalık olmaz, hem de ürünler mevsime göre, güneşin ya da soğuğun hışmına uğramadan, tazeliğini korurken alış-verişimi yaparım. Pazara gidince o güzelim otları, sebzeleri, meyveleri önce tezgahlarında izler ve kendimden geçerim. Hele bir de karnım açsa, taşıyabileceğimden fazlasını yüklenir, sonra da eve tıknefes zor atarım kendimi.

Zamansızlıktan dolayı uzun süre pazaryeri dolaşmamıştım. Geçtiğimiz pazar günü bir arkadaşın nikahına gittikten sonra biraz dolaşalım dedik ve o dolaşmanın sonunda kendimizi eve uzak bir pazaryerinde bulduk. Ben açım. Vakit öğleni epey dolaşmış, hava sıcak mı sıcak. Ama yine de gezeceğim pazaryerini. Önce taze fasulyeden başladım, gerçekten de tarla fasulyesiymiş. Üç kişilik bir aile olmamıza karşın, dayanamadım iki kilo birden aldım. Sonra domates, kırmızı biber, yeşil biber, karnıyarık için patlıcan, mücver için kabak derken, para çıkarmak için ellerimi kullanamaz hale geldiğimi farkettim. Yine de hızımı kesmemeye çalışarak biraz da kiraz, erik, kavunla doldurdum kollarımı ve kendimi arabaya zor attım.

Eve geldik, hevesle önce zeytinyağlı bir taze fasulye yapımına koyuldum. Yanına pilav, cacık iyi gitti doğrusu. Ama diğer sebzeleri pişiremedim tabi ki. Her gün birşeyler pişiririm diye düşündüm. Ertesi günü fırında mücver için kabakları tükettik. Üçüncü gün karnıyarık malzemeleri ile eve erken geldim, dolabı açtım, patlıcanları çıkardım. Sekiz adet patlıcan, buzdolabında olmasına rağmen yumuşamış, büzüşmüş, o parlak morluğunu yitirmişti.

Onları çöpe gönderip, kırmızı biberlere yöneldim, sarmısaklı-yoğurtlu güzel olur diye düşündüm. Düşünmekle kaldım sadece. Pazar tezgahında bana kırmızı kırmızı gülücükler atan biberlerin rengi siyaha dönüşmüş, bazıları da küf salmaya başlamıştı. Onlar da tarihin çöplüğündeki yerini aldılar. Son bir umutla patateslere koşuşturdum. Balkondaki sebze sepetini açtım, yeşillenmiş ve filizlenmiş patatesleri görünce aklıma nereden geldi bilmiyorum, "Bugün yine açız çocuklarım" diye başlayan şiirin sadece o mısrasını okudum.

Akşamı makarna ve salata malzemelerinden ayıklayabildiklerim ile yaptığım çoban salata ile geçiştirdik.

"Tarla mı, sera mı, hormonlu mu, ilaçlı mı?" muhabbetlerine hala alışamadım. Çöpe attığım sebzelere mi, parama mı, hiç sevmediğim halde yemek yapma hevesimin kursağımda kalmasına mı yanayım bilmiyorum. Tavuk alıyorum, biliyorum ki 45 günde antibiyotiklerle, ilaçlarla büyütülmüş, koca bir fabrikada gün yüzü görmeden, toprağı eşelemeden soframıza gelmeyi başarmış piliç müsveddelerini yiyoruz. Arada bir de olsa canımız köfte istediğinde, yine biliyorum ki, suni yemlerle şişirilmiş, lezzetten nasibini alamamış daha ya da kuzu tüketiyoruz.

Ekmeklerimiz beyaz olsun diye, unun içine bilmem ne katkısı konuluyormuş. Meyvelerin tadından vazgeçtim, kokusunu bile hatırlamıyoruz. İçtiğimiz süt, suni yemlerle beslenmiş hayvanlardan alınıyor, yoğurdun içine kimbilir neler konuluyor, öğrenmek bile istemiyorum.

Sonra da gazetelerde, televizyonlarda uzmanlar, "Sağlıklı ve dengeli beslenme" modelleri üzerine yazıyor, konuşuyor, en çok satan kitaplar üretiyorlar. Bu ürünlerle mi sağlıklı ve dengeli besleneceğiz? Sahi biz ne yiyeceğiz?

Tadı bozulmuş ağzımdan, bozuk bir laf çıkmadan bu yazıyı bitirmeli. Sabah da ilk iş olarak, küçücük balkonda, saksılarda tarla domatesi yetiştirme çalışmalarına başlamalı...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir gün Konak Kitabevi'ne gelip sizi alnınızdan öpmek isterim. Tabii müsaade ederseniz. Sanki benim dertlerimi siz yazmışsınız. 12 yıl oldu Almanya'dan geleli ve her yerde her fırsatta aynı sizin yukarıda dile getirdiğiniz problemleri dile getiririm, kimse ilgi göstermez. Hatta arkamdan ''Bu da Almanya'dan geldi burada bir şey beğenmez oldu'' türünden dedikodu ediyorlar. Domates en sevdiğim sebze idi, ama zevkle yiyemiyorum. Benim gençliğimde domatesin kabuğunu soyup da yiyeni görmedim. Şimdi kolaysa kabuğunu soymadan yiyin. Yavaş yavaş tekrar organik tarıma geçiyorlarmış ama ben daha göremedim o lezzeti. Havrasokağı'ndan zevkle seçip eve getirdiğim sebze ve meyvelerin buzdolabında gelişmelerini sürdürüp filizlenmeleri, bir günde bozulmaları, lezzetsiz olmaları sizi beni üzdüğü kadar başkalarını da üzseydi belki bir değişim olurdu? Tarım Bakanımız kim? Ben bilmiyorum. Bilen var mı? Ekmekle ilgili yazacak yer kalmadı. En büyük problem de kalitesiz ekmek. Saygı ve sevgiler.

Mustafa Mumcu 
 28.06.2007 23:07
Cevap :
Sevgili dostum, aslında yazacak o kadar çok şey var ki, bu konuda her gün bir yazı yazılsa yeridir bence. Siz aldırmayın dedikoduculara, duyarsız bir toplumda yaşadığımız için bu sorunlarla boğuşuyoruz zaten. Bir gün onlar da anlayacaklar ama dilerim iş işten geçmemiş olur. Biz doğru bildiğimiz yapacağız ve her fırsatta konuşacağız, yazacağız. Dostluğunuza teşekkür ederim, ilk fırsatta bekliyorum. Sevgiyle kalın.  01.07.2007 0:44
 

Nuray abla yazın güzel olmuş ama sana bide kötü haberim olacak benim blog yazarlığımı reddettiler.sevgilerimle saygılarımla.... artık halkımın yazarı olacağım ,,istersen yazdığım siteye gir:www.cevdetdevrim.blogspot.com

ahmet cevdet seçkin 
 23.06.2007 18:50
 

Hâlâ dilindeymişsin pazarcıların. ;) Ne ballı müşterimizdi o diyerekten. Ama fasülyeyi yapmışsın.Ona sevindim.Çok severim de...Yazını tatlı tatlı başlayıp acı acı bitirmişsin.Ekmekler bozuldu, herşey bozuldu tat vermez oldu hayat.Kıyamet alametleri mi ne...Sevgiler...

üç nokta 
 23.06.2007 13:22
Cevap :
Aslında kıyamet koptu ama biz hala anlayamadık bana göre. "Mış" gibi yaparak yaşıyoruz işte, yaşadığımızı varsayaraktan. "Du bakalım, n'olcek?" diyerekten... Sevgiler.  23.06.2007 14:49
 

Hakli bir ciglik bu, sevgili Nuray... Rastlantiya bak, ben de bugün tam o anlattigin nedenlerle buzdolabimi yeniledim. Domates, salatalik, biber... taze alip koyuyordum, üc gün sonra küfleniyordu. Buzdolabin eskidir, ondan olur dediler. Bakip görecegim sonucu... Subat ayinda tam üc yil dolacak, agzima tavuk eti sürmüyorum. Igrendim. Bir gün tavuk hasliyorum. Baktim, salona garip bir koku gelmeye basladi. Artti. Mutfaga bir girdim, antibiyotik kokuyor resmen. Kaldirip attim. O gün bugündür disarida karisik izgara siparis etsem, tavuksuz olsun diyorum... Sen balkon diyorsun, ben terasta denedim gecen yaz domates biberi olmadi. Büyük saksilarda. Ya fidelerde is yoktu ya da ben beceremedim. Bilemiyorum. "Sahi biz ne yiyecegiz?" degil artik dogru soru. Dogru soru, "basimizi alip nereye gitsek acaba?" olmali. Yani o noktadayiz artik. Sevgiyle kal güzel arkadasim.

pirmete 
 23.06.2007 12:38
Cevap :
Sevgili Pirmete, başımızı alıp gideceğimiz hiçbir yer yok maalesef. Onu ben de çok düşünüyorum ama işin içinden çıkamıyorum. Yani ücra bir yerde, bir köyde, eski bir taş köy evi ve küçük bir bahçe düşlüyorum. Belki kızım hayata karışınca olabilecek bir düş, belki de hiçbir zaman olmayacak, bilemiyorum. Bildiğim tek şey, bu yaşam beni çok yoruyor ve zevk vermiyor. Sevgilerimle...  23.06.2007 14:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 138
Toplam mesaj
: 34
Ort. okunma sayısı
: 1472
Kayıt tarihi
: 26.08.06
 
 

1958 doğumluyum, İzmir'de yaşıyorum. 17 yıl gazetecilik yaptım ve emekli oldum. Şimdi babamın kurduğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster