Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Temmuz '08

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
1067
 

Pazaristan

Pazaristan
 

· İdeoloji ve güç ilişkisi

İdeoloji, inanç, etnik köken gibi olgular insanları sosyal sınırlar ile bölen ve farklı topluluklar oluşturan güçlü bağlardır. Bu bağın temelinde aidiyet duygusu, sosyal güvenlik ihtiyacı, ortak geçmiş, ortak gelecek ve ortak fayda beklentisi gibi farklı bileşenler bulunmaktadır. Bu bileşenler arasında ortak gelecek ve ortak fayda beklentisi gibi iki bileşen var ki, gerçekleşmesi için bir güç gerektirmektedir. Bu güç ne kadar büyük ise, paydaşlarının ereklerine o kadar çok hizmet eder. Bu gücü en üst düzeyde eline geçirmek için topluluklar iktidar erkine yönelirler. Toplumun ortak kaynaklarını kullanarak, kendilerine, kendileri gibi olduğuna ikna ettikleri kişilerin desteği ile daha çok fayda dağıtmak. Yeterli sayıda kişiyi ikna için, ortak değerlerin ideoloji şablonu içinde yeniden şekillendirilmesi ve servis edilmesi gerekir. İnsanların, kendileri için daha iyi bir gelecek idealine inandırılması zorunlu şarttır. İşte bu yüzden, iktidar isteklerine baktığımızda, perde önünde görünen ideolojilerdir. İdeal gelecek modelleridir.

Bu durum ülke içi iktidar mücadelelerinin temeli olduğu gibi, uluslar arası iktidar mücadelesinin de temel taşlarından biridir. Ülkeler arası savaşlarda da, sahnede görünen ideolojiler, yani ideal gelecek modelleridir. Görünürde herkes son derece iyi bir amaç için mücadele etmektedir. Aslında amaç gücü ve zenginliği ele geçirerek kendisi gibi olanlara daha çok fayda dağıtmaktır.

Hâlbuki farklılıkları öne çıkarmak yerine, benzerlikler üzerinde durulsa, beyinlerdeki bütün sınırlar zamanla solmaya başlayacak, savaşlar zeminlerini kaybedecektir. Elbette farklılıklardan beslenenler, bütün hesaplarını bu dengeler üzerine yapanlar da zeminlerini kaybedeceklerdir.

· Zenginleşmede yeni yollar

Sanayi devrimine kadar zenginlik deyince akla; zengin tarım alanları, ticaret yolları, altın madenleri, ipek, baharat vb. doğal zenginlikler gelirdi.

Sanayi devriminden bu yana zenginlik kaynakları arasına yenileri girdi. Eskilerden farklı olarak, ihraç edilebilir teknolojik ürünler, yazılımlar, know-how (teknik bilgi) vs.

Bunların dışında, artan teknoloji ile artan enerji ihtiyacı, bunların üretim ve geçiş coğrafyaları, hızlı kirletme/global ısınma sonucu değerleri öne çıkan temiz su ve tarım alanları. Artık bunlarda iktidar savaşlarının konusu olmuştur.

Bunlar arasında isminden pek söz edilmeyen, fakat Ülke olarak karşı karşıya olduğumuz, ismi konulmamış büyük savaşlardan biri, pazar savaşlarıdır.

Pazar neden önemlidir?

Ülkeler de tıpkı kişiler gibi, ticaret yaparken, ellerindekini paraya çevirmek için bir başka alıcıya satmaları gerekir. Bir çiftçi aile düşünün, kendi tarlasında yetiştirdiği domatesi kendisi tükettiği sürece, kendisi üretmeyip domatesi dışarıdan alacak olsaydı, sadece dışarıdan domates almak için ödeyeceği para kadar kara geçerdi. Yani bununla zenginleşemez. Ürettiklerini bir başkasına satması gerekir ki haneye para girsin. Aynı şekilde ülkeler de ürettiklerini dış pazara sattıkları zaman ülkeye para girer. (ihracat). Şimdi teknoloji ve bilgi üreten ülkelerin durumunu düşünün, kendi ürettiklerini dış pazarlara ne kadar satarlarsa o kadar zengin olurlar.

Ülkeler neden sadece ürün değil ideoloji de ihraç ederler?

Bilinen bir gerçek şudur; insanlar kültür olarak tanıdıkları toplumlar ile daha iyi iletişim kurar ve alışverişlerinde onları tercih ederler. Tıpkı bizim tanıdık esnaftan alışveriş yapmamız gibi. Bu nedenledir ki, ülkeler diğer ülkelere kendi kültürlerini ve ideolojilerini ihraç etmek isterler. Ne kadar kültür ihracatı, o kadar ürün ihracatı. İlginçtir ki eski sömürge ülkeler, kendilerini sömüren ülkelere kin duyacakları, onların ürünlerini boykot edecekleri yerde, en çok ticareti onlarla yaparlar.

İdeal pazar

İdeal bir pazar şu koşullara sahip olmalıdır.

Satılan ürünü kendisi üretememeli, bunu üretecek bilgi birikimi ve kaynaklara sahip olmamalı.

Satılan ürünleri satın alacak kadar zengin olmalı. Yani bilgisayar, yazılım, otomobil, cep telefonu, kısacası bugünün bütün teknolojik ürünlerini alacak parası olmalı, fakat üretecek kaynakları olmamalı. Az gelişmiş toplumların özelliklerinden biri de, iktisat biliminde WEBLEN ETKİSİ dedikleri, lüks tüketimine olan eğilimdir. Az gelişmiş toplumlar, diğerlerine oranla kaynaklarının daha büyük bir oranını lüks tüketimine harcarlar. Sokağa çıktığınızda gördüğünüz lüks otomobillere, her birkaç ayda bir değiştirilen cep telefonlarına bakın, bunun etkisini açıkça göreceksiniz. Gelişmiş toplumlarda bir zengin, aynı arabaya binerken, servetinin belki yüzde birini harcıyorsa, az gelişmişlerde bazen yüzde elli bazen de yüzde doksandır.
Şimdi bu bilgiler ışığında ülkemize ve şartları bize benzer ülkelere yeniden bakalım. Biz ne kadar önemli bir pazarız.

Pazaristanlar üzerine gelişmişlerin mutabakatı.

İşte dünyadaki pazaristanlar ve Pazar savaşları. Gelişmiş ülkeler pazaristanlar üzerine içgüdüsel bir mutabakata sahipler. Tıpkı petrol ihraç edenlerin mutabakatı gibi, teknoloji ihraç edenler de, ideal pazar koşullarının değişmesini istemezler.

Ülkemiz ve diğer ülkeler üzerine yapılan hesaplarda bu bakış açısını da hesaba katmak gerekir.

Bu gözlüklerle baktığımızda bizim büyümemiz bazı gruplar için ne kadar tehlikeli ise, aynı zamanda çok fakirleşmemiz de o kadar istenmeyecek bir durumdur. Böyle devam etmemiz işlerine gelir. Paramız olsun fakat üretmeyelim, sadece tüketelim. Bunun için de içeride suların durulmaması, fakat aynı zamanda kurumaması önem kazanıyor.

Neden üretim, üretim, üretim diye yıllardır ısrar ettiğimizin bir başka gerekçesini sizlerle paylaşmak istedim. Üretim çalışarak olur elbet.

*Bir erdem: ÇALIŞKANLIK (Faal ve aktif olma durumu, severek iş yapma.)

Çalışırken en çirkin insan bile güzeldir. Hz. Muhammed

Yuvarlanan taş yosun tutmaz. Publilius Syrus

Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak gerekir. Balzac

Çalışanlar, kötülük düşünmeye vakit bulamazlar. Çalışmayanlar ise, kendilerini kötülükten kurtaramazlar. Hz. Ali

Çalışmak; sıkıntıyı, kötülüğü ve yoksulluğu uzaklaştırır. Andre Maurois

Uğraş, didin, düşün, ara, bul, koş, atıl, bağır. Durmak zamanı değil, çalışmak zamanıdır. Tevfik Fikret

Çalışma uçup gidebilen bir alışkanlıktır, bırakması kolay, yeniden başlaması zor bir alışkanlık. Victor Hugo

Boş bir kafa, şeytanın çalışma odasıdır. S. Smiles

Gençliğimde sanırdım ki, hayat bir sevinçtir. Yetiştim ve gördüm ki hayat bir çalışmadır. Çalıştım ve gördüm ki çalışma bir sevinçtir. Thomas Carlyle

Çalışmak hayat, düşünmek ışıktır. Victor Hugo

Çalışmak her şeyi fetheder. Virgil

Ne yapılacağını sormayanlar için hiçbir şey yapamam. Konfüçyus


Hiç erişemeyecekmişsin ya da her şeyi yitirecekmişsin gibi çalış. Konfüçyus

Bir keresinde salt düşünmek için gün boyu aç, gece boyu uykusuz kaldım. Hiçbir yararı olmadı. Çalışmak daha iyi. Konfüçyus

İnsanlar, benim ustalığımı elde etmek için ne kadar sıkı çalıştığımı bilseler, onun o kadar hayret edilecek bir şey olmadığını anlarlar. Michelangelo

*Kaynak erdemler sözlüğü

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 34
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 631
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

1968 Hakkari doğumluyum. Elektrik Önlisans, Halkla İlişkiler Önlisans, İktisat Lisans, Sosyoloji ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster