Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Aralık '17

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
390
 

Pelvan

Pelvan
 

Hani bir resim vardır: Backgroundda bir çocuk parkı, önde bel planda ekose gömlekli ve trikosu omza atılmış genç bir baba ve o babanın omuzlarından bacaklarını aşağı sarkıtmış; minik elleriyle babasının başına yapışmış sevimli bir çocuk!
Bu bildik fotoğraf benim kişisel albümümde hiç bulunmadı ve 30lu yaşlarımı geçtiğim zamanlara kadar asla eksikliğini de fark etmedim.

Babam çok konuşmayan ciddi ve sert görünümlü bir adamdı.
Yürürken hızlı ve gözleri hep yerdeydi.

Bizim oraların âdetinden midir yoksa babamın mizacından mıdır çok sorgulamadım; ama ikimizin arasında, aklım erdiği zamandan itibaren gözle görülür bir mesafe ve kopukluk vardı. Harçlığımı bile anneme bırakırdı.
Bazen bana kitap okutur dinlerdi; fakat koyu bir sohbet ânını hiç hatırlamıyorum.

1.60 boylarında oldukça çelimsiz bir adamdı…
Bizim köydeki lakabı da “pelvan”dı.
Çok samimi bir arkadaşıma bu lakabı söylediğimde beraber gülmüş ve “bu adamın neresine pehlivan diyorlar” diye muziplik yapmış; ama babama neden “pelvan” dediklerini anlayamamıştık.

Ağır bir illet yüzünden hastanede yatmaya başladığında tam iki ay başucundan neredeyse hiç ayrılmadım. Uyandığında veya bir ihtiyacı olduğunda beni daima yanı başında buldu.
O iki ay boyunca sadece sabah vizitesinde arabama inip iki saat deliksiz uyuyordum ve hiç yorulmuyordum.
O hastane gecelerinde yanına uzanıyor ve sabaha kadar durmadan birbirimizi dinliyorduk...

İlk defa o zaman öğrendim…
Savaş artığı dedemin naaşının Balıkesir hastanesinden yoksulluk yüzünden alınamayıp kimsesizler mezarlığına defnedildiğini;
Daha onbeş yaşındayken Manisa bağlarında babamın sırtını ve körpe omuzlarını çürüten üzüm küfelerini;
Komşu köydeki hayvan ahırının küspe ve tezek kokusu içindeyken anneme nasıl sevdalandığını;
Cebinde taşıdığı ucu kırık bir çakı yüzünden nasıl hapse düştüğünü…

Ve anlattım o çok değerli iki ay içinde O’na kendi öykülerimi ve düşlerimi…

İşte o kıymetli ve çok sancılı hastane zamanlarında biz gerçekten baba-oğul olabildik.

Ama hastaneden taburcu olduğunda yine eski mesafeyi koyuvermişti.

İlkokuldan sonra henüz 11 yaşımdayken ailemin yanından ayrılıp yatılı okula gitmem yüzünden de O’nu tanımam ve anlamam pek mümkün olamadı sanırım. Ne dostları ve arkadaş çevresi, ne de ilişkileri konusunda bir fikrim olamamıştı.

O sadece 4 yıl okula gidebilmiş, haftada bir gün gazete görebilen adam, aslında derin ve anlamlı sözler ediyor ve ben bunu yıllar sonra fark edebiliyordum.

Bir gün O’na “baba falanca ne iyi adam” dediğimde; bana “oğlum sen iyiysen herkes iyi” demişti.
Şimdi bu cümlenin altını çiziyorum ve derinliğini ancak keşfedebiliyorum.

Evet! Önce bizatihi kendimiz “iyi” bir insan olmalıyız. İyilik kendimiz için sabırlı ve tam bir amaç haline geldiği zaman kötülerle karşılaşmayacağımız konusunda kesin bir inancım var artık!

Tarihe bakıyorum: İyilik yapan kahramanlarla dolu. Kötüler yok olup gitmişler tek bir iz bırakmadan. İstisnalar var; ama bunlar salt tarihin akışını değiştirecek kötü işleri yüzünden lanetle anılıyorlar. Yoksa bizatihi kendi kötülükleri yüzünden hatırlanmıyorlar. İz bırakanlar hep iyiler!

Küçük yerlerde herkesin bir lakabı vardır… Bu lakapların bazısı da olumsuzdur.
Olumsuz lakap sahipleri bunu bilmezden gelir ve kimse de onların yüzüne söylemez. Böyle sessiz ve adı konmamış bir anlaşma sürer gider.

Babamın son günleriydi.
Köyden hastaneye giderken Yalama Hüseyin el edip durdurdu beni.
Köyde pek durmadığım için kendisini tanımıyor olma ihtimalini düşünerek ve belki hayatında ilk ve son defa kendisi için söylenen olumsuz lakabı ağzına aldı: “Babana çok selam söyle Yalama Hıssîn yaptığın iyilikleri unutmamış de! Çok istiyorum yanına gitmeyi ama bu koyunları bırakamıyorum O beni anlar”

Babama selamını ve söylediklerini aynen ilettim…
Dudaklarında küçük bir tebessüm belirdi; ama ısrarla sormama rağmen o adama ne iyilik yaptığını asla söylemedi.

Kendisini toprağa verdiğimiz soğuk kış günü, bizim 4 dönüm bahçe insan dolmuştu. Oysa bizim köyün nüfusu yüz kişiyi geçmez. Hayatımda hiç görmediğim ve bir daha hiç karşılaşamayacağım bunca insan nerden duymuş ta gelmişti.

İşte o gün, o kalabalıktan tek tek taziyeleri alırken anladım babama neden “pelvan” dediklerini;
İyiliklerin yok olup gitmeyeceğini;
Giderken yanımızda götürebileceğimiz ve aynı zamanda geriye bırakabileceğimiz yegâne sermaye ve birikimin “iyilik” olduğunu…

Pehlivanlık, O’nun bileğinde cüssesinde değil; yüreğindeymiş.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Babanızdan farklı değildi babam. Yaşanmışlıklarınız öyle tanıdık ki. Bir kez olsun ağzından beni sevdiğini, gururlandığını duymamışımdır. Lakabı Patton'du. Öyle otoriterdi; ama bir o kadar da koca yürekliydi. Çocukluğunda vagon altlarından mısır tanesi topladığını anlatırken evlatlarına hep en iyiyi sundu. 50 yıllık hayat arkadaşı annemi kaybettikten sadece 7 ay sonra onun yanına gitti. Oğlum 30 yaşında ve her fırsatta onu sevdiğimi söylüyorum; sevgimi içimde değil, paylaşarak yaşıyorum. Selam ve sevgiyle.

Ata Kemal Şahin 
 22.01.2018 17:44
Cevap :
Muhtemelen aynı dönemin çocuklarıyız... Belli ki örselenmiş bir nesil babalarımızın nesli... Dönemlerinin sert iklimini düşünürsek anlayabiliriz onları... Tavır ve dışavurum nasıl olursa olsun kalpten kalbe bir yol var biz onların yüreğindeki muhabbeti hissetmişiz. Sevgi yoksunu olarak büyüdüğümüzü söyleyemeyiz bu sebeple. Bendeniz de yetişkin kızlarıma her fırsatta sizin yaptığınız gibi sevgimi söylüyorum... Sevgiyle saygıyla selamlıyorum...  22.01.2018 18:14
 

Onlar ölmüyor aslında.Ölen sadece o güne kadarki edindikleridir.Duyguları,düşünceleri,fiziksel ve biyolojik özellikleri yoluna bizlerde devam eder.Onların bakan gözleri,tutan elleri ve yürüyen ayaklarıyız aslında.Bu genetik mirası korumak ve daha da zenginleştirmek biz evlatların görevidir...Duygu yoğunluğu fazla,samimice yazılmış acılı bir anıydı...İyiliğin dostu babanızın ruhu şad olsun.Size,sizlere sağlık ve uzun ömürler dilerim Menkıbe Dede.Selamlar.

Abbas Oğuz 
 15.01.2018 0:14
Cevap :
Değerli yorumunuz, katkılarınız ve samimi dualarınız için çok teşekkür ederim efendim. Evet özlüyor insan... Hüzünlenirim babam aklıma düşünce; ama acılı değildir bu hüzün... Onurla andığımız büyüklerimizi hatırladıkça acıdan ziyade özlem, gururla karışık bir haz duyarız... Saygıyla selamlıyorum...  15.01.2018 1:24
 

Ne mutlu size ki böyle bir babanın oğlu olmuşsunuz. Allah ona rahmet eylesin ve size se sağlıklı, mutlu uzun bir ömür versin. Ancak şu iyilik kötülük meselesine aklım pek yatmadı. Özellikle de şu "sen iyiysen herkes iyidir" meselesi bana hiç gerçekçi gelmedi ama neyse bu güzel hikayenin tadını kaçırmayayım. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 23.12.2017 19:30
Cevap :
Çok teşekkür ederim Sayın Atilla... Âmin ve bilmukabele...  25.12.2017 1:33
 

Duygu ve düşüncelerimizin davranışlarımıza yansıması, içimizdekileri dışarıya taşırma şeklimizdir karakter. Babalarımızı temel alarak etkileştiğimiz, etkilendiğimiz ne varsa karışıp bir zihin oluverir bedende. Sonuçta; ya iyi ya da kötüyüzdür. Her ikisi de gereklidir yaşam için. Ancak denge şarttır. İçinde bulunduğumuz safı değiştirmek, gitmek ve gelmek,kim olduğumuzu aramak :) bazen bunu deneyimlemek isteriz. İşte o an ensemizde bir el hissederiz. " Sen o değilsin, özüne dön." O öz; babamızdır. Düşündüren güzel bir yazıydı. Düşünme şeklinizi aldığınız kökler huzur içinde uyusun... Sevgilerimle...

Caroline de Winter 
 23.12.2017 12:10
Cevap :
Farklı bir pencere açtınız zihnimde… Arketiplerimizde atalarımızın izlerinin varlığını biliyor olsam da böyle bakmamıştım hiç; ama doğrusu hoş geldi babamın erdemlerine yaslanıyor olmak duygusu. Çok teşekkür ederim nazik ilginize… Onurlandım… Saygıyla selamlıyorum…  23.12.2017 13:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 277
Kayıt tarihi
: 09.11.17
 
 

Okur, düşünür, sever, yorulur, arasıra yazar... Sıradan bir adam; ama önsıradan... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster