Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Eylül '09

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1040
 

Pembe panjurlu ev

Pembe panjurlu ev
 

Bu evin hayalini yıllarca kurmuştum. Emlakçı tam sizin istediğiniz gibi bir ev var elimde dediğinde hemen görmek istemiştim . ''Ev kaba inşaat halinde elektrik yok henüz’’ demelerine rağmen hemen görmek istemiştim. Gece el feneriyle gezmiştik. Tam istediğim gibiydi. Muhteşem bir çatı katı, bahçesi, havuzu, dağı gören bir terası vardı.

Evi aldıktan sonra 3 gün uyuyamadım. Bu evi nasıl yapacağız. Ben her ne kadar işin içinde olsam da iç mimari çok farklıydı. Önce dolaştık hiçbir şey yapmadan. Arkadaşlarım öyle tavsiye de bulunmuşlardı. Öncelikle gez dolaş ufkunu geliştir. Araştırma yap. Ondan sonra işe başla demişlerdi.

Tam 2 yıl sürdü. Kemal pek fazla karışmadı. Aslında her şey kontrolü altındaydı. Her gün akşam gelip yapılan işleri kontrol ediyor. Aksayan yönleri söylüyordu bana bende gerekeni yapıyordum. Bu evin her fayansı, her döşemesi, her mobilyası günlerce düşünülerek yapıldı. Önce tarzı belirledim. Tarzı belirledikten sonra işler daha kolaylaştı. Tarzımız rustikti. Renkleri desenleri bu tarza uygun ayarladım. Uygulama aşamasında işi yapacak ustalar çok yordu. Birkaç kere işler ters gidince işi öğrendim. Hangi iş yapılacaksa o konuda araştırma yapıp bilgi sahibi oldum. Böylelikle yapılan hataları daha iyi görebiliyordum.

Şimdi arka bahçede oturup seyrederken eserimi bu evi çok sevdiğimi anladım. Her köşesinde bir emek vardı. Kullanılan her eşyayı severek özenerek almıştım. Bazen beğendiğim şeyler çok pahalı oldu. Ayırdığım bütçeyi aştı. Ama Kemal ne yapıp edip istediğim şeyin olmasını sağladı. Benim hayalim ve isteklerim aslında onun hayali ve istekleri olmuştu.

Ön bahçede bir manolya var. Yaprak döken manolya. Senede bir kere açan kocaman fuşya rengi çiçekleri var. Her bahar açar. O kadar güzeldir ki ben onlarla konuşurum ''ne güzelsiniz, ne harikasınız derim.’’ Ertesi gün bir lodos hepsi uçar gider. Son 3 senedir böyle oluyor. Eğer bu senede çiçekleri lodosla uçarsa dayanmazsa arka bahçeye dikeceğim

Evim de çok mutluyum. Ev benim için çok önemli. Zamanımın büyük bir kısmı evde geçiyor. İşimide evde yapma olanağım var. Projelerimi evde çiziyorum. İlk ne zaman evden çıkmamaya başladım bilmiyorum. Kızımın doğumundan 3 gün sonra babamı kaybettim. Bir yandan sevinç bir yandan babamın beklenmedik ölümü. O zaman çıkmamaya başladım. Dışarıdaki kalabalıklar beni korkutmaya başladı. Kızım 40 günlük olunca dışarı çıktık birlikte. Ben her şeyden korkmaya başladım. Çevredeki mikroplardan, ben bir şeye dalarsam bebeğimi alıp gideceklerinden. Bulunduğum alışveriş merkezi birden daha da büyüdü devasalaştı. Birden tavanı dönmeye başladı. İçimde bir sıkıntı nefes alamadım. Kalbim çok hızlı atmaya başladı. Kalbimin atış sesi beynimde yankılandı. Kemal’e ''bayılacağım çıkalım'' dedim.

Uzunca bir süre gene çıkamadım dışarı kalabalık yerlere tanımadığım insanların bulunduğu yerlerde kendimi güvende hissetmedim. Nefes alamayacağım düşüp bayılacağım rezil olacağım diye düşündüm.

Evde mutluyum. Kızımla ilgilenmek tüm zamanımı alıyor. Ama akşama çıkmam lazım. Kemal’ in yeni patronunun evlilik yıldönümü kutlaması var. Tanımadığım bir çok kişinin bulunduğu bir ortam. Hazırlandım sabahtan beri. Giyindim hazırım aynadaki görüntümü beğendim.

Kemal seslendiğinde ''hadi'' diye hemen toparlandım. Yol boyunca gergindim. Kemal ''Hiç konuşmuyorsun çok durgunsun'' dedi. Değilim iyiyim dedim ama değildim. ''Yüzün kızarmış kötümüsün. İstersen gitmeyelim dönelim. O kadar önemli değil'' dedi. Ama önemli biliyorum herkes eşiyle katılacaktı.

Parti bir otelin havuzbaşındaydı. Çok şıktı herşey. Giydirme yapılmış süslenmişti sandalye ve masalar. Kapıda karşıladılar. Binnur ve Haşim ilk kez karşılaşıyordum. Ama çok sıcak içten bir karşılamaydı. Davetlilerin çoğu gelmişti. Oturduk masadaki kişilerle tanıştım. Havadan sudan konuşmaya başladık. Benim tedirginliğim giderek artıyordu. Ne dediklerini duymuyordum. Dikkatimi yoğunlaştıramıyordum. Sadece gülümsemeye çalışıyordum. Kemal dalmıştı. Etrafındakilerle şakalaşıp gülüp duruyordu. Bir ara sandalye altımdan kayıyormuş gibi hissettim. Hemen biraz su içip kendime gelmeye çalıştım. Artık sesler kulağımda bir uğultuya dönüşmüştü. Ses sistemine yakın bir masadaydık. Müziğin sesi her şeyi bastırıyor. Sesler birbirine karışmaya başlamıştı.

Birden tanıdık bir ezgi duydum. Kemal'le düğünümüz için dans kursuna gidip vals öğrenmiştik. Derste çalan valsin ezgileri beni bir anda, o zamanlara götürdü. Kemal’e baktım dansa kaldır der gibi hemen toparlandı. Pistte fazla kimse yoktu. Açılış dansıydı. Dans etmeye başladık. Dans ederken birden içimde bir coşku hissettim. Hafiflemiş. Sakinleşmiş. İlk anda ayaklarımız karıştı ama Kemal hemen yönetimi aldı. Uçuyorduk sanki aynen düğünümüzdeki gibi. Birden tüm davetlilerin hayranlıkla bize baktığını gördüm. Çok hoşuma gitti. Birden orada Kemal'le olmaktan çok mutlu olduğumu hissettim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Okurken ya koşa koşa evine dönerse diye gerilmişim farketmeden...Öykülerin sonu hep iyi bitmeli=)

Çelin 
 03.02.2010 23:50
Cevap :
Çok teşekkürler. Bu öykü bir atölye çalışmasıydı. Yorumunuz için çok teşekkürler. Saygılar selamlar.  04.02.2010 11:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 165
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3610
Kayıt tarihi
: 20.09.09
 
 

Evli bir çocuk annesiyim. Eğitim alanında çalışıyorum. Felsefe, sosyoloji, edebiyat alannda atöly..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster