Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Mayıs '11

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
242
 

Penaltı

Penaltı
 

Şimdi sözlükten bakamayacağım tutmak kelimesinin tam manasına. Tutmak, tutturmak, tutulmak ve kim bilir daha onlarca diğer kelime ile ilişiklendiremeyecek, aralarından amaca yönelik iki üç cümle kuramayacağım. 

Tutuldum mu ne? "Kendimi bildim bileli" ile başlar ya bazı cümleler. Yaşınız kaç olursa olsun. On yaşındaki öğrenciler de, yirmili yaşlardaki gençler de, otuz, kırk, elli, atmış, yetmiş, seksen, doksan, yüzzzzzz yaşındakiler de. Demek istediğimiz, bir kere beynin içine girdi mi kolay kolay çıkmıyor, ömür boyu beyin gölgemiz oluyor. Öyle bir gölge ki, kendimiz bile göremiyoruz. Aydınlık geleceğe o kadar uzağız ki gölgeler nasıl görülebilsin. Kapıldık gidiyoruz, bahtımızın rüzgarına… 

Bu aralar rüzgarlar sert, bu aralar havalar çok dingin. Bu aralar senaristler almışlar kalemleri ellerine, güle oynaya yazıp çiziyorlar, yetmiş iki milyonun kaderini boyuyorlar. Göz boyamaktan geçtik, kader boyayıcısı onlar. Profosyoneller, karar vericiler…. Oldum olası sevmemişimdir zaten bu profosyonel lafını. Ne o, futbolcu gibi sadece para için mi oynayacaksınız? Para için mi yazacaksınız? 

Kaç kişi okumuş bu yazıyı hemen aşağıdaki sayaca bakar mısın? Ne kadar az değil mi? Oysa yarınki tüm gazetelerin birinci sayfasında olmalıydı. Parayla satın alabilir misiniz? Bilmem belki katrilyon verseniz herkese birden, yetmiş iki milyona birden okutabilirsiniz. Yok yok, basmazlar, okutmazlar, çizerler üstünü, işlerine gelmez ki? Yoksa nasıl ödeyecekler yeni aldıkları lüks daire, araba, yat, paralarını. Nasıl devam ettirecekler değirmenin suyunun döndüğü çark yağlamalarını? Bilmem, anlamam da…. 

Türk Milleti zekidir, Türk Milleti çalışkandır. Türk Milleti tutturmuştur bir ipin ucundan bırakmamacasına devam etmektedir hayatına. Boşta kalmayı sevmez, depresyonu sevmez, aklının kalabalık olmasını sevmez, kararsızlığı sevmez… Mutlaka bir ipin ucunda hissetmek ister kendini. Tuttuğu takımı ömür boyu değiştirmez, oy verdiği partiyi ne olursa olsun değiştirtemezsin, senaryolar yazsan, oyunlar oynasan, sokakları bayraklarla donatsan, gece gündüz bangır bangır bağırtsan arabaların, otobüslerin üstünden kulak zarları patlamaz. Gerçi bu sefer ne bayraklar çok , ne arabalar, ne gereği var ki zaten masrafa. Bayrakçıları mı kazandırsınlar. Devir ekonomi devri… 

Boğazlarına kadar pisliğin içine soktukları karşısında konuşurken, boğazlarına o şehrin futbol takımının atkısını asarlar ama. Boğazınızı düğümleyeceğiz bu atkılarla mı demek istiyorlar? Kemerlerinizi sıktırmıştık yıllarca, şimdi boğazınızı mı sıkacağız demek istiyorlar. Futbol ile sıkacağız, magazin ile, müzik ile kadın programları ile.. Bir perde kapanacak öbür perde açılacak. 

Baksanıza ne kadar ilerledik canım. Real Madrid de bile 3 Türk futbolcusu oynayacak artık… Ama helal olsun, tebrik etmek lazım metin yazarlarını, koroyografları, ışık ekibini, kostümcüleri, kameremanları, iyi filimler çekiyorlar. Gece gündüz çekim yapsalar bitiremezler, nasılsa herkesin bir kaseti var ya. Teknoloji ilerledi canım, önceden herkesin kdv fişi vardı , şimdi herkesin altın kaseti var. Bakalım Oscar kime kalacak? Hangi senaryo, hangi film kazanacak? Senin benim kazanmayacağımız kesin ama. 

Birileri zaman ve para harcadılar, elbette karşılıklarını alacaklar. Bal tutan parmağını yalamıyor artık. Arıların dnalarıyla oynayıp, markalaştırıp dünya pazarlarına sunuyor, ortada arı da kalmıyor bal da, ama süt mısır şerbeti haşlamasından milyonlar kazanabiliyorlar. Siz anca parmağınızı yada avucunuzu yalayın. Atı alan Üsküdar’ı geçti diyecem ama at da demode oldu artık, Üsküdar’a metrobüs ile falan gidilecek değil mi? Üsküdar’a gemi ile mi gitsek acaba? Vardır mutlaka küçük gemicikler değil mi? Ne diyon kardeşim? Ne kıskanıyon? Sen de yap, sen de becer, sen de köşelik ol? 

Ne zırvalıyon, geveliyon? Hem işini bilemiyon, hem akıl veriyon. Boş ver sen onu bunu, bak projelerinize. Performans ödevlerimizi bitirdik, ortalamamızı yükseltmek için proje ödevlerine başladık. Ama hani sadece bir dersten proje hazırlayabilirdik. Ne olmuş böyle, önüne gelen, arkasından proje çıkarıyor. Sürpriiiiiz, bak! Ne güzel değil mi? Aferin sana oğlum, aferin kızım, otur yüz. Dur bir de imzalayayım proje ödevini, imzamı atayım, sonra sandığa atayım sana verdiğim yüzü. Çok kereler yüz verdik zaten, yüz çeviremedik sizlerden. Sandık başına gitmeye yüzünüz var mı hala? Yüz kere de oy verebilseniz değişecek mi? Sizi gidi yüzü kızarmayacasılar sizi…… 

Ne demiştik, yüz kitap okusan da adam olamazsın demiştik değil mi? Yüz yaşına gelsen de… Birileri istemeden sen bu klavyenin tuşuna bile basamazsın. Birileri okeylemeden bu yazını yayınlamazlar orada burada. Tek başına yüzünü gözünü mü morartmak istiyorsun yoksa?.... Nefret ediyorum senden biliyor musun? Takım tutar gibi davranıyorsun. Sandık başına değil de gol atmaya, penaltı kullanmaya gidiyorsun sanki. Evet evet, haklısın, öyle bir son dakika penaltısı ki bu, 90+2011 dakikası penaltısı, atarsan kazanacaksın, atamazsan köle olacaksın. Ya ya ya, şa şa şa, oley oley, oley. Üçlü de çektirdik sana. 

Hadi bakalım bu moralle çektiğin tüm üçlü açlık, eğitimsizlik ve işsizlik bataklarından kurtulmanın zamanı geldi. Hayret bir şey bak, ilk kez top ayağına deyecek. Ömür boyunca ayağına bir kere top değmeyen sade vatandaşımız 90+2011 de kullandığı süper penaltı vuruşuyla memleketini şampiyonlar ligi şampiyonu yaptı. Sade vatandaş sandık başını ağlayarak terk etti…. Flaş, flaş, flaş…. 

Ama olmaz değil mi, hiç penaltı atışı yapmamışsın daha önce, top ayağına bile deymemiş, hele kalede işsizlik, açlık, eğitimsizlik kalecisi varken nasıl olacak da gol atacaksın. Sağ üst köşeye lamba gibi asarsın sen değil mi? Tabi ya, sen var ya bir tanesin sen…. 

Evet sade vatandaş sahaya iniyor, antreman yapacağız seninle şimdi. Topa nasıl vurulur antremanı… Kondisyonun yok biliyoruz, sık dişini, tek vuruşluk şansını iyi değerlendir, sonra kondisyon da depolarız sana, hızını da artırırız. Hayal et. Topa vurduğun anı hayal et, kaleciyi çok iyi tanıyorsun yıllarca, her zaman ezildin ve kaybettin onun karşısında ama olsun, şimdi sıra sende. Hadi koçum, hadı evladım, kim tutar seni….. 

Öyle bir şut çek ki fragmanlara girsin, ömür boyu unutulmasın bu golün. Kolay mı şampiyonlar ligi şampiyonu olup seneye otomatikman katılacaksın bu lige. Yoksa kendi liginde çoktan küme düştün, bunu herkes biliyor. O zaman ne yapıyoruuuuzzzz? Hayal ediyoruz, o tek vuruşla neler kazanacağımızı, neler kaybedeceğimizi hayal ediyoruz. Topa neresinden vuracağınızı, hızlı veya yavaş, plase veya pis burun, yana ya da ortaya, kalenin neresine vuracağımızı iyi düşünüp iyi karar veriyoruz. Şimdiye kadar seyrettiğiniz veya dört yılda bir zar zor atıp her seferinde kaçırdığınız bütün penaltı atışlarınızı unutun. Bu sefer kesin doğru vuruşa karar vereceksiniz. 

Öyle bir vuracaksınız ki topa, yer gök ayağa kalkacak. Şampiyon olacaksınız, Şampiyon. Şampiyooon, Oleeeeyyyy, Goooooooolllllll !!! Sonra da, “Ağlamak İstiyorum” diyeceğim ben…. Canım benim, sana güveniyorum, bu golü atacaksın, en doğru kararı vereceksin, çok kez antreman yapacaksın, düşüneceksin, hayal edeceksin, vizyonunu ve misyonunu geliştireceksin. Senin neyin eksik, sana da hemen vizyon, misyon, yaparız…. Ne demek se ?? Yeter ki o golü at. Atacağına inanıyorum. Efsane olacaksın, torunlarının efsanesi…. 

Ahmet Gencal 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 393
Kayıt tarihi
: 04.04.11
 
 

1971, Samsun Merkez doğumlu olan Ahmet GENCAL, eğitim hayatına İzmit Bahçecik İlkokulu'nda başlad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster