Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Haziran '11

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
541
 

Pencere, mezunlar ve Boğaziçi

Pencere, mezunlar ve Boğaziçi
 

Kaynak: Web


Gözlerim köprünün ışıklarını arıyor iki gecedir. Ne oldu ki onlara? Hepimizin hayranlıkla izlediği boğaz köprüsünün ışıklarından bahsediyorum tabii ki. Rengarenk olan kısmı zaten pek haz ettiğim söylenemez, benim aradığım ona inci lakabını kazandıran o sıra sıra ışıklar, hani neredeler?  

 

Bu hafta sizlere Boğaziçi Üniversitesi’nin Bebek sırtlarından yazıyorum bu satırları. 32 farklı ülkeden gelen konuklar ile yapılan turizm pazarlaması konulu toplantı nedeniyle bulunduğum kampüste bu süre içindeki izlenimlerimi paylaşmak istiyorum. Penceremde boğaz manzarası, karşımda ekranım... dün akşamki kalabalık olmasa da bahçede, bu gece de neşeli öğrencilerin seslerini, söyledikleri şarkıları duyabiliyorum. Dün kampüse ulaştığımda BÜMED Mezunlar günü kutlamaları vardı. Bir başka güzel oluyor Boğaziçi’nin mezuniyet kutlamaları. Sabah brunch ve caz dinletisi ile başlayan keyif gecenin ilerleyen saatlerine kadar birbirinden renkli konserler ile devam etti. Burada kendine özgü standartları ile farklı bir yaşam alanı kurmuş olan BÜ camiası arasına karışıverdim ben de misafir olarak...

Meydanda kurulan stantlarda yok yoktu adeta. Her uğradığım yerde bir ikram ile karşılandım. Kahve, dondurma, çukulata, meyve suyu, çeşitli yiyecekler... Çimenlerin üzerine dün geç saatlere kadar serilen onca şey sabaha kadar toz olmuşlardı. Hatta bu akşam Sirkeci’den döndüğümde eser bile kalmamıştı bir gece öncesinin hareketliliğinden, taze sulanmış çimenlere basınca daha iyi anladım.

İstanbul’un ruhu siniveriyor insana, çeşitliliğin geçici de olsa bağımlısı oluyorsunuz bu şehirde birdenbire. Hal böyle iken şu fıkrayı, dizileri, kaybedilen zamanları, yaşanan benzer kareleri zincirliyor birbirine zihnim... Fıkramız şöyle:
Temel ile Fadime yeni evliymiş. Temel ilk zamanlar her sabah dağın eteğindeki kasabaya inip gazete alıyormuş, 1 ay, 2 ay, 3 ay... sonrasında bıkmış. Demiş ki:
- "Bundan sonra gazeteleri hergün sen alacaksın Fadime" ve Fadime ne yapsın, kabul etmiş... 1 ay, 2 ay, 3 ay derken Fadime de her sabah o kadar yol yürümekten bıkmış. Şöyle bir düşünmüş, ”bir gitmeye 7 tane gazete alayım, Temel’e her sabah birini vereyim” demiş ve öyle de yapmış...
7 ci gün Temel aynı gazeteyi almış, Fadime’ye dönmüş ve
- "Fadime dünyada ne kadar çok salak adam var!" demiş hayretle ve devam etmiş:
- "Aynı adam aynı ağaca aynı arabayla 7 gündür çarpıyo!”

Fadime’ye de Temel’e de gülmemek gerek, pek de farklı olmuyor sonuçta durumumuz aynı karelerin içinde. Farklı bir manzarayı hayat kendiliğinden insana sunmuyor, kafayı kaldırıp bakmadıkça... Mezuniyet, okul günleri çok uzak ve yaşadıklarınız da tatsız tuzsuz gelmeye başladıysa, tatil zamanı gelmiştir.

Herkesten çok tatili hakeden babaların (en başta kendi babamın ve onun şahsında tüm babaların) babalar gününü kutlarım.
Sevgiyle kalınız.  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

..güzeldi. Teşekkürler arkadaşım.

Yüksel ÖNAÇAN 
 22.06.2011 12:54
Cevap :
Yazar olan arkadaşlar tarafından beğenilmek ayrı bir keyif veriyor insana. Teşekkürler :)  23.06.2011 0:43
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 149
Toplam yorum
: 79
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 633
Kayıt tarihi
: 07.04.10
 
 

Sazsız söze ezgiler diziyoruz, birer birer. "Kim" olduğumuzun belli olmadığı bu dünyada K..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster