Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Nisan '11

 
Kategori
Futurizm
Okunma Sayısı
1283
 

Petrol ve Küresel Fakirleştirme Tezgahı (11)

Petrol ve Küresel Fakirleştirme Tezgahı (11)
 

Petrol “petraoleum” sözcüğü Yunanca “yer” ile Lâtince “yağ” sözcüklerinden oluşmuş. Almanlar petrolün mucidi olarak ünlü mineralogları Georg Bauer’i gösterirler; çünkü 1546 yılında yayımladığı Doğal Fosiller Üzerine “De Natura Fossilium adlı bilimsel araştırmasında, kayayağının taşkömürünün eritilip damıtılmasıyla elde edilebileceğini kanıtlamıştı. Fakat bildiğimiz benzin ve gazyağı olarak kullanılmasına, Avusturya İmparatorluğu toprağı olan Polonya’da, 1854 yılında kurulan bir rafineri sayesinde başlanmıştı.

İnsanlığın Endüstrileşme Çağı’ndan Uzay Çağı’na geçişinde bir fırlatma rampası olan bu fosil yakıt -kayayağı adıyla- neredeyse yazının icadından beri çeşitli amaçlarla Sümerler, Asurlular, Babilliler, Akatlar tarafından da kullanılmış. Şimdiyse, çok etkili bir silah, acımasız bir sömürü aracı ve küresel ölçekte süregiden bir fakirleştirme projesinin akaryakıtı oldu!

Bir litre ham petrolün çıkarıldığı kuyudan rafineriye taşınması, damıtılması, akaryakıt istasyonuna getirilmesi ve üzerine çok az bir bayi kârı eklenerek satılması sürecindeki toplam giderler kuyu maliyetini sanıldığı kadar arttırmıyor; tüketici fiyatını bu denli yükselten iki ana nedenden biri petrol tüccarının fahiş kârı, diğeri devletin aldığı yüksek vergiler.

Ham petrolün toptan satış fiyatı ile benzin/mazot olarak bize ulaştığı fiyatı arasında çok orantısız bir fark var!.. 42 galon, yani yaklaşık 160 litre eden bir varil Brent petrolün bugünkü fiyatı 118 ABD doları. Yani litresi 87 cent = 135 kuruş... Daha bugün 95 oktan kurşunsuz benzinin litresine 403 kuruş ödedim! Yaklaşık 3 katı... Varile, yani 159 litreye yapılan 3 kuruşluk zam; bakıyorsunuz benzin istasyonundaki pompada litreye yapılan 3 kuruşluk zamma dönüşmüş! Neredeyse su kadar gerekli kılınmış petrolü neredeyse eli petrol tutan herkes bir sömürü aracı olarak kullanıyor!

Sonuç olarak denebilir ki; ham petrol üreten ve ihraç eden ülkeler (bknz: OPEC) “Doğa Ana”nın bizlere bedava ikrâm ettiği petrolü bu denli pahalı satmasalar ve petrol ticareti yapan küresel şirketler de böylesine devasa kârlar peşinde koşmasalar; vergiler orantısal olarak kendiliğinden düşecek, akaryakıt da biz tüketicilere çok daha ucuza satılabilecek. Örneğin, Suudi Arabistan’da benzinin pompa fiyatı 26 cent/litre, yani 40 kuruş...

Venezüella’da benzinin kârsız satıldığını ve bir litresinin sadece 0.023 dolar olduğunu biliyor muydunuz? Yani deponuzu sadece 1 dolar = 155 kuruş ödeyerek doldurabiliyorsunuz!!! Sudan ucuz... Diğer petrol üreten ülkelerdeki satış fiyatları da oldukça düşük. Demek ki bu fiyatlar petrolün üretim maliyetinin çok da yüksek olmadığını; fakat etkili bir sömürü aracı olarak kullanıldığı için satış fiyatının bu denli yükseltildiğini gösteriyor!

Yaşamın neredeyse her alanında kullanılan petrole yapılan her zam her şeyin fiyatını arttırdığı için halkları geçim sıkıntısına sokuyor. Yani dünyadaki 6,8 milyar insanın hem hayatını zorlaştırıyor, hem de alım gücünü zayıflatarak, geleceğe daha güvensiz bakmasına neden oluyor! Tüm dünyada bir iki yıl içinde yüzde 100 ve hatta yüzde 200 oranında yükselen tahıl ve meyve-sebze fiyatları, dünyadaki tüm halkları hem açlıkla terbiye etmek için kullanılıyor, hem de ekonomik güçlerini düşürüp egemen elitlere karşı daha itaatkâr kılmak için.

Kısacası, bu acı gerçeği en az yüz yıldır çok iyi bilen küresel tezgâhtarlar ise, giderek ekonomik ve kültürel düzeyleri yükselen hakların tekrardan “evetefendimci” olmalarını sağlamak üzere petrole bağımlılığı ve petrol fiyatlarını etkili ve kârlı bir silâh olarak kullanıyorlar! Korkum o ki, petrolden bağımsız teknolojiler üretilmiş olmasına rağmen -diğer ölümcül silâhlarına ek olarak- bu silâhı da daha uzun yıllar kullanmaya devam edeceklerdir!

Aşağıdaki rakamların iniş ve çıkışlarına bakarak, bu tezgâhın nasıl da zalimce işlediğini ve sudan bahanelerle yükseltilen fiyatlar üzerindeki vurgunculuk yüzünden yapılan devasa kârları kolayca görmek mümkün:

Şu İkiz Kuleler yıkılmadan önce, Ocak 1999 tarihinde, bir varil ham petrol sadece 17 ABD doları idi (litresi 16 kuruş).

Eylül 2000 tarihinde bir varili 35 dolara, yani iki katına çıktı ve öylece süregitti tam 4 yıl boyunca...

Eylül 2004 = 50 dolar/varil,

Aralık 2004 = 55 dolar/varil,

Ağustos 2005 = 65 dolar/varil,

Temmuz 2006 = 77 dolar/varil,

Eylül 2007 = 80 dolar/varil,

Ekim 2007 = 90 dolar/varil,

Mart 2008 = 110 dolar/varil,

Haziran 2008 = 145 dolar/varil,

Temmuz 2008 = 147 dolar/varil,

Ağustos 2008 = 112 dolar/varil,

Ekim 2008 = 70 dolar/varil,

Aralık 2008 = 34 dolar/varil,

Mart 2009 = 40 dolar/varil,

Ağustos 2009 = 70 dolar/varil,

Haziran 2010 = 100 dolar/varil,

Mart 2011 = 105 dolar/varil...

2011 sonu tahmini ise 110 dolar/varil. (Bu tabloya göre, gelecek yıl baş gösterecek "tasarlanmış bir küresel kriz"den sonra fiyatlar 150 dolar/varile hemen yükseltilebilir! Ardından hiç acele etmeksizin, yavaş yavaş 40 dolara indirilerek, yine yavaş yavaş 120 dolara kadar çıkartılabilir!..)

Şimdi de sözü yanda fotoğrafını gördüğünüz kitabın yazarı Suat Parlar’a bırakalım:

“Zincirlerinden boşalmış küresel emperyalizm ve onun önderi ABD, sınırsız bir barbarlığın kapılarını açıyor. Amerikan ordusunun petrol alanlarını doğrudan denetimi altına aldığı, bölge ülkelerini silahsızlandırdığı bir askeri düzen, Orta Doğu'ya yerleştirilmeye çalışılıyor.

“Koyu bir sefalet, çürümüş sosyal düzenler ve merhamet ile adaletten arındırılmış din olgusu; serbest piyasayı ilahi bir güce dönüştüren yozlaşma temelinde Latin Amerika'yı “ABD'ye yakın, Tanrı'ya uzak” kılan bir düzene dönüştürdü ve o düzen şimdi Orta Doğu'ya yerleştirilmek isteniyor.

“1879-1914 yılları arasında yedi büyük petrol şirketi olan EXXON, MOBİL, SOCAL, GULF, TEXACO, SHELL, BP türlü entrikalarla dünyadaki petrol kaynaklarını ele geçirerek, tekelci bir anlayışla dünya siyasetinde de rol oynamışlardır. Bunlardan ilk beşi ABD’nin, son ikisi (SHELL ve BP) Avrupa’nın petrol devleridir. İlk beş tanesi Avrupa ve Ortadoğu’da ortak bir strateji izlemiş, diğer iki petrol devi ise bunlarla işbirliği yaparak, dünyanın petrol kaynaklarını kontrol altına almak için mücadele etmişlerdir.

“Söz konusu şirketlerin mücadele alanları Ortadoğu (İran, Irak, Kuveyt), Rusya (Hazar, Karadeniz, Bakü, Kafkasya) ve ABD ( Pennsylvania ) üzerinde yoğunlaşmaktadır. Kapitalist sistemin bu tekelleri 1972 yılına gelindiğinde 112 milyar varillik bir rezervi kontrol ediyorlardı. Bu düzenin askeri, politik, ekonomik güvencesi eski imparatorlukların nüfuzunu devralan ABD’dir.

“İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD ve İngiltere bölgedeki nüfuzlarını korumuşlar ve Ortadoğu’daki petrol çıkarlarını kesinlikle garantiye bağlamışlardır. İngiliz ve Amerikalıların “en önde gelen madde“ dedikleri petrol sıkı bir kontrol altına alınmıştır. 1973 yılından günümüze kadar ise Arap-İsrail savaşları, İran devrimi, Afganistan ve Irak’a ABD önderliğinde yapılan operasyonlar ile petrol mücadelesi devam etmektedir.

“1830’lu yıllardan itibaren sürekli artan bir ilgi ile Mezopotamya bölgesinde petrol üzerine araştırmalar yapıldı. Mezopotamya petrolleriyle ilgili ilk önemli rapor 1871’de Almanlar tarafından hazırlandı. 2’nci Abdülhamit yönetimi ile Osmanlının da bölgeye ilgisi arttı. 1912 yılından itibaren bölgedeki petrolü ele geçirmek isteyen İngiliz-Alman rekabeti şiddetlendi. Türkiye’de oynanan oyunlara karşı o tarihlerde sadece Jön Türkler direnmiş; fakat Osmanlı İmparatorluğu’na karşı adeta bir Haçlı Seferi düzenleyen İngiltere’ye karşı İngiliz casusu Lawrence etkisiyle fazlaca karşı durulamamıştır. . “Kurtuluş Savaşı ile emperyalist güçlere ve petrol oyunlarına büyük bir darbe vurulmuşsa da Türkiye konumu sebebi ile petrol oyunlarının içinde kalmıştır. Günümüzde de Irak savaşları koalisyon güçlerinin bölgedeki petrolü kontrol etmek için ortaya çıkardıkları Kürt dosyası ve ABD’nin Rusya’ya karşı Türkiye-Azerbaycan-Ermenistan işbirliğini desteklemesi ile petrol üzerine oynanan oyunlar devam etmektedir. Suat Parlar.”

Ve tabii Genişletilmiş Ortadoğu coğrafyasındaki “tasarlanmış” halk isyanları ve birbirine kurşun sıkan Araplar, Müslümanlar ve giderek evini barkını dahi kaybedip iyice fakirleşen ve daha da fakirleşecek olan zavallı petrol bölgesi çocukları ile birlikte gelişmemiş/sömürülmüş ülkelerin talihsiz vatandaşları...

Son söz: “Beş Büyük Ağabey”in son sözün sahibi olduğu, beğenmediği kararları veto edebildiği ve insanlık onuruna hakaret edercesine güç kullandığı bir dünyada, Birleşmiş Milletler Teşkilatı mutlaka lağvedilmeli; yerine, birbirleri ile uyuşabilen ulusların kendi çıkarlarını ve varlıklarını koruyabilecekleri Küresel Birlikler oluşturulmalı...

.

Günün sözü: “Enerjiyi kontrol edersen ülkeleri; yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin...”

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazı dizinizi ilgiyle okuyorum, emeğinize sağlık. Dünyanın yaklaşık 50 yıllık petrolünün kaldığı söyleniyor. Biz göremesek de, bir sonraki nesilin buna tanıklık edeceği aşikar. Sonrasında yeni doğal kaynaklar mı aranır, yoksa bilim adamları başka çareler mi düşünürler bilinmez. Ancak 50 yıl sonrası için barbarlığın kaynaklarından birinin "petrol" olmayacağını gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz galiba :) En azından bir barbarlık kaynağı ortadan kalkacak. Tabii onun yok olması, dünyayı da yok etmezse ! En derin sevgi ve saygılarımı sunarım, paylaşıyorum izninizle yazınızı.

A.Nilgün Aktaş 
 12.04.2011 10:36
Cevap :
Bu değerli katkınızdan ötürü çok teşekkür ederim Nilgün Hanım. Güç verdiniz. Selamla, derin saygıyla...  23.04.2011 0:25
 

Mehmet bey, bu gerçekçi, gözlemci, analitik bakışınızla ortaya koyduğunuz bilgi ve yorumunuz için ayrıca Suat Parlar'ın da bu bakışın devamı olan kitabına dikkat çektiğiniz için teşeşekkür ediyorum. Bu emparyalist güçler Ortadoğu coğrafyasını kırk katır kırk satır çıkmazında sıkıştırmış durumda. Halklar diktatörlerinin baskısında yolsuzluğunda yoksulluğunda ezilmeyi kabul etse kırk satır, ayaklansa isyan etse ve hatta diktatörünü devirse, kırk katır.. Her iki durumda da emparyalist güç, o ülkeye müdahale etme ve ülke yönetiminde kayanaklarında söz sahibi olma /ele geçirme eylemini, BM Nato ortak müdahale vs örtüsü altında gerçekleştirmek üstüne kurmuş stratejisini. Gerekçe örtü kılıf hazır, plan taktik strateji hazır, oyuncular hazır, piyonlar hazır.. Halklar her durumda kaybetmeye mahkum. Üstelik diktatörünü devirince, bir de ülke bağımsızlığını kaybediyor, emparyalist güçler tarafından ele geçiriliyor ülkesi tamamen...Kendi iç savaşını veriyorum sanıyor.. ama dış savaşa yem oluyor..

Yeşim E. Narter 
 10.04.2011 20:02
Cevap :
"Kırk Katır mı kırk satır mı?" benzetmesi tam da oturdu bu tezgâha Yeşime Hanım çok teşekkür ederim. (Sahi nerelerdeydiniz 20 aydır?! Umarım hayırlı bir iş içindir... :-) ) Ne yazık ki Arap coğrafyası Osmanlı'dan koparılıp diktatörlerin ellerine teslim edilince 20'nci yüzyılı ıskaladı; ama birileri onlara, 11 Eylül 2001'den beri oynanan oyunlara ve kurulan tuzaklara düşmeleri hâlinde bu yüzyılı da ıskalayacaklarını anlatmaları lazım, diyecektim ki vazgeçtim: anlatılsa ne olacak?! Eğitimsiz bırakılmış, el ve zihin becerileri geliştirilmemiş ve emir kullarına dönüştürülmüş insanlar -bizdeki "baba" arayışı gibi- yine bir "baba"nın emrine girmek isteyeceklerdir. Eh, bu da düşünülmüş ve Türkiye'ye BOP eşbaşkanlığı verilerek, Ilımlı İslam misynu yüklenerek, Neo-Osmanlıcılık veya Osmanlı Milletler Topluluğu fikri ve zikri kabul ettirilmiş. O nedenle Türkiye artık Batı'nın ortak hareket ettiği sömürge savaşlarına iştirak etmeye başladı "İnsanı yardım amaçlı katılım" kılıfı altında. Slm ve svg  11.04.2011 8:56
 

Mehmet Bey, bu güzel paylaşım için size çok teşekkür ederim...

Dr Atanur Yıldız 
 08.04.2011 9:25
Cevap :
Ben teşekkür ederim Atanur Bey. Her şey paylaşım adına... Selamla, saygıyla...  08.04.2011 20:52
 

Petrol entrikaları, XIX.asır sonlarında başladı, halâ sürüyor. 2030'larda petrol rezervlerinin tükeneceği söyleniyor. Başka enerji alternatifleri bulunsa da petrol her zaman önemini koruyacak. E rezervler bitince ne yapılacak? yedek rezervler var ya, en başta ülkemiz. Bölge halkının aklının karıştırılmasının nedeni bu... Son deyiş her şeyi güzelce açıklıyor. Bilgilendiren paylaşım için teşekkürler. Esen kalınız.

Ayten Dirier 
 07.04.2011 12:49
Cevap :
Çok teşekkür ederim Ayten Hanım bu önemli katkınız için. Tabii takdir edersiniz ki, bu tezgâhların tümü 21'inci yüzyılın yazılmış " kaderi"nin kilometre taşları... Asıl amaç 90 yıl sonra bir dünya devleti kurmak: "Tek devlet, tek millet, dek dil, tek din... Kanımca "Petrol tezgâhı" nın rezervlerle ilgisi yok; zira tükenecek olan 2000 metredeki rezervler... 4000 metre ve aşağısındaysa en az 100 yıllık daha petrol var. Dünyanın en büyük rezervleri ABD'de; ama kendi petrolünü çıkarmıyor, neden acaba? Çünkü dünyadaki 2500 metre derinlikteki petrolü bitirdikten sonra, elindekini altın fiyatına satacak. Tabii arabalara benzin veya kalorifer kazanlarına yakıt olsun diye değil; petrolden elde edilen ve edilecek olan 2000 kadar türevden 200 kadarı için büyük gereksinim olacağından... Bölge halkının aklı ve ulusal birlikleri iğdiş ediliyor; çünkü ufukta 2023 Osmanlı Milletler Topluluğu var. Tabii "padişah" ve Halife'nin kim olacağı bizce henüz bilinmiyor; ama projeyi tasarlayanlar bilirler elb.  07.04.2011 16:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 147
Toplam yorum
: 3492
Toplam mesaj
: 296
Ort. okunma sayısı
: 2830
Kayıt tarihi
: 05.05.07
 
 

İngilizce öğretmeniyim, çevirmenim, dilmaçım, araştırmacıyım. / Beş kitabım var: Beynin Kimliği, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster