Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
898
 

Pi ülkesi vatandaşlarının inanılmaz bayrak sevgisi -2

Pi ülkesi vatandaşlarının inanılmaz bayrak sevgisi -2
 

Nüfusu, topraklarının genişliği, askeri güç veya bilime katkı bakımından önde gelen ülkelerden biri olmamasına rağmen, gezegenin en büyük ülkesi olan Pİ ülkesi bayrakların da en büyüğüne sahip olmalıydı. Bunun için öteki ülkelerdeki en büyük bayrakların ebadı öğrenildi ve o bayraktan beş metre daha uzun, üç metre daha geniş bir bayrak yapıldı. Böylece “en büyük bayrak” rekoruna bir süreliğine Pİ ülkesi sahip oldu. Ezeli düşmanı OM ülkesi buna bir hamleyle karşılık verdi. Pİ ülkesinde yapılan en büyük bayraktan iki metre daha uzun, bir metre daha geniş bir bayrak yaptı. Ancak Pİ ülkesinin buna yanıtı gecikmedi: ondan üç metre daha uzun, bir buçuk metre daha geniş bir bayrak yapmakla kalmadı, bu bayrağı dünyanın en yüksek gönder direğine çekti. Pİ ülkesinin başkentinin en yüksek tepesine dikilen bu direğin yüksekliği tam iki yüz elli metreydi. Geceleri ışıklandırılan bayrağın uzaydan bile görülebildiği iddia ediliyordu. Ne de olsa Pİ ülkesi hem dış hem de iç düşmanlara karşı savaşıyordu. OM ülkesinde o yükseklikte bir tepe ve insanlarında öyle bir direk dikecek azim olmadığı için bu yarışta Pİ ülkesiyle baş edemeyeceğini anladı ve pes edip yarıştan çekildi.

Pİ ülkesinin düşmanları dış düşmanlardan ibaret olmadığı için, hatta esas düşman içerde olduğu için yarışı iç düşmana karşı, kendi başına sürdürmeye karar verdi. Yarışta rakipsiz kalan Pİ ülkesi artık sadece kendisiyle yarışıyordu. Gezegenin en büyük ve en yüksek gönder direğine çekilen bayrağına sahip olmak Pİ’li Sahipler’i tatmin etmemişti. Bu defa ülkenin en büyük dağının bir cephesine gezegenin en büyük bayrağını taşla çizdiler. Bunun için dağın bir yüzü traşlanıp düzeltildi ve o noktaya yüz binlerce ton taş dizilip boyanarak bir bayrak oluşturuldu. Pİ ülkesinin vatandaşları bu bayrağı göğüsleri kabararak gururla izlediler. Artık sadece gezegenin en büyük ülkesi değil en büyük bayrak rekorlarını da elinde bulunduran bir ülkenin vatandaşlarıydılar.

Fakat bu yeterli değildi. Ezeli düşman OM ülkesinin gücü yetmese de öteki bazı ülkeler biraz gayretle bu rekorları kırabilirlerdi. O halde mümkün olduğunca rekor çeşitlerini arttırmak gerekiyordu. Mesela, gezegenin en yüksek noktasına da Pİ ülkesi bayrağı dikilmeliydi. Ne var ki gezegenin en yüksek zirvesi Pİ ülkesinin sınırları dışındaydı ve bu gezegende bir ülkeye en büyük hakaret, sınırları içinde bir başka ülkenin bayrağının dalgalanmasıydı. Yani Pİ ülkesinin vatandaşları elini kolunu sallaya sallaya gidip de NEP ülkesinin dağına Pİ bayrağı çekemezdi. Ancak bunun da bir yolu bulundu: NEP ülkesi yoksul bir ülkeydi. Gezegende “ulusal gurur” denen şey yoksullukla doğru orantılı biçimde yüksek olsa da paranın gururdan daha çabuk karın doyuran bir şey olduğunu yoksul NEP ülkesi iyi biliyordu. NEP ülkesi yöneticilerine verilen rüşvetle sorun çözüldü ve Pİ bayrağı gezegenin zirvesine dikildi. Ertesi gün Pİ bayrağını zirvede dalgalanır gösterirken çekilen fotoğraflar tüm gazetelerin birinci sayfasını süsledi. Pİ ülkesi vatandaşları o gazeteleri gurur ve mutluluk gözyaşları içinde okurken zirvede esen şiddetli rüzgârlar bayrağı direğiyle birlikte çoktan savurup atmıştı ama olayın bu boyutu gazetelerde hiçbir zaman yer almadı.

Gezegenin her yerinde Pİ ülkesi bayrağı dalgalanmalıydı. Kimsenin yaşamadığı kutuplarda, okyanusların en derin noktalarında, balta girmemiş ormanlarda, ıssız adalarda… Gönüllü bayrak timleri bu işi büyük bir başarıyla gerçekleştirip bu başarılarını da fotoğraflarla belgelediler. İş uzaya bir Pİ ülkesi bayrağı gönderilmesine kalmıştı. Ancak Pİ ülkesi uzay aracı yapacak teknolojiden yoksundu. Bu teknolojiye sahip bir ülkeye parası verilip bir uydu sipariş edildi. Uydunun tepesine güneş paneli şeklinde bir Pİ bayrağı yapılıp uzaya fırlatıldı. Panel hem bayrak hem güç kaynağı işlevi görüyordu ki, bu amaca gayet uygun bir şeydi. Uydunun fırlatılışı ülkede şenliklerle kutlandı. Gezegenin diğer ülkeleri Pİ ülkesinin bu kendi kendine girdiği yarışı merak, heyecan ve biraz da şaşkınlıkla izliyordu.

Ancak ülkede toplumsal kargaşa dinmiyordu. Ülke halkı bir süre bayrak rekoru başarılarıyla avunsa da bu heyecan çabucak kayboluyor, yerini derin bir umutsuzluğa ve bölünme korkusuna bırakıyordu. En küçük olaylar bile bir bomba etkisi yaratıyordu. Bir gün ülkenin en büyük kentinin güzide bir mahallesinin bir sokağında bir olay meydana geldi: Cinsel tercihleri öteki insanlardan farklı olan ve kabaca Homo diye anılan iki mahalle sakini birbirleriyle sokak ortasında kavga ettiler. Çocuklarına kötü örnek olacağı endişesiyle zaten bunların varlığından rahatsız olan mahalle halkı bu kavgayı bir fırsat olarak kullanıp Homoları mahalleden atmak istedi. Sokak sakinlerinden biri kavgacıları protesto etmek için balkonundan kocaman bir Pİ bayrağı sarkıttı. Bunu gören öteki sakinler de sandıklarındaki bayrakları çıkarıp astı. Sokak bayram yeri gibi olmuştu. Bu tavır örnek bir protesto eylemi olarak gazetelerde televizyonlarda yer aldı ve Pİ ülkesi vatandaşlarından büyük destek gördü. Bu arada Homolar dövülerek evlerinden atıldı.

Şimdi bayrak yarışını devletin elinden Sahipler sınıfından vatandaşlar devralmıştı. Homoları protesto eyleminin başladığı sokaktan başlayarak bayrak asma gösterisi tüm şehre dalga dalga yayıldı. Özellikle de Misafirler sınıfından bazı vatandaşlar bunun saçma ve abartılı bir eylem olduğunu söyleyerek karşı çıksalar da seslerini fazla yükseltemediler. Çünkü bayrak asmamak hemen hainlik olarak niteleniyor ve eyleme katılmayan kişiler mimleniyordu. Böylece herkes kendini evine ve işyerine bayrak asmak zorunda hissetti; evlerinde bayrak bulunmayanlar bir tane edinmek için bayrak satan mağazalara akın etti. Ne var ki, ülkede bu talebi karşılayacak sayıda bayrak üretilemiyordu. İnsanlar bayrak satan mağaza ve dükkânların önünde kuyruk oluyor ve günlerce sıra bekliyordu. Tekstil ve konfeksiyon atölyelerinin çoğu perde, masa örtüsü, elbise, iç çamaşırı gibi tekstil ürünleri imal etmeyi bırakıp bayrak üretimine geçmişti ama yine de sektör bu ani patlayan talebe karşılık vermekten acizdi.

Hükümet çareyi bayrak ithal etmekte buldu. Uzak THO ülkesine elli milyon adet Pİ bayrağı sipariş edildi. THO ülkesinden çıkan bayrak yüklü gemiler aylar sonra Pİ ülkesi limanlarına yanaştığında bayrak kuyruklarında helak olan halkın çilesi nihayet sona erdi. Üstelik bu ithal bayraklar Pİ ülkesinde üretilen bayraklardan daha ucuza geliyordu. Sonunda Pİ ülkesindeki her bir hanenin değişik ebatlarda en az üç adet bayrağı olmuştu.

Tabii iş bayrağı asmakla bitmiyordu. Kar, yağmur, rüzgâr gibi iklim olayları bayrağı yıpratıyor, güneş ışınları o güzelim kırmızısını solduruyordu. Bu nedenle bayrağa sürekli ihtimam göstermek gerekiyordu. Zengin aileler dolaplarında düzinelerce bayrak bulundurup her gün birini asarak bu görevini yerine getirebiliyorlardı ama yoksulların böyle bir lüksü yoktu. Onlar da bayrağı her gece yıkayıp kurutup ütüleyerek sabah ortalık aydınlanır aydınlanmaz yerine asıyorlardı. Sürekli dikkat gerektiren önemli ve kutsal bir işti bu. İşi şansa bırakmamak için her evde bir kişi bayrak bakımıyla görevlendirilmişti. Zengin aileler özel bir bayrak görevlisi çalıştırıyorlardı.

Bayrak gün geçtikçe ülkenin en önemli gündem maddesi haline geliyordu. Şehirler birbirleriyle bayrak yarışına girmişti. Falanca şehirde iki yüz metrekare genişliğinde bir bayrağın bin beş yüz rakımlı bir tepeye dikildiği haberi yayılıyor, bu haber üzerine öteki şehirlerde yaşayan vatandaşlar, ondan daha büyük bir bayrak yapıp daha yükseğe asmaları için valilerini ve yerel idarecilerini sıkıştırmaya başlıyordu. Sadece iller arasında değil, devlet kurumları arasında da yarış vardı. Tabii ordu birlikleri yarışta birinciliği kimseye bırakmıyordu. En yüksek, en stratejik mevkiler onların elindeydi. Ayrıca insan kaynakları bakımından öteki bütün kurumlardan daha geniş olanaklara sahipti ve kendi özel dikimevleri vardı. Bu da ona yarışta büyük bir avantaj sağlıyordu.

Her gün televizyonlarda bayrağın mistik özelliklerine dair tartışmalar yapılıyordu. Üniversiteler bayrağın yararlarının ortaya çıkarılması üzerine çalışmalar yapıyordu. Bir bilim adamı, evlerinde yatağının başı ucuna bayrak asarak uyuyanların ölümcül hastalıklara yakalanma olasılığının asmayanlara göre çok daha düşük olduğunu iddia ediyordu. Gerçek yaşına göre hayli genç görünen bu adam, gençliğini ve zindeliğini her gün bayrak karşısında yarım saat meditasyon yapmasına borçlu olduğunu söylüyordu. Bayrağın mucizeleri üzerine bir kitap yazan, ülkenin fazla tanınmamış edebiyatçılarından birinin kitabı altı ay içinde tam kırk beş milyon adet satmıştı. Bu sayı ülke nüfusuna yakın bir sayıydı. Görünüşe bakılırsa okuma yazma bilmeyenler bile kitabı satın almıştı. Oysa Pİ ülkesi halkının kitap okumaya düşkün olduğu söylenemezdi. Normalde ülkede bir yıl içinde satılan toplam kitap sayısı bir milyonu bile bulmuyordu. Edebiyat eleştirmenleri Kitabın bu kadar çok ilgi görmesini de bayrağın mucizevi özelliğine bağlıyorlardı.

***

Sürecek

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Öykünün 1. bölümünü okuken aniden Bülent Ortaçgil'in "oyuna devam" isimli şarkısı açıldı görünmez bi el tarafından. Öyküyü okumayı bitirdiğimde sustu. 2. bölümü okumaya başladığımda yine fonda aynı şarkı, enteresannn:)

Nev 
 06.07.2010 13:07
Cevap :
Hımm, güzel bir fon müziği...  06.07.2010 13:48
 

Zira benim güzel ülkemin anayasasının 3. maddesinde bayrağın nerelere, ne zaman, ne kadar süre asılabileceği kanunla belirlenmiştir. her gün bayrak çekilecek yerlerde icra vekilleri heyeti tarafından tayin edilir. öyle günlerce ya da 365 gün bayrak asarsak kanunları çiğnemiş oluruz:))

waterlily 
 06.07.2010 10:50
Cevap :
Pİ ülkesinde de böyle bir yasa olsaydı sonu felaket olmazdı. Neyse ki bizim kapı gibi sağlam yasalarımız var ve hiçbirimiz o yasaları çiğnemeyiz :)  06.07.2010 16:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3539
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster