Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Temmuz '07

 
Kategori
Müzik
Okunma Sayısı
3358
 

Pink'in Türkiye günlüğü

Pink'in Türkiye günlüğü
 

24 TEMMUZ 2004 CUMARTESİ: Bu sabah erkenden Saros’dan İstanbul’a doğru yola çıktık ve İstanbul’a döndük. Gelir gelmez Kilyos’a nasıl gidileceği konusunda bilgi sahibi olmak için www.biletix.com sitesine girdim. Çünküüüüü… BUGÜN PINK KONSERİ VARDI! Taksim’in yakınlarındaki Açık Hava Tiyatrosu’nun önünden servisler kalkacaktı 4’ten itibaren…

Aslında kapılar 9’da açılacaktı, fakat hem o vakitlerde yolda olduğumuzdan, hem de benim biletim sahile giriş bileti olmadığından benim ve benim gibi 35.000.000 TL’likler için kapılar 18’de açılacaktı. 55.000.000 TL’likler ise hem sabah denize girebilecekler, hem de akşam konsere gidebileceklerdi. Ama bizim için öyle değildi. O yüzden acele etmeme de gerek yoktu. Tek derdim yolun uzak olmasıydı, fakat o işi de servisle halletmiş oldum.

Açık Hava’nın kapısının oraya gittiğimde bir genç (görevliydi sanırım, belki de gönüllüydü) Pink konseri için nerede bekleneceği konusunda yardım etti. Başka gençler de bekleşiyorlardı. Ben de bazıları gibi yere oturdum. Tam 4’te kalkmadı servis. 4’e çeyrek ya da on vardı. Servis ücreti web sitede duyurdukları gibi 5 milyondu. Dönüşün de aynı şekilde servisle yapılacağını söylediler.

Neyse, oraya vardığımda çok kalabalık insan gördüm, fakat çok az kişi sıraya girmişti. Ben de tabii ki onlar gibi sıraya girdim. Ayakta değildik tabii ki… Duvara yaslanıp oturuyorduk. Gölge olması da çok iyi oldu. Sonra yavaş yavaş içeri almaya başladılar. Kolumuza "Tuborg Modern Rock Festivali" yazan bilekliklerden takıldı. Tuvalete gittim, su aldım (su bir milyon muydu, neydi; çok pahalıydı), aa, bir de baktım ki bir sıra daha var. Aslında bu ihtiyaçları gidermesem daha önlerde olurdum ama önemli değil, çünkü yine de başlardaydım.

Doğu Yücel gelip geçiyordu. Zaten beni internetten tanıyor. Kaç yıllık Blue Jean okuyucusu olduğum için zaten tüm Blue Jean çalışanları beni tanıyorlar. O yüzden seslenecektim bir fırsatını bulup, fakat başkaları seslendi. Sıramı kaptırmamak için konuşmaktan vazgeçtim. Çok güzel bir yere benziyordu Kilyos. Alabildiğine orman ve deniz sevişiyordu sanki. Sahilde denize giriyorlardı. Yazlıktan geri dönmüş olmama rağmen canım girmek istedi aslında.

Sürekli elektronik müzik çalıyordu. Sahildekilerin sosyetik olduğu her hallerinden belli oluyordu. Her şey lükstü. Kadınların hepsi manken gibi bir vücuda sahipken, erkekler de body building ile kaslarını geliştirmişlerdi.

Bir baktım, Dream TV kameramanı ve muhabiri yanımda bitmişler. Kameraman "Şu ağabeyle konuş" diyerek beni işaret etmişti demek ki… Onları ara sıra görüyordum. İlginç, karizmatik tipleri bulup konuşuyorlardı. Mesela erkeği de kızı da saçlarını pembeye boyamıştı, kızlar onun gibi giyinmişlerdi. Ben konser için özel olarak hazırlanmamıştım; fakat güneş gözlüğüm, mavi bandanam, mavi atletim, sandaletlerim ve kapri pantolonum ile diğerlerinden ayrılan, karizmatik bir tiptim söylemesi ayıp… Ne yapalım? Doğal halim böyle J Bana "Soru sorup çekebilir miyiz?" diye sordular, kabul ettim. "Organizasyonu nasıl buldunuz?" diye sordular. Ben de "Çok güzel buldum. Öncelikle çok iyi isimler var. Kurban, Teoman ve tabii ki özellikle de Pink" diye cevapladım. Sonra "Sırf Pink için mi geldiniz?" diye sordular. "Tabii ki özellikle Pink için geldim, fakat Kurban’ın konserine daha önce gitmemiştim. Kurban’ı da merak ediyorum….. Teoman’ı zaten defalarca izlemiştim." diye cevapladım. "Sabahtan beri mi burada bekliyorsunuz?" diye sordular. "Hayır ama öğlenden beri bekliyorum" dedim. Keşke "Sabah zaten yoldaydım. Taa Çanakkale Saros’dan bu konser için geldim." deseydim de ilginç bir cevap olsaydı. Neyse, günümün nasıl geçtiğini sorunca "Güzel geçti. Etrafı seyrettim. Denize baktım." dedim, sonra teşekkür edip gittiler.

Onlar gider gitmez de sahnenin olduğu yere girişlere izin vermeye başladılar. Hemen en önün dördüncü sırasından yer kaptım. Sahildekiler uyuyordu herhalde. Onlar denizden çıkıp duş alıp kurulanana, giyinene kadar bizler önleri doldurmuştuk bile. Sahneye aşırı yakın olmaktan ötürü kendimi çok şanslı hissettim. Çıplak gözle rahat görmek ne demek, elini uzattığında dokunabilecekmişsin gibiydi abartmak gerekirse… Saat 7’de konser Spitney Bears (ya da Beers) ile başladı.

SPITNEY BEERS: Rock müziğe yeni bir kan geldi. Şebnem Ferah hayranı olduğunu duyduğum ve aynı zamanda Radikal Gazetesi yazarı olan Melis Danişmend'in solisti olduğu Spitney Beers grubuna dikkat edin. Her an hepimizin gönlünü fethedebilir. Benimkini ettiler bile. Pink konserinin öncesinin öncesinin öncesinde sahne aldılar. Çoğunlukla kendi şarkılarını söylediler. "Şimdi Hırsız’ı söyleyeceğiz.", "Şimdi Fayda Yok’u çalacağız" gibi tanıtımlar da yaptılar. Bir de Sertab Erener'in "İncelikler Yüzünden"ini cover'ladılar. Solisti çok tatlı bir bayan. Pembe giyinmiş, çok yakışmıştı. Artık Pink konseri olduğu için mi pembe giyindi, yoksa Britney Spears'ın favori rengi olduğu için mi, bilinmez ama şu bir gerçek ki yakışıyor. Pembe spor ayakkabılarının üzerine taktığı pembe kurdelalar çok hoştu. Sesi de
çok güzel bence. Önce 15.000 kişiyi karşısında görünce titredi ama kimseye belli etmeden (ben yakın olduğum için farkettim) heyecanının üstesinden geldi ve grubuyla harika bir performans çıkardı. Sesi Aylin Aslım-Özlem Tekin arası birşey. Şarkıların sözleri de çok güzel. Örnek vereyim: "Dünyanın sonu çok uzakta ama korkularım hep yakında" Tabii ki etkiliyeciliğini melodiyi buradan aktaramadığım
için anlatamıyorum. Umarım albümleri bir an evvel çıkar!. Ayrıca tanınmamış ön gruplar genelde yuhalanır ama onlar milleti coşturdu ve bol alkış ve tezahürat aldılar!. Ben ise böyle bir şey beklemiyordum. Hatta Dream TV’ye röportaj verirken grubu adamdan saymayıp adlarını saymamıştım ama hiçbirşey için geç kalmış sayılmayız. Bu konser bittikten sonra oturdum yere. Zaten konser aralarında hep oturuyordum. Normalde kalabalıktan kimse oturamıyordu ama oturan şanslı azınlıktan biri oluyordum. Her konser arasında oturdum zaten… Çok iyi oldu.

KURBAN: İşte konserine gitmek için en çok özendiğim Türk rock gruplarından biri olan Kurban’ın konserini de Pink sayesinde izlemiş oldum. Gerçekten de süperlerdi. Bu kadar güzel geçeceğini bilseydim, çok önceden konserlerine giderdim. Ama şans işte. Kısmet bugüneymiş. Her albümlerinin başına koydukları (gerçi sadece iki albümleri var şimdilik) intro çalınca Deniz Yılmaz, Kerem Tüzün, Burak Gürpınar ve Özgür Kankaynar’dan oluşan Kurban’ın geleceğini anlamıştık. Sonra bir baktık, geldiler. Süper çalıyorlardı. Hatta Deniz Yılmaz’ın o süper sesini bile bastırıyorlardı bazen. Bilirsiniz, Kurban albümlerinde normal mikrofonla söylenmiş kısımların dışında bir de efekt verilmiş vokaller vardır. İşte bu kısımları da söylüyordu Deniz… Normal kısımları mikrofonla, efektli kısımları megafonla söylüyordu. Ayrıca sesleriyle Voice Male misali enstrümanların da seslerini çıkarıyorlardı bazen… Bateri sesi, gitar sesi, v.s. Ayrıca saçları diken diken olan gitarist nasıl mızıka sesi çıkarıyordu, hayret ettim. En çok da "Yalan dostum, aşk diye bir şey yok" adlı şarkılarında coşuldu. Zaten Kurban’ı tanıdığımız şarkı da ve en sevdiğim Kurban şarkısı da budur. Teoman’a geçmeden önce olması gereken konser programını yazmak istiyorum:

PROGRAM
09:00 Plaj Açılışı
18:00 Festival başlangıcı
19:00 Spitney Beers
20:00 Kurban
21:15 Teoman
22:30 P!NK
00:00 After Show Rock Party

TEOMAN: İşte gittiğiniz her rock konserinde karşılaşabileceğiniz Teoman bu programa uymadı. Sahneden 22:30’da indi. Halbuki sahnenin hazırlanılması, çıkılması göz önünde bulundurulduğunda daha önceden inmesi gerekirdi. Tamam, Teoman konserleri güzel olur, fakat belki de hayatımızda bir daha göremeyeceğimiz bir dünya starı olan Pink için geldiğimiz bir konserdi bu. Teoman artık neden klasik giyiniyor, kravat falan takıyor, anlamıyorum. Sponsorlar nedeniyle bira ve sigara içiyordu. Hatta "Paramparça" şarkısında "Biraz bira, biraz şarap önceydi" derken dev bir Tuborg şişesi şişirildi. Bir ara kemancıları hemşire kıyafetiyle sahneye geri döndüler. Ben de "Doktor" şarkısını söyleyecek sandım, ama "Gemiler"’i çaldılar. "Ne alaka?" diye düşünmeden duramıyor insan. Bir grup protesto yapmaya başladı. "Pink, Pink, Pink!!!..." diye tezahürat ve alkış yapmaya başladılar. Meğer sahnenin arkasında oturan Pink’i görmüşler ve sabırsızlanmışlar sonradan öğrendiğime göre… Teoman da "Pink birazdan sahnede olacak. Kendisi bugün denize girmiş." deyince millet sevindi. Teo da "Biz göremedik" diye bir şey ima etmeye çalıştı ama ne demeye çalıştı; neye, kime gönderme yapmaya çalıştı kimse anlamadı. Ayrıca hayranlarını, sıradan insanları sürekli küçümseyen, hatta albüm kapaklarında bile kimseye teşekkür etmeyen Teo, ilk kez seyircilere, bilmemkime teşekkür etmeye başlayınca çok şaşırdım. Meğer lafı sponsoru olan, kendisine bedava bira stoku yapan, üstüne de para veren Tuborg’a bağlamakmış amacı… Teşekkür etme bahanesiyle Tuborg’un reklamını yaptı. Herhalde önceden planlanmış bir şeydi.

PINK: Teoman sahneden indikten sonra zenci görevliler apar topar sahneyi değiştirmeye, İngilizce olarak ses denetimi yapmaya, enstrümanları koymaya başladılar. Gözümün önünde hep izlemeye özendiğim bir MTV Music Awards sahnesi yapıyorlardı adeta… Zaten Pink de bir MTV Star değil mi? Bir anda ödül törenleri performanslarından fırlamış bir sahne ortaya çıktı. Süper bir geri plan, üç tane büyük şişme diken falan… Sıradan bir sahne ancak yabancı müzik kanallarında görebileceğimiz, ancak hayal edebileceğimiz bir sahneye dönüşmüştü. Nazar değmiş olacak ki, ortadaki büyük şişme diken seyircilerin düşeceğini anlayınca "Ooooooooooh…" tezahüratları eşliğinde düşüverdi, sonra da alkışlandı. Sonra yine diktiler, fakat yine "Ooooooooooh…" diye düşünce onu kaldırdılar, geriye biri sağda diğeri solda iki diken kaldı. Ama yine de harikaydı, hatta böyle daha güzel olmuştu. 22:40’da sonunda Pink’in grubu gelmeye başlamıştı. Pink-Kelly Osbourne karışımı siyah kısa saçlı bir vokalist; sarı uzun saçlı, upuzun boylu, iri yarı bir bayan gitarist ve herkesten daha da iri yarı ve uzun zenci adamlar… Davulda da üzerinde "Fuck" yazan şapkalı biri vardı, davulu iyi çalamıyordu ama şarkıya uyuyordu. Artık herkes Pink’in nereden çıkacağını merak ediyordu. "Trouble" şarkısı çoktan başlamıştı, Pink’in sesi geliyordu ama kendisini göremiyorduk. Aaa, şarkıyı davuldaki şapkalı söylüyor. Aaa, bu davulu çalan meğer Pink’miş de haberimiz yokmuş. Herkes çığlık attı tabii ki de… Pink bize esprili bir sürpriz yapmıştı. Herkesin onun davulda olduğunu fark ettiğini fark edince davulu gerçek davulcuya devretti ve sahnenin önüne doğru geldi. Pop yıldızı olarak tanınan Pink resmen rock yapıyordu. Tabii ki R&B etkileşimli, pop etkileşimli parçalar da vardı ama bu konseri daha bir eğlenceli kılıyordu. Çünkü gerçek bir popstar’ı izliyorduk. Ama aynı zamanda bir rock’çı… Pink’in sesi canlı olarak da güzeldi ve rock’a uyuyordu. Zaten ünlü olmadan evvel rock gruplarında söylediğini duymayan kalmadı. Fakat hem de bir popçu gibi güzel dans ediyordu. Bazen şapkasını çıkartıp saçlarını sallıyordu. T-shirt’ünün üzerinde "İstanbul Turkey" yazdığını fark ettim. Kot pantolonu yırtıktı. Üzerinde siyahımsı body bir ceket vardı, daha sonra bu ceketi çıkarttı. Ara sıra ellerini kot pantalonunun yırtık pantolonuna sokup seksi bir duruş ve bakış yapıyordu. Hatta bir tanesinde bunu bana bakarak yaptı J Don’t Let Me Get Me, God Is A DJ, Just Like A Pill, Last To Know gibi hitlerini söyledi. "Family Portait" adlı şarkısına baştan sona eşlik edemeden edemedim. Ama en çok 4 Non Blondes klasiği "What’s Up?" cover’ında ve Pink’in en sevdiğim şarkısı (aynı zamanda final şarkısı) "Get The Party Started"’ta keyiflendim. İnanamıyordum. Hayatımda en sevdiğim şarkılardan ikisini bir dünya starından dinliyordum. Zaten Linda Perry’nin imzası birçok Pink hitinde de var. Aynı zamanda çok yakın dostu… Keşke o da sürpriz yapıp gelseydi. Linda Perry aslında bence one hit wonder değil… 4 Non Blondes olabilir ama Linda Perry kendisi söylemese de birçok hit çıkarttı. En basit örnek de Pink… Bağıra bağıra söyledim bu 3 şarkıyı… Pink Hollywood’a da transfer olacak biliyorsunuz… Gerçi "Charlie’s Angels 2"’da kısa bir rolü zaten vardı ama bu sefer Janis Joplin’in hayatını konu alan bir filmde ilk baş rolünü oynayacak. Bu yüzden olsa gerek, onun "Summertime", "Me&Bobby McGee", "Piece of My Heart" adlı parçalarını megamix yaptı. Aslında bu şarkıları söylemesinin nedeni Kilyos’un ilham vermiş olması da olabilir. Öve öve bitiremedi. Denize girdiğini söyledi (hatta köpek balığı gördüğünü iddia etti, ki doğru olabilir, Karadeniz burası) ve çok beğendiğini söyledi. Ülkemizi genel olarak da beğenmiş. Sürekli Türkiye’nin çok güzel bir ülke olduğundan söz etti, durdu. Herkes şapkasını atmasını istedi ama atmadı. Bir kız ona kovboy şapkasını verdi. Pink kısa bir süre o şapkayla şarkısını söyleyip kıza geri verdi. Herhalde artık kız bu şapkayı kendi şapkası olduğu halde "Pink bu şapkayla şarkı söylemişti" diye şapkayı ömür boyu saklayıp torunlarına gösterir. Biri üzerinde "Please take me with you" yazan bir t-shirt attı. Pink de bu yazıyı okuyunca "Ne? Seni nereye götüreyim? Los Angeles’a mı? İnan, burası daha güzel." deyip kendi t-shirt’ünü çıkardı (bu sırada südyenli kalınca herkes tezahürat yapıyordu tabii ki) ve seyircilere atıp "Please take me with you" t-shirt’ünü giydi. T-shirt büyük, bol ve uzun gelince göbeğini dışarıda bırakacak şekilde kendi vücuduna uyarlayıp bağladı. Konser 12:00’da daha önce de söylediğim gibi "Get The Party Started" ile bitti. Bu şarkı çok güzel bir final şarkısı olduğu gibi konser sonrası partisinin başladığını da haber veriyordu. Ama ben ve büyük bir çoğunluk partiye kalmadık tabii ki. "Bu kadar insanı bir arada görmemiştim" yorumlarıyla birlikte insan ordusu konser alanını terk ediyorlardı. Ben hemen serviste yer kapmalıydım. Normalde konseri önde izlemenin bedelini o kalabalık ordunun gerisinde kalıp yürüyerek ödemem gerekiyordu ama bunu göze alamazdım. Duvarlardan, bahçelerden atlayarak çıktım. Uyanıklık yaptım yani… Binlerce kişi vardı. Ne yapabilirim? Herkes yolunu kaybetmiş bir şekilde sola doğru giderken, ben hissetmiş gibi tersine, yani sağına gittim. Karanlıkta beyaz bir servis gördüm ve Taksim servisi olup olmadığını sordum. Olumlu yanıt alınca hemen yer kaptım. Servis dolunca paraları almaya başladılar, fakat bu sefer 7 milyon TL alıyorlardı. Fakat normalde 5 milyon TL olması gerekiyordu. Biz karşı çıktık ama ısrarlıydılar. Biz arkalardaki 7-8 kişi para topladık. Fakat hepimiz 5 milyon vermiştik. Adam "Bilmem kaç milyon daha vermeniz gerekiyor" deyince isyan ettik. "Biz gelirken böyle verdik", "Evet, 7 milyon deseydiniz öyle verirdik", "Bize yine aynı şekilde olacak denmişti", v.s. dedik. Resmen ayaklanma çıkarmıştık. Parayı toplayan üçkağıtçı "Doğru, haklısınız" demek zorunda kaldı ve 7 milyon aldığı öndeki kişilerin de 2 milyonlarını geri ödedi. Zafer müşterinindi! Taksim’den dolmuşa binip eve döndüm. Çok güzel bir gece geçirmiştim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 38
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 5701
Kayıt tarihi
: 12.06.07
 
 

1981 doğumlu bir Uluslar arası İlişkiler mezunuyum. 4 yıl televizyonculuk yaptıktan sonra trafik ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster