Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '16

 
Kategori
Yurtdışı Tatil
Okunma Sayısı
83
 

Pirenelerin büyüsü - Bölüm 1

Pirenelerin büyüsü - Bölüm 1
 

Saint Jean Pied de Port


12 sene Dubai'de yasadiktan sonra, pek cok Ingiliz icin oldukca ‘yumusak’ gecen ilk kis bana kuzey kutbunda sokakta kalmis hissi vererek bitmek uzereyken kendimizi 2 haftaligina  Fransa'ya attik Nisan’in 12 sinde.  Ben aklimda bahar, cicekler, renkler, gunes, Paris, sanat, Guney-Bati Fransa, yemek, sarap hashtagleri ile Paris Charles de Gaulle havalanindan trene binerken, Fransa’nin ozellikle de Paris’in bizim icin planladigi ‘bahar senliginden’ haberim yoktu! Hava sicakligi 15 gun icinde 3 dereceye kadar duserek bana israrla burasi  Dubai degil mesaji verdi yolculugumuz boyunca.

Iki haftalik yolculugumuzun Pariste gecen- gitmeli, gelmeli- 8 gununu daha sonraya saklayarak Guney-Bati Fransaya, Pirene daglarina yaptigimiz yolculukla baslamak istiyorum.  Paris’e iliskin pekcok yazi yayinladi uzun yillardir. Bu demek degil ki Paris’in gizemi bozuldu. Hayir! Paris her gidisimde bana baska baska dunyalarin kapilarini acan, ara sokaklarinda benim icin muthis surprizler saklayan bir sehir. Ama onlari bir sonra ki yazima saklayip dogrudan Guney-Bati Fransa'ya, Pirene daglarina uzanacagim bugun.

17 Nisan sabahi Paris'te yasayan ve esi aslen Guney-Bati Fransa’dan yani Bask bolgesinden olan cocukluk arkadasim, esi, oglu ve benim Ingiltere'nin kuzeyinden, Yorkshire'dan gelme esimle birlikte arabayla yaklasik 9 saat surecek yolculugumuza ciktik. Bundan 20 yil once de ben, arkadasim ve esi ayni yolculugu yapmistik. Tabii yol boyunca anilarimizi konustuk. Degisen hayatlarimizi, hayatimiza gelenleri ya da kaybettiklerimizi konustuk. Neler neler olmustu bu 20 yilda. Hepimiz degismistik. Hele dunya! Dunya oyle hizli degismisti ki, arkadasimin 18 yasinda ki, bilgisayar mühendisligi okuyan oglu o zamanlar cep telefonlarinin yaygin olmadigini ve bizlerde olmadigini ogrenince hayretlere dustu. Daha fazla tas devrinden kalma muamelesi gormemek icin konuyu degistirdim. 1997 yilinda Paris’e ilk gittigim gunun Prenses Diana’nin olumunden bir gun sonra oldugunu hatirladik beraberce. Simdi onun oglunun baba oldugunu konustuk. Yani konustukca gecen yillari, ve o yillarda yasanan her seyi andik.

Bu arada arkadasim devamli kredi kartini arabayi kullanmakta olan esine uzatiyor ve otobanlarda kisa araliklarla odemeler yapiyordu. Sorunca anlatti. Meger bu otobanin farkli noktalarini farkli sirketler yapmis. O yuzden para toplama isi de bu noktalarda yapiliyormus. Biz boyle 1.60, 3.40 Euro gibi kisa aralikli odemelerle arkadasimin esinin biri 84 digeri 86 yasinda ki anne ve babasinin yasadiklari Pirene daglarinda ki muhtesem manzarali, kucucuk koye  8.5 saat sonra ulastik. Arkadasim bize koyde baska bir evde kalacak bir yer ayarlamisti. Ama once anne ile babaya gittik. 20 yil onceden gelen beni hatirladilar. Sarildik, kucaklastik, opustuk, porto sarabi ile gelisimiz kutladik.

Sonra kalacagimiz eve gittik. Ufak bir sorun vardi: Ev sahiplerimiz Ingilizce biz de Fransizca konusmuyorduk! Bizim, Ingilizlerin deyimi ile kus Fransizcamiz ve beden dili ile anlastik. Odamiza ciktigimizda, hos bir surprizle karsilastik ve odamizin aslinda bir daire oldugunu gorduk. Mutfak, salon ve banyosu ile bildigimiz bir daireydi. Mutfak masasinin uzerinde firindan yeni cikmis bir Bask Keki duruyordu. Mis gibi kokan bu kek bir bicak darbesi ile kucuk dilimlere bolundu ve kisa surede bize yolculugun yorgunlugunu unutturacak bir tada donustu. Bu kek Basque bolgesinde iki turlu yapiliyormus. Bir tart hamurunun arasina krema konularak pisirilen  turu varmis, bir de hamurun arasina visne/cilek receli konularak yapilan turu. Biz birincisinin tadina kahve esliginde bakarken karismizdaki manzara bizi adeta buyulemisti.                                                                                        

Aksam anne ve babanin evinde, Fransiz Gastronomi klasigi olan, harika bir “Duck Confit *” yedikten ve bir suru sarap icip peynir dunyasi icinde kaybolduktan sonra, harika bir uyku uyuduk.

Ertesi sabah esim koyun firinindan taze cikmis baquet leri alarak geldiginde kahvemiz coktan hazirdi. Arkadaslarimizla beraber yaptigimiz keyifli kahvaltinin ardindan Bask yollarina dustuk. Bask gecmiste cok acilar cekmis bir bolge. Basklarİspanya'nın kuzeyindeki 4 bolgede ve Fransa'nın güney batısındaki 3 ozerk bolgede ve kuzey Navara bolgesinde yasiyorlar. Bu bolgede 9. Yuzyildan itibaren Navara Kralligi olarak tarihte yerlerini aliyorlar. Konustuklari dil en eski Avrupa dili olarak kabul ediliyor.  Ve nereye giderseniz gidin, bu 7 bolgeyi gosteren bayrak ve amblemleri goruyorsunuz.. Cok guclu ve koklu gelenekleri olan bu insanlar, soylemeye gerek yok ama kendilerini Fransiz ya da Ispanyol degil Bask olarak tanimliyorlar. Bagimsizliklari ugruna verdikleri savas ve yasanan acilar bu insanlari koklerine daha da yaklastirmis ama neseli, mutlu ve sevgi dolu hallerinden hic bir sey kaybettirmemis.

Sabah saat 10 da yola cikiyoruz. Ilk duragimiz, Saint Jean Pied de Port. Ispanya sinirindaki bu kucuk kasaba yuzyillarca Navara Kraligina baskentlik yapmis, onemli bir ticari ve dini merkez olmus. Cografi konumu nedeniyle, bugun hala Saint James’in adimlarini takip ederek Santiago de Compostela ya ulasmak isteyenlerin hac yuruyuslerinde onemli bir yer teskil ediyor. Santiago de Compostela ya ancak Pirenlerdeki Roncevaux Gecidini asarak ulasmak mumkun. Saint Jean Pied de Port Paristen baslayan bu hac yuruyusunde Roncevaux Gecidinden onceki son konaklama noktasi. Pied-de-Port Gecit Adimlari/Gecite Adim Atmak anlamina geliyor.

1998 yilinda sehrin giris kapisi (Porte St-Jacques) Santiago de Compostellaya giden hac yolu uzerinde ki diger bolgelerle beraber  UNESCO  tarafindan Dunya Mirasi olarak tanimlanmis ve koruma altina alinmis.

Sehre yaklasirken sirt cantalari ile hac yolunca yuruyen pek cok kisi ile karsilastik. Sehre girince bir anda ortacagda bir kenti ziyaret edimiyormusuz hissine kapildik. Her sey sanki birakildigi gibi. Sanki Navara Kralligi bir gun geri donecekmis de simdi orada yasayanlar emanate ellerinden gelenin en iyisi ile bakiyorlarmis gibi.

Sehri gezmeye Nive nehrinin uzerine insaa edilmis yukarida resmini gordugunuz kopruden basliyoruz. Kopru uzerinde soyle durup etrafina baktiginizda bir sure eski ve koruma altinda ev gorebiliyorsunuz.  Kopruyu gecer gecmez kendimizi 14. Yy Gotik mimari orneklerinden Notre-Dame-du-Bout-du-Pont Kilisesinin onunde bulduk. Kiliseyi gezdikten sonra sagli sollu turistik dukkanlarla cevrili yokusu tirmanarak kaleye ulastik. 17.yuzyilda restrore edilen bu kale bugun okul olarak kullaniliyor. Sehrin kaleden gorunumu gercekten nefes kesici.

Daha sonar, Paris'teki son gunumuzde eski kart postallar satan bir saticida bu koprunun 1960’ta cekilmis bir fotografini bulduk ve satin aldik. Hic degismemis! Turkiye'de dun gectigimiz sokagi bugun taniyamaz durumdayken, Avrupa'nin bu degismeme durumu beni cok etkiliyor. Aldigimiz fotografi, yukaridaki fotografla beraber cerceveletmeyi planliyoruz.

Kalbimizi Saint Jean Pied de Port’ta birakarak, eve alisveris yapmaya gidiyoruz. Alisveristen sonra da kalan zamanimizda civar koyleri ve inanilmaz guzellikteki dogayi geziyoruz. Aksam yine hep beraber birseyler yedikten ve arkadasimizin babasinin 1950’li yillarda ki Amerika maceralarini dinledikten sonra kendimizi Pirene daglarinin koynunda derin bir uykuya birakiyoruz.

Devami var…. 

*Kendi yaginda pisirilmis ordek. 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 133
Kayıt tarihi
: 03.05.16
 
 

Coooook uzun yillar once ODTU Psikoloji Bolumun bitirdim. Yuksek Lisansimi da ayni bolumden aldim..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster