Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Temmuz '17

 
Kategori
Futurizm
Okunma Sayısı
100
 

Piri Reis'ten Mektuplar /4 - Türkiye Meydan Okuyor

Piri Reis'ten Mektuplar /4 - Türkiye Meydan Okuyor
 

20 Temmuz 2035, Piri Reis Uçak Gemisi, Pasifik Okyanusu

Biliyorum, yine bana gönül koyacaksın anne. Telefonla iki defa konuşmamıza rağmen mektupların yeri başkadır diyorsun. Evet, tam bir buçuk aydır sana yazamadım. İnan ki sebebi tembellik değil. Birçok defa masaya oturup mektup yazmaya koyuldum ama her defasında yazdıklarımı beğenmeyip çöpe attım. Bu defa da fazla beğenmesem de artık sana göndermeden edemeyeceğim.

Güney kutbuna kadar uzanan o zorlu seferden sonra döndüğümüz Yemen üssünde uzunca bir süre kaldıktan sonra bir sabah aniden yollara düştük. Bu seferki görev biraz farklı olacaktı galiba? Yemen’de iki firkateyn ve birkaç hücümbottan başka kuvvet kalmamış, hemen hemen bütün Hint Filosu Piri Reis’in etrafında sıralanarak sefere çıkarılmıştı.

Geçen ki sefer görevinde devamlı güneye inmiştik ama bu defa hep doğuya doğru gidiyorduk. Yüzyıllar önce Endonezya’da Açe sultanına yardıma giden Osmanlı filosu gibiydik. Gerçekten de değişik bir duygu bu anne. Atalarımızın dağ gibi kalyonlarla yelken bastığı sularda olanca gücümüzle var olabilmek son derece gurur verici bir şey.

Hepsi birer tatil cenneti olan Maldiv Adaları ile Chagos Adaları arasından geçerek Endonezya’ya yol verdik. Maldiv açıklarından geçerken bir rüya gibi uzanıp giden kumsallara içimiz eriyerek baktık. Deniz bizim için her zaman tehlike dolu bir görev yeri olmuştu. Acaba ne zaman o tatlı sarıcılığını yaşayacaktık?

Bu sular başta Amerikan Yedinci Filosu olmak üzere bir çok yabancı savaş gemisinin fink attığı sular olduğundan yarı alarm durumu hiç gevşetilmeden devam ediyordu. Tabii ki bunu yanında günlük hayat ta eylülden beri devam eden Piri Reis futbol ligi çoktan bittiğinden şimdi  atletizm takımları devreye girmişti.

Geminin alabildiğine geniş uçuş güvertesinde 100 metreden 5000 metreye kadar koşular, uzun atlama, yüksek atlama ve cirit atma dahil birçok dalda turnuvalar düzenleniyordu. Ben de eskiden beri meraklısı olduğum uzun atlamada yarışlara katıldım. Ancak kum havuzu maceram çeyrek finale kadar gidebildi. Ancak yarışmalar sırasında bu spor dalını daha çok sevdim. Çok çalışıp seneye finale kadar gideceğim.

Açe’yi bordalayıp, Sumatra ile  Malaysia  yarımadasını  ayıran Malakka Boğazı’ndan geçtikten sonra dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan Cakarta önlerinde demirledik. Burası Endonezya’nın başkenti. Gerçekten muazzam bir şehir .gemiden bakıldığında nereden başlayıp nerede bittiği anlaşılmıyor. Kıyı bölgesinde muhteşem gökdelen ormanları..Sanki New York’a gelmiş gibiyiz.

Liman önlerinde demirledikten kısa bir süre sonra şehir ziyaretlerine başlanacağı anonsu ikinci sevincimiz oldu. Gemide ne denli rahat olsak da  karaya benzeyen bir yerlere ayak basmak bambaşka bir duygu. Değişik yerler görmek ve değişik tadlarla karşılaşmak da cabası.

Nitekim öğleden sonra karaya çıkacak kafilede ben de vardım. Rıhtıma ayak bastığımızda Endonezya ve Türk bayrakları taşıyan büyük bir kalabalık tarafından karşılaştık. Hatta Jakarta Belediye bandosunun “ Hint Filomuzun marşını “ çalması bizim için çok hoş bir sürpriz oldu. İçimden taşan bir duygu seliyle, askeri kimliğimi unutarak boyunlarına sarılasım geldi. Ancak herkesin imreneceği bir düzen ve intizam içinde şehir içlerine doğru yürüdük. Gerçi bir süre sonra serbest bırakıldık ama yine de subaylarımızın refekatinde. Çünkü Cakarta gibi dev bir şehirde kaybolmadan ve zamanında geri dönmek çok zor bir işti.

Caddelerde dolaşırken postane gibi bir yer görünce herkesin aklına evi aramak geldiyse de başımızdaki subay izin vermedi. İçimden bir hayli öfkelendim ama sonra adama hak verdim. Gemiye dönüş için bize verilen kısıtlı süre evi ararken bitecek ve hiç bir şey göremeden geri dönmek zorunda kalacaktık. Gerçi üzüldüğümü gören subay kendi cep telefonu ile evi aramama izin verdi. İşte birkaç dakikalığına yüzünü gördüğümde komutanın cep telefonunu kullanıyordum.

Cakarta’dan çok güzel anılarla demir almaya hazırlandığımızda karaya çıkmayan hiç kimse kalmamıştı. Karaya çıkan herkes gemiye çok memnun dönüyordu ama “Bilmediğin aş, ya karın ağrıtır ya baş “ atasözüne kulak asmayıp, yedikleri bilip bilmedik şeylerle reviri boylayanlar hariç.

Endonezya’nın ikinci büyük şehri Surabaya’ya uğramadık. Timor Adası’na gelince geminin burnu kuzeye çevrildi. Ekvator çizgisi üzerindeki Palau Takımadaları’nı bordalayınca dünyanın en büyük denizi bize hoş geldin dedi: Pasifik Okyanusu..Herkes bulunduğu görev yerlerinde hayranlıkla bu uçsuz bucaksız maviliği seyre koyulurken, gemideki alarm durumu bir üst kademeye çıkarıldı. Çünkü Amerikan Donanması’nın en önemli üslerinden biri olan Guam Adası çok fazla uzakta değildi. Üstelik bu sıralarda iki uçak gemisi bulunan Pasifik Filosu’nun da Guam’da olduğunu öğrenmiştik. Görünüşte Amerika ile müttefiktik ama yedi denizde gittikçe kızışan rekabetin Pasifiğe kadar taşınmasından hiç de memnun olmayacaklardı.

Her şeye rağmen filonun geçişi bildirildiğinden hiçbir sorun çıkmadı. Hatta tam Guam Adası hizasından geçerken “Pasifiğe hoş geldiniz “ mesajı bile aldık. Bu aynı zamanda “Takiptesiniz “ anlamına geliyordu.

Diğer adı “Büyük Okyanus “ olan Pasifik gerçekten adına yakışır ölçüde bir su gezegeni gibiydi. Endonezya’dan ayrılalı bir hafta olmasına rağmen karadan hiçbir eser yoktu. Bilirsin, bilim-kurguya meraklıyımdır. Bazen dev bir yıldız gemisine benzettiğim Piri Reis’i Samanyolu Galaksisi’nde sehayat ediyor sanıyordum.

Volcano Adaları’nı geçip Japon Donanması ile ortak tatbikat yapacağımız Bonin Adaları’na yaklaştığımız bir sırada müthiş bir sürprizle karşılaştık: Onbeş parça gemiden oluşan Pasifik Filomuz bizi karşılamaya gelmiyor mu? Okinawa Adası’nda üslenen ve Japonlarla ortak hareket eden Pasifik filomuzu biliyordum ama bu kadar görkemli olacaklarını tahmin etmemiştim. Filolarımız borda bordaya gelince makinelerimizi stop ederek, karşılıklı top atışlarıyla birbirimizi selamladık. Daha sonra da Pasifik Filosu komutanı tuğamiral bizim gemiye ziyarete geldi. Yanındaki subaylarla Piri Reis’in güvertesine ayak basınca askeri törenle karşılandılar. Bir ara küpeşteye yaslanarak Pasifiğin ortasındaki muhteşem manzaraya gururla baktım: Türk donanmasının Hint ve Pasifik filolarına ait elliden fazla gemi yenilmez bir armada gibi okyanusun üzerinde sıralanmıştı. Çok değil bundan yirmi yıl önce hayali bile mümkün olmayan bir olay gerçekleşmiş ve artık küresel bir güç olan Türkiye; Pasifiğin ortasında elliden fazla savaş gemisi toplayacak hale gelmişti. Amerikalılar doğru söylüyordu galiba: Türkiye meydan okuyor..

Karşılıklı gemi ziyaretleri sırasında adanın hemen önünde beni çok duygulandıran bir şey yaşandı. Sana anlatmadan edemeyiceğim anne. Filo komutanımızın emriyle adanın gönderine büyük filo sancağı çekilmişti. Ay yıldız Pasifik ufuklarında nazlı nazlı dalgalanırken yüksek rütbeli bir subay Arif Nihat Asya’nın “Bayrak “ şiirini okuyarak hepimizin duygularına tercüman oldu. Zaten bu mektubum çok uzun oldu ama senin de bildiğin bu şiirin son iki kıtasını buraya yazmadan edemiyeceğim:

                                                               

            Ey, şimdi süzgün rüzgârlarda dalgalan;

            Barışın güvercini, şavaşın kartalı..

            Yüksek tepelerde açan çiçeğim;

            Senin altında doğdum,

            Senin dibinde öleceğim..

 

            Tarihim,şerefim,şiirim,her şeyim;

            Yer yüzünde yer beğen!

            Nereye dikilmek istersen,

            Söyle,seni oraya dikeyim!

 

            ……………….   …………………………….

 

            8 Ağustos 2035, Piri Reis Uçak Gemisi, Pasifik Okyanusu-Bonin Adası Açıkları

Biliyorum, bana çok darıldın anne ama niyetim seni üzmemekti. Bu yüzden başıma gelen o dehşetli kazanın sana duyurulmasını istemedim. İlk defa denenen bir androit işaretçi yüzünden oldu bu kaza.. Aslında defalarca test edilmiş ve hiçbir sorun çıkmamıştı ama olacağa çare bulunmuyor. Bizim androit işaretçi yanlış sinyal gönderince iniş esnasında pilotsuz bir uçak güverteye çarpıp infilak etti. Öyle şiddetli bir patlama oldu ki güvenli uzaklıkta olmama rağmen sanki o hep bildiğimiz hava dev bir demir yumruk olup bana çarptı. Onlarca metre savrulmuşum. Tabii gözlerimi gemi hastanesinde açtım. Şu Allah’ın işine bak ki uçaklara takılmak üzere bekletilen lastiklerin üzerine düşmüşüm. Denilenlere bakılırsa eğer çelik güverteye düşmüş olsaydım vucüdümda kırılmadık yer kalmayacakmış. Çok şükür ki içecek suyum varmış. Allah beni sana bağışladı anneciğim..Bu kan donduran kazayı sadece birkaç kaburga kırığı ve beyin sarsıntısıyla atlatmış oldum. Hastanede doktorlar bana ısrarla adımı soyadımı sorarken ben “Aileme haber vermeyin ne olur? “ diye yalvarıyordum. Sağolsun, onlar da ben ayağa kalkana kadar size hiçbir şey duyurmadılar.

Şimdiki halimi sorarsan çok iyiyim. Çok istememe rağmen uçuş güvertesindeki görevime başlatmadılar. Komutanlarımın bana söylediğine kadar Yemen üssüne dönene kadar dinlenecekmişim.

Bu arada Japon Donanması’yla yaptığımız büyük ortak tatbikat sona erdi. Arkadaşlarımın dediğine göre filomuz son derecede başarılı olmuş. Japonlar özellikle Piri Reis’in savaş gücüne hayran kalmışlar. Japonlar da füzesavar sistemleri ve katil uydularla muharebe tekniklerinde başarı göstermişler. Bu uydu savaşı konusu çok ciddi anneciğim. Bize söylendiğine bakılırsa, Amerika’nın “Warrioreyes – Savaşan Gözler “ adındaki katil uydusu defalarca Piri Reis’e kilitlenmiş..Yaşamak istiyorsak bu yeni silahla savaşmayı öğrenmek zorundayız.

Önce Japon uçak gemilerinden birinde ardından da Piri Reis de yapılan görkemli törenlerden sonra Japonlarla vedalaşarak Pasifik filomuzla birlikte okyanusun güneyine doğru yola çıktık. Akşama doğru görev bölgesine intikale geçen Pasifik filomuzu top atışlarıyla selamlayarak tam yol güneye inmeye başladık.

Şimdi sıkı dur anne; sana bir müjdem var. Aslında bunca lâfı etmeden en başında söylemeliydim ama seni heyecanlandırmak istemedim. Gemi hastanesinde yatarken ziyaretime gelen gemi komutanımız, Yemen üssüne döner dönmez beni tam bir ay hava değişimine göndereceğini söyledi. Düşünebiliyor musun anne? Tam bir ay..Hem de iznimden kesilmeden..Daha yazın ortasında Gökçeada’ya gidip gönlümüzce tatil yapacağız. Komutan giderken yatağımda doğrulmamı bile istemedi. Halbuki  bu müjdeden sonra ellerine sarılmak isterdim.

Bekle beni anneciğim..Onbeş gün sonra yanında olacağım. Hasretle ellerinden öperim. Piri Reis Uçak Gemisi’nden; beni soran herkese selam ve sevgilerimle...         

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aman sakin Ispanya patendli helikopter gemisinden ucak kaldirmiyasin, cup diye suya duser mazallah. Emme iman gucumuzle olur dersen karismam...!

Newyorker 
 01.08.2017 2:45
Cevap :
Yaptığınız ironik yorumun kime karşı olduğunu bilmiyorum ama benim kugusal öykümde anlattığım gemi bir helikopter gemisi değil 2035'te yapılacağını öngördüğüm gerçek bir uçak gemisi..USS Nimitz gibi dev bir gemi..İroniniz öyküme yönelikse bir kez daha dikkatli okumanızı öneririm sayın New Yorklu..  01.08.2017 22:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 299
Toplam yorum
: 156
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 429
Kayıt tarihi
: 19.02.11
 
 

Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. Teknoloji Yönetimi dalında mast..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster