Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Temmuz '17

 
Kategori
Futurizm
Okunma Sayısı
54
 

Piri Reis'ten Mektuplar/2

Piri Reis'ten Mektuplar/2
 

5 Mayıs 2035,  Piri Reis Uçak Gemisi , Hint Okyanusu

Sana her hafta yazmaya söz vermiştim ama son onbeş günde o kadar yoğunduk ki başımı kaşıyacak vaktim yoktu desem yalan olmaz.  Şimdi biraz rahatladık da sana yazma fırsatı bulabildim. Gemideki eğitimlerim dün bitti. Artık sertifikalı bir uçuş güvertesi işaretçisiyim. Şimdiye kadar bir gözetmen nezaretinde çalışırken artık koca güvertede tek başınayım. Tabii ki benim gibi birçok işaretçi var. Ancak herkesin görev yeri ayrı.

Yemen üssünden ayrılalı tam onbeş gün oldu. Hiç kara yüzü görmeden okyanusda dolaşıyoruz. Sağımız, solumuz her yanımız deniz. Durmadan alçalıp yükselen, köpüren bir dünya..Nihayetsiz bir su çölünde kaybolmuş gibiyiz. Hedefimiz hâlâ meçhul..Belki de okyanusda dolaşıp tekrar üsse döneceğiz.

Yemek molalarının, dinlenmelerin olağan konusu rotamızın nereye olduğu.. Kimi arkadaşlar bunun normal bir devriye görevi olduğunu söylüyor. Kimileri de bunca zahmetin boşuna olmadığını, Piri Reis liderliğindeki filonun önemli bir görev emri aldığını iddia ediyor. Dün gece holovizyonda bu arkadaşların savını güçlendiren bir haber dinledik. Mutlaka sen de duymuşsundur. Ülkemizle sıkı bağları olan Eritre yoğun bir Etiyopya baskısı altında. Sınırlarda yoğun çatışmalar yaşanıyormuş. Batının desteğini alan Etiyopyalılar Eritre’ye saldırmak üzereymiş. Bu durumda Piri Reis’in Eritre kıyılarında şöyle bir görünüp Etiyopya’ya göz dağı vermesinden tabii ne olabilir. Biliyorum, şimdi senin içine bir kurt düşmüştür. Gece gündüz holovizyon başından ayrılmazsın. Ama inan ki merak edilecek bir şey yok.Filomuz o kadar güçlü ki kimse bize saldırmaya cesaret edemez.Zaten biz de savaş istemiyoruz.Amacımız barışı korumak.

Bu arada güneye indikçe hava gittikçe ısınıyor. Uçakların biri kalkıp, biri inerken güneşin alabildiğine kızdırdığı güvertede ayakta kalmak bile zor. Yine de aksatmadan vardiya görevimi yerine getirmeye çalışıyorum. Görevim bitip de içeri girince bambaşka bir dünyaya adım atmış gibi oluyoruz. Geminin içi bahar havası gibi. Her  tarafta istenilen dereceye ayarlanan otomatik klimalar var. Eğitimlerim de bittiğinden vaktimin çoğunu dinlenerek geçiriyorum. Ne yapıyorsun dersen, okuyorum, yazıyorum ve müzik dinliyorum. Tabii seferde olduğumuzdan her an görev başı yapmaya hazır bekliyoruz. Önümüzdeki Pazar anneler günü. Böyle binlerce kilometre uzakta değil yanında, dizlerinin dibinde olmayı ne kadar isterdim. Sana verebileceğim bir demet çiçek bile yok ama dualarım var anne. . Allah’a emanet oİlgili resim

12 Mayıs 2035, Piri Reis Uçak Gemisi, Massawa Limanı, Eritre

Aslında sana daha sonra yazacaktım ama bugün öyle bir şey oldu ki uzun uzun anlatmadan edemedim.

Sonunda rotamız belli olmuş, yönümüzün Eritre olduğunu tahmin edenler yanılmamıştı. Sabah sekiz vardiyası için yedi sularında uyandığımda batı ufkunda hayal meyal görünen karanın Erirte kıyılarını olduğunu keşfetmekte gecikmedik. Meğer gece ben uyurken Bab-ül Mendep boğazından geçerek Kızıldeniz’e girmişiz. Bu sırada gemide olağanüstü bir hareketlilik başlamıştı. Savaş uçakları birbiri ardında havalanıyor, gökyüzünde filolar oluşturarak, batı ufkunda kaybolup gidiyordu. Gerçi kısa bir süre sonra tekrar iniş yapıyorlardı ama yerlerini başka filolar alıyor, semaları boş bırakmıyorlardı.

Saat tam sekizde güvertede yerimi aldığımda karaya iyice yaklaşmıştık. Büyükçe bir limana doğru gidiyorduk. Bir yandan da arı kovanı gibi kaynayan güvertede pür dikkat görevimizi yerine getirirken nereye geldiğimizi de öğrendik: Eritre’nin en büyük limanı Massawa önlerindeydik.

Kıyıdaki ayrıntılar çıplak gözle görünür görünmez inanılmaz bir manzarayla karşılaştık. Liman önünde irili ufaklı yüzlerce tekne bizi karşılamaya gelmişti. Neler yoktu ki? Baştarafı sivri Afrika kayıklarından modern yatlara, basit teknelerden yelkenlilere kadar daha niceleri..

Bu mesafeden açıkça belli olmuyordu ama hareketlerinden bize tezahürat yaptıkları anlaşılıyordu. Gönül isterdi ki bir zamanlar tıpkı Hamidiye’nin yaptığı gibi aralarına girip, sevinçlerini paylaşalım. Ancak zaman yirminci yüzyılın başlarından bu yana çok değişmişti. Piri reis gibi çağın en müthiş savaş devlerinden birinde bile güvenlik en önemli faktördü. Nitekim filo karaya paralel demir atınca hücümbotlar hemen ön hatta sıralanıp devriye gezmeye başladılar. Son derece gelişmiş gözlem cihazlarıyla donanmış saldırı helikopterleri yukarıdan güvenlik ağının tamamlayıcısı oldu. Buna rağmen kıyıdan gelebilecek bir saldırı tehdidine karşı teyyakuzda beklemeye başladık. Bu arada filo komutanı beraberindeki heyetle gemiden ayrılıp, bir hücümbot eşliğinde kıyıya doğru yöneldi. Hücümbottaki görevlilerin bütün gayretlerine rağmen Eritreliler amiralin teknesini sarmış, adeta kıpırdayamaz bir hale getirmişlerdi. Bütün dünya onları yalnız bırakmışken yardımlarına koşan bu insanlara nasıl sevgi göstereceklerini bilemiyorlardı. Amiral ve yanındakiler binbir zorlukla bu sevgi barajını aşıp sahile çıktılar. Gemiden uçarak gelen birkaç rangerin eşliğinde Massawa valisini ziyarete gidiyorlardı.

Kıyıda bunlar olurken gemideki teyyakuz hali hiç gevşemedi. Bize söylendiğine göre kıyıdan her an bir intihar saldırısı olabilirdi. Ya da Etiyopyalılar bir çılgınlık yaparak hava saldırısı düzenleyebilirdi. Daha da tehlikelisi A.B.D.’nin Etiyopya’ya verdiği bilinenyeni nesil Cruise füzeleriyle Piri Reis’i hedefleyen ani bir saldırı girişimi yapılabilirdi. Öğleye doğru filo komutanı ve yanındakiler döndü. Ardından bir sürü uzman dev nakliye helikopterlerine doluşarak Eritre’nin baş kenti Asmara’ya doğru yola çıktı.

Aşağı yukarı bir aydır deniz üzerinde olduğumuzdan ben de karaya çıkmayı çok isterdim. Gemimiz ne kadar konforlu olsa da şöyle gerçek bir ağaç dibinde oturmanın anlamı başkaydı çünkü.. Neyse efendim, fazla uzatmayayım, saat dörtte vardiyam bitince küpeşteye yaslanarak bir arkadaşımın dürbünüyle hâlâ deniz üzerinde bekleyen Eritrelileri seyretmeye başladım. Tekneleri tek tek tarıyor, günlüğümde yazacağım renkli kareler bulmaya çalışıyordum. Şimdilik denizi kaplayan kocaman bir leke gibiydiler. Ama gece olunca bir ışık denizi gibi görüneceklerdi.

Gerçekten de akşam yemeğinden sonra tekrar güverteye çıktığımda çoktan gece karanlığı çökmüştü. Denizin üstü tam da hayal ettiğim gibiydi. Sanki yüzlerce ateş böceği denizi bir ışık şölenine çevirmişti.

Birden gemide ani bir hareketlenme oldu. Güvertede koşuşanlar, bağrışmalar, sert emirler ve ardından sinir bozucu bir ritmik alarm sireni. Ben daha ne oluyor demeye kalmadan yüz metre kadar ilerimizde müthiş bir patlama oldu. Dev bir ateş sütunu elli metre kadar havaya yükselip alev alev denize yağdı. Bizler daha şok içindeyken güvertede altındaki lazer toplarının kör edici parıltısı ve ardından karanlık sularda ikinci bir dev patlama sesi..Kendimizi toparlayıp küpeştelere koştuğumuzda her şey çoktan olup bitmişti. Savaş helikopterleri ve rangerler son sürat karaya doğru doğru uçarken denizin üzerinde tam bir can pazarı yaşanıyordu. İsabet alıp havaya uçan hücumbotumuzdan denize fırlayan yaralılar ve önceden atlamayı başaranlar alevler arasında bir ölüm kalım savaşına girişmişlerdi. Çevredeki gemiler hızla olay yerine giderken sahile yakın müthiş bir patlama daha oldu. Liman önlerini bir ışık cennetine çeviren tekneler şimdi tam bir cehennem yaşıyorlardı. Patlamayla çoğu tekne parçalanmış, birçoğu alevler içinde kalmıştı.  Gemilerimiz bir yandan denizcilerimizi kurtarmaya çalışırken bir yandan da Eritrelilerin yardımına koşuyordu. Bu işi kim tezgahladıysa  bizi fena halde şaşırtmayı başarmıştı.

Bereket kendimizi çabuk toparlayıp hem denizdeki askerlerimizi kurtarmış, hem de teknelerdeki yangınları söndürerek, denizde çırpınan yaralıları gemilere alarak Erirterlilerin yardımına koşmuştuk.

Ortalık biraz durulunca “Kaptanınız konuşuyor “ diye söze başlayan gemi komutanından neler olup bittiğini öğrendik: Eritre teknelerinin arasında saklanan bir tekneden Piri Reis’e torpil saldırısı yapılmıştı. Birinci torpil Piri Reis’e kilitlenmişken müthiş bir zamanlamayla ileri atılan hücumbotumuza çarpmış ve havaya uçmasına neden olmuştu. Hücumbotun 20 kişilik mürettebatından dokuzu kurtarılmıştı. Geri kalan 11 denizci patlama esnasında şehit olmuşlardı. İkinci torpil gemiden ateşlenen lazerlerle vurulmuştu. Torpil saldırısını gerçekleştiren tekne kaçamıyacağını anlayınca intihar saldırısının son perdesini Eritre teknelerinin arasına dalıp patlatmakla indirmişti.

O gece bizim için tam bir matem gecesi oldu. Onbir denizcinin cesetleri tek tek bulunup geminin morguna kaldırılırken kaptanımız ailelerine ne diyeceğini düşünüyor olmalıydı. Üstelik filo tarihinin en ciddi saldırısıyla karşılaşmış, Piri Reis isabet almaktan son anda kurtulmuştu. Allah korusun, Piri Reis’in vurulup batması bizler kadar mazlum Eritre halkı için de yıkım olacaktı.

Denizden tam bir güvenlik sağlanması için Eritre gemilerinin de desteğiyle kıyıdaki tüm tekneler uzaklaştırıldı. Limana asker çıkarılarak bütün kritik noktalar tutuldu. Bu gece benim gibi vardiyada olmayanlar rahat bir uyku çekebilecekti. Saat ona doğru kamarama giderken bir kere daha seni düşündüm. Kimbilir bu olayı ilk duyduğunda nasıl da korktun? Ya o şehitlerin anneleri? Ateş düştüğü yeri yakarmış.. (Devamı var)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 297
Toplam yorum
: 156
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 429
Kayıt tarihi
: 19.02.11
 
 

Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. Teknoloji Yönetimi dalında mast..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster