Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Temmuz '17

 
Kategori
Futurizm
Okunma Sayısı
131
 

Piri Reis'ten Mektuplar/3

Piri Reis'ten Mektuplar/3
 

22 Mayıs 2035 , Piri Reis Uçak Gemisi, Kızıldeniz

Bu sabah mektubun elime ulaştığında güvertedeydim. Görev esnasında meşgul edecek bir şey vermek kesinlikle yasak olmasına rağmen çavuşum anne mektubu olduğunu anlayınca dayanamamış. Bir yandan uçakların iniş kalkışını idare ederken bir yandan da mektubunu okudum. İzne ne zaman geleceğimi soruyorsun. Burada henüz yeni olduğumdan belki ancak yaz sonu anne. Kısmetse bağ bozumu mevsiminde ordayım. Hep beraber Gökçeada’daki yazlığa gideriz. Gerçi yaz bitmiş olur ama son kuşların gidişini gözleriz. Bağ bozumu ateşleri yakarız. Görüyorsun ya, oğlun Hint denizlerinde ama aklı hâlâ memleketinde..

Bu arada Eritre görevimiz sona erdi. Bugün akşama doğru Massawa’dan demir aldık. İlk geldiğimiz gün yaşanan o üzücü olay dışında her şey çok sakin geçti. Hatta karaya bile çıktık. Bir buçuk aydır ilk defa toprağa ayak bastım. Ağaca benzer bir şeyin altnda oturdum.

Eritreliler bize nasıl sıcak göreceksin anne..Adeta elimize, ayağımıza sarılıyorlar. Çünkü filomuz buraya gelir gelmez saldırı için gün sayan Etiyopya “Sırpsındığı’na” döndü. Hele savaş uçaklarımız sınır boyu göklerini hallaç pamuğu gibi atınca derhal sınırdan geri çekilmışler. Etiyopya’ya destek veren Amerika’da “Güçlü ve kararlı “ olduğumuzu görünce geri adım atmış. Türkiye’den iki diplomatik heyetin Asmara ve Abdis Ababa’ya gittiğini duyduk. Amerikalılarla birlikte Etiyopya ve Erirtelileri barıştıracaklarmış.

İlk zamanlar Amerikan Yedinci Filosu bize müdahale eder diye çekiniyorduk ama gücümüzü görünce yanımıza bile yaklaşmadılar. Bu da moralimizi iyice pekiştirdi. Dün limana karşı çay içerken subaylarımızdan biri eski bir hikâye anlattı. Meğer tarihte ilk uçak gemisini bizim topçularımız batırmış: Yıl 1917..Birinci Dünya Savaşı yılları..Akdeniz’de Kaş’ın birkaç kilometre açığındaki Meis adasında İngilizlerin 114 metre boyundaki “Ben My Cheer” adlı uçak gemisi ve iki torpidobot ile Fransızların Paris adındaki zırhlısı demirler. Tam da o günlerde Akdeniz’in güvenliği için önemli olduğunu ve ele geçirilmesi gerektiğini düşündükleri Meis Adası’na doğru harekete geçmeye hazırlanan Türk ve Alman komutanlar durumdan rahatsız olurlar. Kaş’ta karargâh kuran birliğin komutanları Ben My Cheer’den havalanan uçakların mevzilerini bombalamasından endişelidirler.

Derken Türk subaylarından biri olan Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul Alman topçu kumandanına  ani bir baskın için şöyle bir teklif yapar: “Düşmanla aramızdaki mesafe 4,5 kilometredir. Yani düşman gemileri toplarımızın menzilinde. Büyük kruvazör açıkça görünüyor. Dikkat ederseniz Pazar olduğu için bacaları kapatmışlar. Bütün mürettebatı karaya çıkmış.Yollarda, bahçelerde geziniyorlar. Bu güzel fırsattan yararlanmalıyız. Yapacağımız baskın ateşle büyük kruvazörü batırırsak sonrası çocuk oyuncağı.”

Alman topçu kumandanı bu fikri beğenmişti. Hemen toplarının başına koşup hazırlıklara girişir. Baskın zamanı yaklaştıkça etraftaki hareket artıyordu. Topçu erleri bataryanın etrafında bir karınca yuvası gibi kaynaşıp duruyorlardı. Askerlerimiz sıkı bir cenge hazırlanıyordu. Herkes gözlerini kısmış, bakışlar namlu uçlarında hedefine kilitlenmişti. Bu sırada Meis güzel bir tatil gününün neşeli havası içinde sağa sola yalpa vuran sarhoşlar birazdan kafalarına inecek demir yumruktan habersiz eğlenmeye devam ediyorlar.

Nihayet saat 13,25..Aylardan beri karşıdaki yabancı çığlıklara dişini sıkıp duran dört ağız birden gürledi. Az önce neşe ile dolaşan Meis halkı bir anda üzerlerine yağmaya başlayan mermilerle cehenneme dönen limandan tepelere doğru kaçmaya başladılar. Düşman topçusu bütün paniğine rağmen hemen karşılık vermişti. Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul olanları şöyle anlatır: “ Düşmanın hemen karşılık vermesini topçuluk açısından takdir etmemek mümkün değildi. Dördüncü Fransız mermisi cephaneliğimize isabet etmişti. Derken kruvazörün 21 santimlik iki topu bize doğru dönmeye başladı. Bir-iki dakikaya sığan bu feci hadise karşısında binbaşı bütün bataryanın kruvazöre ateş açmasını emretti. Bataryanın küçük topları bu koca gemi ile nasıl baş edecekti? Koca toplarına nasıl cevap verecekti? Bu aklın alacağı bir iş değildi. Fakat çaresizlik ve göğüslediğimiz büyük sorumluluk karşısında tereddüt etmeye gerek yoktu.Hemen ateşe başladık. Attığımız mermilerden uçak gemisi de nasibini almıştı. Attığımız ilk mermilerden biri bu gemiye isabet etmiş, bir diğeri de benzin deposunu vurmuştu. Bu öldürücü darbe uçak gemisi Ben My Cheer’in sonu oldu. İngiliz mürettebatın bir çoğunun denize atladığı görülüyordu. Koca gemi karşımızda homurdanarak yanıyor, yavaş yavaş yaralı başını denize gömüyordu. 36 dakika süren aralıklı ateşimiz karşısında Ben My Cheer baş tarafıyla denize gömüldü. Bu muhteşem tablonun verdiği sevinç ve heyecanı tarif etmek zordur. Ancak yaşayan görür ve hisseder”

Gördün mü anne? Nasıl da batırmışlar koca uçak gemisini değil mi? Ancak şunu bil ki bizim gemi öyle kolayca batırılacak bir gemi değil..Subaylarımızdan biri “ Çocuklar batmayan gemi yoktur “ dedi bize.”Ancak Piri Reis’i batırmaya niyet eden bir ülke önce kendi ülkesini batmaktan korumalı”

Şimdilik kal sağlıcakla..Hasretle ellerinden öperim.

uzay istasyonu ile ilgili görsel sonucu 

 

6 Haziran 2035,  Piri Reis Uçak Gemisi ,  Hint Okyanusu

Sana devamlı mektup yazıyorum diye adımı “Ana kuzusuna “ çıkardılar anne. Belki anlamakta zorlanacaksın ama aylardır ailesine tek bir satır bile yazmayanlar var içimizde. Soruyorum “ Telefonla  görüşüyoruz ya “ diyorlar. Mektup yazma geçen yüzyılda kalan bir adetmiş. Rahmetli dedem hep söylerdi ya, Söz uçar, yazı kalır. Sayfa aralarına gül yaprağı koyup sakladığını bildiğim mektuplarım yarınlara miras kalacak. Telefonda söylenenler çoktan unutuldu bile.

Her neyse, gemiye dönecek olursam Eritre dönüşü Yemen üssüne uğrayıp doğru Pakistan’ın Karaçi Limanı’na gittik. Orda bize ayrılan deniz üssüne demirledik. Neden buraya geldik diye düşünürken dev nakliye helikopterleri güverteye şimdiye kadar hiç görmediğimiz yükler indirdiler. Duyduğuma göre Karaçi Hava Limanı’na Türkiye’den gönderilmiş. Oradan da helikopterle bizim gemiye intikal etmişler. Büyük radar ekipmanına benzeyen bu parçaların neye yaradığını hiç birimiz bilmiyorduk. Acaba gemiye mi takılacaklardı

Derken ertesi sabah erkenden demir alıp okyanusa açıldık. Hiç durmadan güneye iniyorduk. O kadar ki ekvator civarında insanı buram buram terleten yapışkan sıcak giderek azalmaya başladı. Hatta bir sabah uyandığımda her günkü iş elbisemle dışarı çıktığımda müthiş üşüdüğümü hissettim. Görev mevkimi bir arkadaşıma emanet ederek hemen kalın montumu giymeye gittim. Yolda rastladığım bir astsubay elbise değişikliği için emir verilmiş olduğunu söyledi. Ben duymamıştım galiba. Doğrusu kendime kızdım bunun için.

Nerede olduğumuz açıkça ilan edilmese de haritacılıktan iyi anlayan bir arkadaşımız neredeyse Antartika sularına girdiğimizi iddia etti. Gerçekten de güverteyi kaplayan ince bir buz tabakası arkadaşı haklı çıkarıyordu. Hiç kimsenin buralara kadar neden geldiğimiz hakkında bir fikri yoktu. Kimisi “ tatbikat “ diyordu. Şu ana kadar bilinmeyen bir askeri hedefin peşindeydik.

O gün ikindi üzeri Antartika seferimizin nedeni az-çok belli olmaya başladı. Saat dörtte vardiyam bitmiş, kalın eldivenimin içinde bile üşüyen ellerimi ısıtmak için hemen hücreme koşmuştum. Biraz uzanıp kendime geldikten sonra yemekhaneye gitmek için dışarı çıktığımda güvertede tuhaf bir manzara gördüm. Ben hücremde kestirirken uçuş güvertesinin ortasında dev bir radar tesisi kurulmuştu. Arkadaşlardan bunun neyin nesi olduğunu öğrenmekte gecikmedim. Meğer buralara kadar gelişimizin sebebi buymuş. Karapınar üssünden uzaya gönderilecek “Öncü “ adındaki insanlı uydunun fırlatılış operasyonu için ter istasyonu görevini yapacaktık. Asıl ter istasyonu Karapınar olacaktı ama uydunun yörüngeye oturtulması Piri Reis tarafından sağlanacaktı.

Bu tarihi olaya şahit olmamız için filo komutanlığı emriyle geminin salonlarına dev holovizyon ekranları konulmuş ve vardiya görevi olmayanların seyredebileceği bildirilmişti. Fırlatılış başlamadan holovizyonun karşısında yerimi almıştım. Senin de kaçırmadığına eminim ya, fırlatılış anı nasıl da heyecanlı oldu değil mi anne? Dev roket uzaya çıkar çıkmaz komuta Piri Reis’e geçmişti. Uçuş güvertesindeki radar tesisine giremiyorduk ama içerdeki ekibin nasıl da ter döktüğünü görür gibi oluyorduk. Sonuçta Türkiye’nin küresel  bir başarısı onların parmak uçlarında hayata geçecekti.

Dünyada ilk defa bizler görüyormuş gibi yörüngeye oturuşuna şahit olur olmaz tanıdık tanımadık birbirimize sarılmaya başladık. Piri Reis yer istasyonu görevini lâyıkıyla yerine getirmiş ve Öncü uydusunu yörüngeye yerleştirmişti. O gece dalgaların elverdiğince kıpırdanmadan durup yer istasyonu görevimizin bitmesini bekledik. Sabah olur olmaz görevliler arı gibi çalışarak radar tesisini sökmeye başladılar. Dondurucu bir gece daha Piri Reis’i sarıp sarmalamadan uçuş güvertesi eskisi gibi tertemiz oldu. Ardından da geminin dev makineleri çalışmaya başladı. Burnumuz kuzeye dönüktü ve biz özlediğimiz sıcağa doğru gidiyorduk. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 297
Toplam yorum
: 156
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 429
Kayıt tarihi
: 19.02.11
 
 

Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. Teknoloji Yönetimi dalında mast..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster