Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ekim '16

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
124
 

Platonik aşklarımdan biri...

Platonik aşklarımdan biri...
 

1997 yılında kesintisiz 8 yıllık eğitime geçince, bunun zorunlu olarak vurduğu ilk nesil bizim neslimizdi. 4. sınıfı bitirip 5. sınıfa geçen, 1987 doğumlulardı yani. 5. sınıfı bitiren 1986 doğumlular, isterse devam eder, isterse devam etmez hakkına sahipti. 
 
1'den 5'e kadar köyümde, birleştirilmiş sınıflarda eğitim aldık. 8 yıllık kesintisiz eğitime geçince, 5'ten sonrasını, yani 6,7.8'i taşımalı olarak okuyacaktık. Köyümüze 9 kilometre uzaklıkta bulunan Ilgın Şeker Fabrikasının, sınırları içerisindeki 'Şeker İlköğretim Okulu'nda okuyacaktık. 
 
Fabrikadaki Şeker İlköğretim Okulu'nda, fabrika lojmanlarında kalan ailelerin çocukları ve okulu olmayan ya da okulu yetersiz kalan çevre köylerin çocukları okurdu.
 
Köyümüzde 5. sınıfı bitiren 1986 doğumlular, kimi okumaya karar verdi, kimi devam etmek istemedi. Devam edecek olanlar fabrikadaki ilköğretim okuluna gideceklerdi. Fabrikadaki ilköğretim okuluna 'Şeker' derdik. 
 
Hem üçüncü derecen akrabam, hem de komşumuz olan ailenin iki oğlu vardı. Biri benle yaşıt, biri de bizden bir buçuk yaş büyüktü. Çocukluğum onlarla geçmiştir. Bizden bir buçuk yaş büyük olan da Şeker'e gidecekti. Seneye de biz gidecektik. Heyecanlıydım! Komşumun oğluna nasıl Şeker diye sorardım. Ballandıra ballandıra anlatırdı bize. Merakım iyice artardı. Güzel kız var mı, kendine sevgili buldun mu soruları sorardık durmadan.Güzel kızların olduğunu, kendisinin kızlarla durumunun iyi olduğunu anlatırdı. Yaz tatiline yakın okulda eğlencelerin arttığı günlerde, fabrika lojmanlarında oturan sınıf arkadaşı bir kızla dans ettiğini söylemişti. İbrahim Tatlıses'in yeni çıkan albümündeki favori şarkı 'Akdeniz Akşamları' eşliğinde dans ettiklerini anlatmıştı.Benim iyice içim gitmişti. Şeker'e gideceğimiz günleri dört gözle bekliyordum...
 
Köyde 5. sınıfı bitirmiş, Şekerli günlere iyice yaklaşmıştık artık. Bizim sınıfta olacak kızlar hakkında bilgiler aldık komşunun oğlundan. Güzel olup olmadıklarını sorduk. Tabii olum, güzel kızlar var; Ebru adlı, Mehtap adlı kızlar var çok güzel. Mustafa Ebru seninki olsun, kardeşine Mehtap seninki olsun, yanımızdaki bizle yaşıt arkadaşa da, sarışın bir kız var, adı Büşra, o da seninki olsun dedi.
 
Ebru'ya görmeden aşık oldum. Hayaller kurmaya başladım. Sabırsızlanıyordum, okul bir açılsa diyordum. Acaba ben de Ebru'yla dans edebilecek miydim? Bir taraftan da çekiniyordum. Rahatsızlığım yeni yeni ortaya çıkmaya başlamıştı. Yürürken hafiften sarsaklıyordum, biraz dengeyi kaybediyordum.
 
Okullar açıldı, önlükten ceket kravata terfi etmiştik. Ben de bir heyecan, bir heyecan. Ebru'yla tanışacaktım ne de olsa. 
 
İlk terslik çıktı karşıma. İki şube olan 6. sınıfları okul ayırdı. A şubesine 'pek iyi' ile geçenler, B şubesine de 'iyi ve orta'yla geçenler alınacaktı. Bizim köyün öğrenci kayıtları okula geç gittiği için bizi toptan B şubesine yani tembeller sınıfına doldurdular. Benim geçme notum pek iyiydi ama tembeller sınıfındaydım. Ebru ise A şubesindeydi. Ebru'yu ancak tenefüste arkadaşımın göstermesiyle uzaktan tanıdım. Hakikaten güzeldi. Aşkım iyice güçlendi. B şubesinde dersteyken okul müdürü sınıfa girdi, 'Pek iyiyle geçenler tahtaya çıksın' dedi. Birkaç kişi çıktı, sayıyı yetersiz gören müdür, 'A şubesine gönüllü geçmek isteyen varsa, onlarda çıksın' dedi. Bizim köylü bir erkek öğrenci çıktı yanıma. Müdür bizi A şubesine götürdü. Sınıfa girince bize sıra gösterdi, siz şuraya oturun diye. Gösterdiği sıra Ebru'nun oturduğu sıranın hemen arkasıydı. Uçuyordum mutluluktan. Ebru'nun arkasında oturacaktım, yanında oturmak kadar keyif vericiydi bu durum.
 
Ebrugille sohbet eder, arada sorular sorardım. Hep gülümserdi bana, ben de kendimden geçerdim.
 
Benle yaşıt dayımın kızı ve bir başka komşumuzun kızı yanıma geldiler. 'Mustafa! Öğrendik olum, sen Ebru'yu seviyorsun, de mi?' dediler. 'Yok kızım, öyle bir şey yok, yalan! dedim. 'Hayır olum, yalan değil, doğru duyduk ve bunu Ebru'ya söyleyeceğiz' deyip gittiler. İçime bir korku çöktü. Söylerler de, Ebru bana tepki gösterirse ne yaparım ben dedim. Yanımdan ayrılan dayımın kızıyla komşumuzun kızı, Ebru'nun yanına gidip 'Mustafa, seni seviyor' demişler. Baya aradan yarım saat geçti geçmedi, okul koridorunda yürüyerek sınıfa gidiyorum. Arkada Ebru'nun geldiğini gördüm, hızla yanıma yaklaştı. Ben korku ve utançtan yerin dibine med cezirler yapıyorum. 'Mustafa, dersin hocası var mı, bilgin var mı' dedi. Müthiş bir rahatlık hissettim. Ebru bana tepki göstermemişti. Duyduğu sevgime ilgisizliği, aşkımı kabul etmiş gibi mutlu etmişti beni.
 
*
 
Ebru'nun babası fabrikanın idari personellerinden biriydi, fabrikanın lojmanlarında otururlardı. Ebru'nun modernist, medeni, çağdaş bir ailesi vardı. 
 
Ebru derslerinde de başarılıydı. Zeki bir öğrenciydi.Cesurdu, çılgındı, yaramazdı...
 
*
 
Ilgın ilçesine 8 km. uzaklıktaki şeker fabrikası tahmini olarak 100 hektarlık bir sahaya kurulmuştur. Fabrikanın çalışma ve idari yeri, okul, sosyal tesisler ve lojmanlarından oluşmaktadır saha. 
 
Lojmanlar -'koloni' de denirdi- tam bir cumhuriyet modernitesine sahipti. Âdeta küçük Ankara'ydı. İnsanları çağdaştı, hümanistti. Koloni de oturanları gıptayla izlerdim. Benim zamanımdaki elitliğin halen devam ettiğine inanmıyorum maalesef.
 
*
 
O yıl belirmeye başlayan rahatsızlığım ailemi endişelendirmişti. Baba sürekli bu yıl okula ara ver, doktorları gezip araştıralım derdi. Babama hep itiraz ettim, hem eğitimim aksamasın istiyordum, hem de renkli hayallerim vardı okulda.
 
Çocukluğumda çok zayıftım, 12-13 yaşlarına kadar 30 kilonun altındaydım. Ailem yeni beliren rahatsızlığımı zayıf olmamdan ötürü sanmışlardı. Halsizliğime bakıp, kemik gelişimine dair uzman olan doktora da götürmüşlerdi.
 
6. sınıfın başlarında sık üşütüp hastalanmıştım, dolayısıyla okulu istemeden aksattığım günler olurdu. 
 
O günler 'cam kemik' hastalığına dair TV'ler de haber çıkıyordu. Benim kemik gelişiminde uzman bir doktora muayeneye gitmem, okulda beni tanıyanların kulağına gitmiş, hemen teşhisi koymuşlardı: Cam kemik... Halsizliğimin, sarhoş gibi yürümemin nedeni 'Cam kemik' hastası olmamdan dolayıydı onlara göre. İtiraz etsem de, yok öyle değil desem de, okuldaki çoğu çocuğa laf anlatamamıştım.
 
*
 
1'den 5'e kadar köyde birleştilrimiş sınıflarda eğitim almıştım. Köyün en başarılı öğrencilerinden biriydim. Şekerde çalışkan öğrencilerden seçme bir sınıfta olmam, başarılı olan beni silikleştirmişti. Benden daha başarılı öğrenciler vardı. Ebru'nun 85'in üzerindeydi yazılı sonuçları, benim ise 55-60'tı.
 
Sık sık üşütmemden dolayı da derslerden geri kalmaya başlamıştım. Bir de okuldaki çocukların 'Cam kemik' hastası sanmasının psikolojik baskısı beni iyice okuldan soğutmuştu.
 
Ebru'ya dair hayallerim hayal oluyordu yani.
 
Okula 2 ay devam etmemin ardından babama dedim, 'Baba, dediğin gibi olsun, bu yıl okula ara vereyim, seneye devam ederim' diye.
 
*
 
Seneye okula döndüğümde Ebru'nun bir alt sınıfındaydım artık. Gözden uzak olan gönülden de uzak olur hesabı, Ebru'ya olan eski duygum biraz azalmıştı, ama gene de ilgim vardı.
 
Ebru 7. sınıfı tamamlayınca, babasının tayini çıktığı için gittiler. Nereye gittiklerini de öğrenemedim.
 
Ama ben de kaldı, tatlı bir anısı...
 
-Mustafa Yıldırım - 31.10.2016

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 480
Toplam yorum
: 252
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 629
Kayıt tarihi
: 03.11.12
 
 

Konyalıyım. Edebiyat okudum. Amatör yazar ve şairim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster