Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Temmuz '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
111
 

Plaza ile AVM arasında sosyalizm ile şeriat

Plaza ile AVM arasında sosyalizm ile şeriat
 

Suruç’taki patlamayla ilgili ilk görüntüler ekrana düştüğünden beri, kafamda cevaplayamadığım bir soru dolanıp duruyordu. Gencecik bedenlerin üzerine serilen gazeteler bende lanet ve kahırdan öte çok bambaşka, ama bir o kadar da tanıdık duygular uyandırıyordu.
 
Bir türlü tanımlayamadığım duygular.
 
Ta ki Soner Yalçın’ın “Kahroluyorum” yazısıyla karşılaşıncaya kadar. Yazar, Suruç’la ilgili yorumunda genel olarak solu ve kendi solculuğunu değerlendirdikten sonra, kaleme aldığı özeleştiri bölümünde iki gündür cevaplayamadığım soruya ışık tutmuş ve tanımlayamadığım duygularıma tercüman olmuş:
 
17-19 ya­şın­da­ki öğ­ren­ci ço­cuk­la­rı ça­tış­ma­nın gö­be­ği­ne gön­de­ren po­li­tik pra­ti­ğin hiç mi kabaha­ti yok?
 
IŞİD ile PYD/PKK Ayn El Arap/Ko­ba­ni­’de sa­va­şır­ken bu gen­ce­cik fi­liz­ler ne­den bu kan­lı coğ­raf­ya­ya sü­rül­dü?
 
Yok­sa… IŞİ­D’­i sa­de­ce sı­nır öte­sin­de mi var sa­nı­yor­lar?
 
HDP’­nin Di­yar­ba­kır mi­tin­gin­de pat­la­yan bom­ba­yı de­ğer­len­di­re­me­di­ler mi?
 
Her gün can­lı bom­ba­la­rın pat­la­dı­ğı bu böl­ge­de ne­ler ya­şa­na­ca­ğı­nı na­sıl ön­gör­mez­ler? Bu ço­cuk oyun­ca­ğı mı? Ger­çek­çi­lik­ten bu de­re­ce uzak­la­şı­lır mı?
 
Ha­di..
 
Böl­ge­yi in­şa et­me­ye gi­den­ler de­li­kan­lı, on­la­rı an­lı­yo­rum. Be­nim eleş­ti­rim ağa­bey­le­ri­ne, ab­la­rı­na, ön­der­le­ri­ne, ör­güt­le­ri­ne…
 
Bi­li­riz ki; her sol ör­güt için esas olan, “kit­le­yi kır­dır­ma­mak­tır!”
 
Genç­le­ri kim­ler kır­dır­dı? Kim­se çı­kıp özeleş­ti­ri yap­ma­ya­cak mı?
 
Bun­ca yıl­lık pro­vo­kas­yon ta­ri­hin­den kim­se ne­den ders çı­kar­mı­yor?
 
Sup­hi Ne­jat Ağır­nas­lı Su­ru­ç’­ta ölen genç­le­rin yol­da­şıy­dı; ay­nı ör­güt­ten­di­ler. Ayn El Ara­p’­ta öl­dü­rül­dü­ğün­de şu­nu yaz­mış­tım:
 
“Hâ­lâ ro­man­tiz­me ye­nik düş­me­yi hiç tar­tış­ma­ya­cak mı­yız?
 
Hâ­lâ ken­di­ni ifa­de et­me, ölü­me hay­ran ol­ma duy­gu­sal­lı­ğı­nın önü­ne ge­çe­me­ye­cek mi­yiz?
 
Tür­kü­lü-şi­ir­li-ağıt­lı ro­man­tik dev­rim­ci­lik da­ha kaç gen­ci­mi­zin ölü­mü­ne ne­den ola­cak?
 
Ye­nil­gi­ler­den ders çı­kar­mak için da­ha kaç genç top­ra­ğa dü­şe­cek?
 
Öğ­ret­me­si ge­re­ken da­ha kaç ka­lem, bu er­ken ölüm­le­re met­hi­ye diz­me­ye de­vam ede­cek?
 
Bu top­rak­lar­da ma­ce­ra­cı­lık ne za­man son bu­la­cak?
 
Ya­şa­ma­nın/ya­şat­ma­nın en bü­yük mü­ca­de­le ey­lem ol­du­ğu ne za­man an­la­şı­la­cak?” (17 Ekim 2014, Söz­cü)
 
Ne di­ye­yim…
 
Ne ya­pa­yım…
 
Hâlâ ço­cuk­la­rı­mı­zı ko­ru­ya­mı­yo­ruz…
 
Kah­ro­lu­yo­rum.
 
 
Bu satırlar bana o kadar tanıdık geliyor ki. Ben de aynısını Mavi Marmara’da kurban verilen Furkanlar için defalarca dile getirmiştim, en son ise geçen sene kaleme aldığım “Yeterince minimize mi, Obama?” adlı yazımda: 
 
Bu çocukların ölmesini bir türlü önleyemiyoruz!
 
Gazze'ye yönelik kara harekâtının başlamasıyla birlikte, Hamas sivillere kaçmamaları ve İsrail'in bu psikolojik çökertme girişimine karşı durmaları çağrısında bulundu. Söyleyin bana, minik bebeler, çocuklar ve anneleri acaba üzerlerine yağan bombalara karşı nasıl duracaklar? Global güçler İsrail'in çıkarları uğruna onları zaten gözden çıkarmışken? En feci ölüm şekilleri bile bu acımasız duruşu tek bir adım dahi geriletemezken?
 
Bu sabah okuduğum bir habere göre, Hamas'a üye olan bir kadın 5 çocuğu olduğunu ve saldırılar sonrası 5 çocuk daha doğurmak istediğini ve hepsini de İsrail'e feda etmeye hazır olduğunu söylemiş. Ne güzel, global silah sanayini bundan daha mutlu eden bir haber olamazdı! Onlar İsrail'i baştan aşağı silahla donatmaya devam ederken, Filistin de çocuklarını kurban etmeye ve sefalet bataklığında çırpınmaya devam edecek. Bunla da İslam'a ve Müslümanlara hizmet ederek, cihat mı edilmiş olacak?
 
"Norveçli doktor canla başla Gazzeli çocukları kurtarmaya çabalıyor" adlı habere rast gelince, Mavi Marmara baskınında İsrail askerlerince yakın mesafeden yüzüne ateş edilerek katledilen tıp öğrencisi Furkan aklıma geldi. Keşke o da hayatta olsaydı da, Norveçli profesör gibi Gazzeli çocukların yardımına koşabilseydi. Müslümanlığı güler yüzlü yardımsever bir genç doktor olarak tanıtsaydı. 
 
 
Aynı soldaki tür­kü­lü-şi­ir­li-ağıt­lı ro­man­tik dev­rim­ci­liğe benzer şekilde, muhafazakâr kesimimizde de tür­kü­lü-şi­ir­li-ağıt­lı ro­man­tik cihatçılıkla genç ölümler, kendini ifade etme ve ölüme hayran olma duygusallığıyla kutsanıyor.Daha önce de yazdığım gibi, dinimizde hiç kuşkusuz şahadetin yeri çok yüksektir. Ama neticede bize canlarımızı durduk yere tehlikeye atmamamız için akıl ve mantık gibi iki değerli “koruma” da verilmiştir.  Bu yüzden de rotayı İsrail-Gazze gibi son derece tehlikeli ve siyasal açıdan neredeyse kördüğüm haline gelmiş bir limana çevirirseniz, mutlaka ama mutlaka bunun olası risklerini önceden belirleyip ona göre önlemlerini almanız şarttır. Aynı şekilde, gencecik filizleri her gün canlı bombaların patlatıldığı bölgeye sürerken, neler yaşanabileceğini öngörmeniz gerekmektedir. Bunun sonucunda da yaşanan can kayıplarından zaten bilinen aktörleri sorumlu tutup, kahır ve lanet yağdırarak sıyrılamazsınız.  
 
Öğ­ret­me­si ge­re­ken ka­lemler de, bu er­ken ölüm­le­re met­hi­ye diz­erek aslında bunların bizzat devamını sağlamaktadır.
 
Diğer taraftan, yaz mevsiminin başlamasıyla birlikte koyu bronz tene bürünen köşe yazarlarımızdan acaba kaçı tanesi kendi evladını veya yakınını Suruç’a yollardı dersiniz?
 
Tabii ki hiçbiri.
 
Muhafazakâr muadilleri dâhil.
 
Yazımın başlığına gelecek olursak, modern yaşantının ayılmaz parçası olan plazalar ile alışveriş merkezleri, solcuların olduğu kadar dindarların da yoğun eleştirilerine hedef olmaktadır. Her ikisi de acımasız kapitalizm ve çılgın tüketim sembolü olarak görülüp lanetlenmektedir. Her iki dünya görüşü de bununla ilgili benzer ve farklı yaşam alternatifleri öngörmektedir.
 
Doğrudur, bununla ilgili benim de sayısız eleştirim olmuştur.
 
Ancak diğer taraftan, o plazalardan birinde çalışıp ihtiyaçlarını AVM veya başka yerlerden karşılamak o kadar da kötü bir yaşam şekli değildir. Dünyada sayısız sefalet içersindeki insan bunun için canını vermeye hazırdır. Öyle ya da böyle haftanın beş günü ideal olmasa da uygun şartlarda emek vererek ekmek parasını kazanabilmek bir ayrıcalıktır. Dünyada milyonlarca hatta milyarlarca olduğumuza göre, bunun başka yolu da yoktur.
 
İdealist romantik solculuk ve cihatçılıkla da herhangi bir ülkeyi kalkındırmanız mümkün değildir. İnsanlara iş, aş, yol, su, okul, hastane vs. gerek. Bunun için de mühendislik, tıp, işletme, hukuk ve diğer “ağır” bölümlerde okuyup, “ağır” emek verip, “ağır” üretimde bulunmak gerek. Toplumlar bu “ağırlıkları” sayesinde ayakta kalıp,  sağlam halklardan oluşan sağlam zincirlerle birbirine bağlanıyor veya zayıf halkalardan oluşan zayıf zincirlerle dağılıp yok oluyor. Bunun sonucunda da dünyadaki bin bir pisliğin ve entrikanın ülkesine uzanan kollarından gencecik canlarını koruyabiliyor veya koruyamıyor. Daha az veya daha çok önlem alması gerekiyor.
 
Özetle: Kaynayan Ortadoğu’ya karşı Türkiye, Avrupa’nın emniyetli tampon bölgesidir. İstanbul gibi gelişmiş kent ve bölgelerin de emniyetli tampon bölgesi Güneydoğu’dur. Güneydoğu’nun emniyetli tampon bölgesi de Kobani’dir. Bu tampon bölgeleri de her biri kendi içinde daha çok veya az emniyetlidir. Bu acımasız gerçeği gözardı etmenin de bedeli çok ağırdır. Yayınlanan fotoğraflar bunun kaçınılmaz resmidir.
 
Bunun ilacı da kahır, lanet ve methiye değil, ortak akıldır.
 
Ne yazık ki, o da ülkemizde ve bölgemizde pek az olandır.
 
Ortak duygusallığımız ise dillere destandır.
 
Zuhal Nakay
 
 
Yazı linkleri:
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 102
Toplam yorum
: 92
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 561
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster