Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Aralık '09

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
283
 

Polise taş atan çocuklar ve düşündürdükleri

Polise taş atan çocuklar ve düşündürdükleri
 

Siyasal kurumlar çözüm üretmesi gereken kurumlardır. Ne yazık ki bizim siyasal kurumlarımız çözüm üretmek bir yana birçok sorunun yaratıcısı ve kullanıcısı olmuştur. Yarını kurtarmaktan çok günü kurtarmakla ilgilenmiştir. İçinde yaşadığımız sürecin bu tür bir anlayışın sonucu olduğu söylenebilir.

Son günlerde polise taş atan çocuklar sorunu kamuoyunu sıkça meşgul ediyor. Polis amcaları onlara şeker dağıtıyorlar, birlikte futbol oynuyorlar ve onlardan bol gol yiyorlar ama çözüm olacak gibi gözükmüyor. Olanları görünce Pavlov’un şartlı refleks, başka bir ifadeyle klasik koşullanma kuramı geliyor insanın aklına. “Taş at, polis amca şeker versin, taş at polis amca seninle futbol oynasın…” ya böyle bir bağlantı kurarlarsa çocuklar? Olmaz mı? Olmaz diye bir garantimiz yok. Çalıştığım doğu kentinde istediğini elde etmenin yolu “Dağa mı çıkalım?” veya “Dağa çıkarım ha!” tehdidiydi. Bunun son örneğini "ne süreci arkadaşlar, o süreç çoktan bitti, süreç diye bir şey yok, halkımız bizleri dağlara çağırıyor" sözleriyle Emine Ayna verdi.

Yaşadığımız sorunun gerçekte ne olduğuna ilişkin bilimsel çalışmalar yapılmış mıdır? Ülkeyi yönetenler bu araştırmaların bulgularından yararlanmakta mıdır? Kısaca doğru teşhis ve tedaviden bahsediyorum. Bilmiyoruz. Ama sıkça duyduğumuz dağlarda 5000 civarında terör örgütü mensubu olduğu, bunların içinde Suriye, Irak, İran vatandaşlarının da bulunduğu yönünde. Güvenlik güçleri onlarca yıldır terör örgütüyle mücadele etti. Binlerce teröristi etkisiz kıldığı açıklamasını yaptı. Ona rağmen dağlardaki terörist sayısı azalmamışsa, etkisiz hale getirilenlerin yeri doldurulabiliyor demektir. İşin püf noktası işte burada. Doksanlı yıllar Türkiye için zor yıllardı. Teröristler yol kesmeye, vergi almaya, okulları, karayolu bakım ünitelerini, iş makinelerini yakmaya, öğretmenleri öldürmeye kadar vardırdılar işi. Devletin temsilcileri bürolarının dışına çıkamaz oldular. Vahim durum karşısında siyasal iktidarlar ne yaptı? Sorunlu bölgede tüm sorumluluğu güvenlik güçlerinin üstüne yıktı. Terörü bitirmek için “Ne istiyorsanız verelim” dedi. Hukuk işletilemedi. Kim suçlu, kim değil ayırt edilemedi.Yoğun mücadele esnasında terör örgütü ve güvenlik güçlerinin arasında kalan halk tası tarağı toplayarak yerini yurdunu terk etmek zorunda kaldı. Reisleri başlarında olmak üzere kentlerin varoşlarına yerleştiler. Birbirlerine sarılarak var olma mücadelesine giriştiler. Özellikle göç alan kentlerde bütün dengeler alt üst oldu. Bu insanların geldikleri kente entegrasyonu için sistemli hiçbir çalışma yapılmadı. Aksine cin politikacılar bu yapıdan yararlanarak pirim elde etme peşine düştüler.
Bu çarpık anlayış sorunun için için derinleşmesine ve yaşadığımız süreçte yeniden hortlamasına yıl açtı. Önemli sayıda çocuk düzenlenen gösterilerde ön safa sürülerek kullanılmaya başlandı. Sorunu ilk gören ve düşünen yine güvenlikçiler oldu. Onların etkisiyle olsa gerek Adana Valisi İlhan Atış “Çocuklarına sahip çıkmayan ailelerin yeşil kartını iptal edeceğim” dedi, tepki aldı. “Siz çocuklarınızı koruyamıyorsanız çocuk esirgeme kurumuna alarak ben koruyacağım” dedi, protesto edildi. Hükümet ise farklı düşünüyor. Sanki çözüm olacakmış gibi “ver, kurtul” mantığında. Her ne kadar geri çekmiş ise de polise taş atan çocukların bu hareketlerini terör suçu kapsamı dışına çıkaran bir yasa hazırlığı içinde olduklarını gizlemiyorlar. Hal böyle iken Milli Eğitim Bakanlığı ne yapıyor? Ya da Tarım Bakanlığı? Diğer Bakanlıklar? Her Bakanlık üstüne düşen vazifeleri gözden geçirdi mi? Örneğin; Milli Eğitim Bakanlığı yöneticileri bu durumun eğitimle bağlantısını hiç düşündüler mi?

Eğitimin temel işlevi farklılaştırma ise eğitim örgütleri farklılaştırma işini neden gerçekleştiremedi sorusuna yanıt aradılar mı? Biz gelelim Adana’mıza. Sahi Dağlıoğlu, Gülbahçesi, Şakirpaşa gibi göç almış mahallelerde derslik başına kaç öğrenci düşüyor? Okulöncesi eğitimde okullaşma oranı ne? Okul çevre ilişkileri ne âlemde? Meslek eğitimi var mı? Kültürel ve sanatsal etkinlikler yapılıyor mu? Belediyeler okul yapılacak arsa ayırmışlar mı? Kurumlar arası bir koordinasyonla düzeltme ve geliştirmeye yönelik bir eylem planı hazırlanmış mı? Daha pek çok soru geliyor insanın aklına. Çözüm aramakta samimi olan yetkili ve etkililerin bir de bu açıdan düşünmelerinde büyük yarar var.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 114
Toplam yorum
: 65
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 856
Kayıt tarihi
: 29.12.06
 
 

Osmaniye Düziçi doğumluyum. Sınıf öğretmenliği, ilköğretim müfettişliği, il milli eğitim müdürlüğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster