Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Aralık '12

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1411
 

Politik sinema içinde darbe filmleri

Politik sinema içinde darbe filmleri
 

KAYIP-COSTA GAVRAS


Sinema politikayı da gerilim, casusluk, aksiyon, dokü-drama gibi birçok alt türüyle harmanlar. Politikanın kenarından, kıyısından bulaşmadığı sinema türü yok gibidir. Politik sinemanın en çarpıcı parçasını da darbe filmleri oluşturur. Bu filmler yaşanmış acıları, kayıp bir zaman içinden geriye çağırır. Resmi tarihin izin vermediği bellek parçaları bu filmlerde bütünlenir. Yönetmen müdahalesinin önemli olduğu bir türdür darbe filmleri. Costa Gavras “Ölümsüz-Z” ‘ ün başlangıcında aniden donan general görüntüsü üzerine düştüğü “hikayenin gerçek olaylarla yaşayan ya da ölü gerçek kişilerle gösterdiği benzerlikler tesadüfi değil, kastidir” notuyla varlığını ve tarafını belli eder. Darbe filmlerinin tarafsız olma gibi bir lüksü yoktur. Hesaplaşma, gerçeğe ulaşma yolu ancak böyle gerçekleşir.

Costa Gavras bu türle adı özdeşleşmiş önemli bir yönetmendir. “Ölümsüz-Z” (1969)  solcu politikacı Grigoris Lambarkis’in suikaste kurban gitmesinin ardındaki iş birliğini anlatırken, cunta döneminin uygulamalarını, yasaklarını tüm çıplaklığıyla ortaya döktü. Aynı yönetmenin diğer bir başyapıtı  “Kayıp-Missing”(1982) Şili’de Pinochet’nin, Marksist Başkan Allende’ye karşı yaptığı askeri darbenin ön ve arka yüzünü anlattı. İncil araştırmacısı orta sınıf bir Amerikalı olan Ed Norton (Jack Lemmon) darbeden iki gün sonra Şili’de ortadan kaybolan oğlu Charles’ı aramak için bu ülkeye gelir. Araştırdıkça basit bir kaybolma olmadığı gerçeğiyle karşılaşır. Oğlunun ABD’nin darbedeki rolü üzerine bazı gizli bilgilere ulaştığını ve bu nedenle ortadan kaldırıldığını anlar. Cenazesini bile alamadan geri döner. Bir stadyum dolusu tutuklu insan arasında, elinde megafon oğlunu araması unutulmaz bir sekanstır.

Darbelerden en fazla çekmiş olan Güney Amerika ülkelerinden Arjantin Fernando Solanas, Marco Bechis, Alejandro Agresti, Pineyro gibi yönetmenler sayesinde, geçmişiyle hesaplaşmayı etkileyici filmlerle sundu. Bunlar arasında Bechis’in “Olimpo Garajı” (1999) yüzde tokat gibi patlayan bir filmdir. Gençlerin evlerden, sokaklardan silah zoruyla toplanıp her türlü işkenceyle sorgulanmasını anlatır. İşkenceyi göstermeden kapalı kapılar ardında tutup, onun acılarını hissettiren Bechis, binlerce kayıp gencin sonunun askeri uçaklardan canlı olarak atıldıkları okyanus suları olduğunu gösterir. “Güney-Sur” (1988) Solanas’ın şiirsel bir anlatımla Floreal’in ve Arjantin’in kayıp zamanlarının peşine düşer. Cuntanın yıkılmasıyla hapisten salıverilen Floreal, eski sokaklarına döner.  Her meydan, her kapı, her pencere geçmişin anılarını tekrar canlandırırken, tüm öyküye eşlik eden Astor Piazzola’nın eşsiz tangoları ise lirizmi zirveye taşır. 

Ülkemizde 12 Eylül sonrası “Sen Türkülerini Söyle-1986”, “Kara Sevdalı Bulut-1986”,”Su Da Yanar-1986”, “Bütün Kapılar Kapalıydı-1989” gibi filmlerde darbenin solcuları kırmak içi yapıldığı söylemi hakimdi.  Solculara yapılan işkence ve sorgulamanın dışına çıkmayan, bu darbenin toplum üzerine yaptığı etkilere yanaşmayan filmler oldular. “Beynelmilel”i bu konuda farklı bir yere oturtmak gerekiyor. Cunta yönetiminin küçük bir kasabadaki hayatı nasıl zapturapt altına aldığını, sadece solcuların değil herkesin yaşamını etkilediğini etkileyici bir dille anlattı. Bu filmin izinden giden “Eve Dönüş” (2006)  de darbenin toplumun her katmanına yayılan yıkıcılığını gösterdi.            

     

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 223
Toplam yorum
: 54
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1049
Kayıt tarihi
: 12.01.11
 
 

İzmir’de doğdu. Viyana Tıp fakültesini bitirip doktor ünvanını aldıktan sonra Genel Cerrahi ihtis..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster