Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Temmuz '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
370
 

Pompa aşkı

Pompa aşkı
 

Pompa Mahmut’u bir salladı ki –kimse bunu beklemiyordu- Mahmut az kalsın dört metrelik kolondan aşağı doğru düşüyordu. Mahmut’un pompaya sarıldığı an herkesin yüreği ağzına geldi, ama bu an iki ya da üç saniye sürdü. Ardından kahkahalar sardı şantiyeyi. 

-Ooo Mahmut yeni kız arkadaşın hayırlı olsun. 

-Mahmut utanıyorsan gidelim söyle çekinme. Belki baş başa kalmak istersiniz. 

-Ya bu pompa ilk geldiğinde anlamıştım. Mahmut öyle bir süzdü ki, uzun uzun. Ardından bir de sigara yaktı pompaya doğru. Demek ki o an içinden aşk fırtınaları gelip geçmiş. 

-Mahmut oğlum, getir çadıra bu akşam, biz çarşıya gideceğiz, baş başa kalırsınız pompayla. 

İçimden kıs kıs gülüyordum ama çaktırmamaya çalışıyordum. Herkes güler ama şefi olarak ben de güldüm mü bilirim Mahmut bozulurdu. İçlenir bir iki hafta bana surat yapardı. Kendimi tutmam gerekiyordu ama biri dokunsa patlayacak gibiydim. O yüzden çaktırmadan ofislere doğru yürüdüm. Arkamdan gülüşmeler geliyor, an geliyor ünlü komedyenleri aratmayacak replikler havada uçuşuyordu. 

Bareti elime aldığım gibi –kafam ter içinde yüzüyordu- ofislerden birine daldım. Karşıma çaycı Abdullah çıktı birden. O korktu, ben ondan iki kat korktum ya hemen tebessümle söze girdim,  

-Abdullah öldüreceksin lan beni dedim. 

Abdullah Berberi, Türk şantiyelerde senelerdir çalışmaktan Türkçeyi çat pat öğrenmiş. Ama söylemeye gerek var mı, önce hangi kelimeleri öğrendiğine. 

-Ya o.... çocuğu çay beğenmiyor bıktım be. Yeter al sen iç seninde onunda a …. dedi, söze girdim hemen, küfür bana doğru geliyordu. 

-Dur Abdullah sakin ol. Ne oldu bana anlat bakalım. 

-Ya kodumu o işte çay istemiş önce çok uzun önce, ben de unuttum. Sittir dedim Abdullah çayı unuttu sen. Koştum özür diledim, çayını verdim, almadı o… dedi. 

Tamam, Mahmutta kendimi tuttum ama bu defa hiç gerek yoktu. Çevreme baktım. Kimse yoktu, başladım gülmeye. Abdullahı, Mahmuta, pompaya ekledim yok gülmem geçmedi bir türlü. 

Abdullah, sinir oldu bu halime. Baktı durmuyorum. 

-Sittir git dedi çay ocağına daldı. 

Sinirlerim iyice bozulmuştu. Ulan proje müdürü çıksa şimdi beni böyle görse, resmen ettik diyeceğim ama şansıma kimse görmedi. Hemen ofise daldım. Bizimkiler bilgisayarların başına oturmuşlar harıl harıl çalışıyorlar. 

-Gündüzünün el hayır olsun lan inekler dedim. Ama kimse yüzüme bakmadı. 

Bazen anlık sıkıntılar basar ofisleri. Bulaşıcıdır, birinde kalmaz. Hepsine bulaşır. Anladım bana bulaşacak, hemen geri çıktım. Betona dönmek gerek, Mahmutla, Pompanın aşkı ne alemde bakmak gerek. 

Ofisten çıkar çıkmaz başka bir felaketle karşılaştım. Salim belası. Bu Salim denilen kafası vucuduna göre epeyce büyük, kısa boylu, göbeği almış yürümüş, kafasında üç beş tel saç, başı boş dolaşan birinin tekiydi. Kendisi Kontrol teşkilatının müdürünün akrabası olduğu için, bizimkiler Salimi işe almış, maaş veriyorlardı. Ama yaptığı bir iş var mıydı, yoktu. Gezer dolaşır, ona buna sataşır millete bela olurdu. Polis korkusundan, Kontrol korkusundan kimse ona bir şey diyemez, onu gören yolunu değiştirirdi. 

Beni görünce başladı Arapça konuşmaya. Sanki Arapça biliyormuşum gibi. 

-Tamam dedim, keyif dedim, hayır dedim, tamaam dedim, güzel dedim yok. 

Heyecanlı, heyecanlı anlatıyor. Bizi onla muhabbet halinde gören tercüman koştu geldi yanımıza. 

-Ender dedim, gel kurtar beni bu zırtodan. Bela oldu, adi herif yine dedim. Araplara aylardır çalışmaktan artık onlar da bizim küfürlerimizi öğrenmişlerdi. O yüzden çok dikkat ediyorduk, küfür ederken. Şimdi bilindik küfürlerden birini ettim mi, Salim anlardı ve benim için iyi olmazdı. O yüzden her defasında yeni argo kelimeler buluyorduk. Son günlerde zırtoya takmıştık fena gitmiyordu. 

Ender hemen söze girdi. 

-Tamam iki dakika konuş, sonra sepetlerim ben dedi. Başladı Salimle muhabbete. Bir hal hatır sorma işi bile beş dakika sürüyordu. 

Neyse söz bana gelince başladı Ender tercüme etmeye. 

-Bir Cuma diyor. Plaja gidelim seninle. Bayanların olduğu bir yerde, iki bayan buluruz diyor. Beraber gezeriz çay içeriz diyor. 

-Eee Ender ne diyeceğim şimdi zırtoya. Tamam de ki fırsat bulur bulmaz onunla plaja gideceğim iyi olur benim için olur, denize gireriz dedim. Yalandan kim ölmüş ulan. 

Ender anında tercüme yaptı. 

-Diyor ki, yalnız paralar ondan olacakmış. Ona göre. Sen iyi bir arkadaşmışsın. Sana ısmarlayacakmış ama o ne derse o olacakmış. 

-Tamam dedim, Endere sen idare et bunu, acil gitmem lazım Beton bitmeden. Dedim. Hemen oradan uzaklaştım. 

Bir an kendimi upuzun bir sahilde Salimle denize girerken hayal ettim. Koşuyor koşuyor denize giriyor, beni de çağırıyor, gözümde Yeşilçam sahneleri canlanıyordu. İçime bir korku girdi, bu şerefsiz başıma bela olmaz umarım diyerek betonun başına geldim. 

Baktım pompa da başka biri var. Mahmut kenarda sigara tüttürüyor. Beni görünce bir hiddetlendi, sanki ben pompayla ona randevu ayarlamışım gibi. 

-Bak şefim bir daha pompa mompa tutmam ben. Yeter be. Dedi. 

Tamam, Mahmut sakin ol. Bundan sonra sadece sen ve pompa olacaksın betonda. 

Mahmut bana baktı uzun uzun . Sende mi Brütüs der gibiydi. Yanılmamışım. 

-Sende mi şefim sende mi. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 29
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 511
Kayıt tarihi
: 05.02.09
 
 

"Yaşadığım kentleri sevmem. Daha doğrusu yaşamak zorunda olduğum kentleri. Onlar da beni sevmez. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster