Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ağustos '06

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
90195
 

Pompei halkının günahı neydi?

Pompei halkının günahı neydi?
 

Yazmayı planladığım bir konuda "bizim vatandaşlar neler düşünüyor acaba" diye merak ederek internet’teki arama motorlarının biriyle "Pompei halkını" araştırdım. O da ne! Ben Pompei’nin bizim "Türk İnternet entelektüelleri" arasında bu kadar popüler olacağını aklımın ucundan bile geçirmezdim. Pompei’ye bir kaç masum bilgilendirici sayfanın dışında en büyük ilgiyi "maneviyatçı ve dini içerikli" İnternet siteleri göstermişlerdi.

Bu sitelerin konu üzerinde durup vurguladıkları yön, Pompei halkı ile Lut kavminin kaderi arasında paralellikti. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam inancında ve kutsal kitaplarında bilhassa cinsel münasebetleri nedeniyle günahkarlık içinde yüzen Lut kavminin şehirleriyle birlikte (Sodom ve Gomorra ya da Gomore) "Tanrı tarafından" yangınlı büyük bir felaketle yok edilerek cezalandırıldıkları kabul edilir.

İtalya’da Napoli yakınındaki Pompei de M.S. 79 yılında komşu şehir Herculaneum ile birlikte Vezüv Yanardağı’nın püskürttüğü kızgın kül ve taşçıklar ile bunlar üzerine gelen lavlar altında kalmışlardır. Sözü edilen İnternet sitelerinin ileri sürdüklerinin aksine, bu felaket sırasında her iki şehir halkının tamamı yok olmamış, patlama öncesindeki öncü deprem sarsıntıları nedeniyle ve daha önce 62 yılında meydana gelen büyük depremin verdiği tecrübeyle olsa gerek, nüfusun büyük bir bölümü şehirlerini terk edip kurtulmuşlardır. Mesela nüfusu yirmi binin üzerinde tahmin edilen Pompei’de yapılan arkeolojik kazılarda tespit edilen, felaketten dolayı ölmüş ve taşlaşarak günümüze ulaşmış insan kalıntısı miktarı iki bin dolayındadır; daha küçük bir sayfiye kasabası olan Herculaneum’da ise yaklaşık beş bin kişilik nüfustan şehir içinde 25, yakın zamanlarda ise deniz kenarındaki bir barınakta 300 civarında insan kalıntısına rastlanmıştır.

"Dincilerin" çoğu yarım yamalak bilgilerle maden bulmuş gibi Pompei’nin yaşadığı felaketin üstüne atlamaları ve inançları doğrultusunda "alışıldık bir şekilde" insanlara "Allah korkusu salarak yola getirme" girişimleri kutsal kitaplardaki akıl yürütme yöntemiyle bir dereceye kadar uyumlu olduğu için çok şaşırtıcı değildir. Hatta bir kısım "inançlı vatandaş" yakın tarihimizde meydana gelen büyük deprem faciaları ve doğal afetler sırasında da bu tür dini göndermeler yapmaktan geri kalmamışlardır. Onlara göre doğal afetlerle gelen bu tür yıkımlar çoluk çocuk, zengin yoksul, kadın yaşlı, masumlar da etkilense de Allah’ın günahkarlara cezası ve insanlığa bir uyarısıdır.

Dinci kesimde durum böyleyken, aydın ve ilerici, CHP’den politikaya atıldığına göre solcu olduğu şüphe götürmeyen entelektüelimiz Sayın Zülfü Livaneli de Pompei’yi, dahası bu şehrin "halkını" 24.12.2002 tarihli Vatan Gazetesi’ndeki bir yazısına konu etmiş. Yazının başlığı tam da benim aradığım kelimelerle örtüşüyor: "Pompei Halkı". Yazıyı okuyorum fakat içerikte anlatılan, yazarın deyimiyle "kendi halkına meydan okuyan, lümpen, görgüsüz, küstah ve dünya değerler sistemine ters düşen, az gelişmiş ülke burjuvazisini" yani bir kısım Türk burjuvasını anlatıyor ve eleştiriyor. Livaneli yazısının sonuna doğru da eşi görülmemiş bir yakıştırmayla "Ben bunlara 'Pompei halkı' diyorum..." diyor. Yazıda umduğumu bulamamıştım, Pompei halkıyla ilgili bir malumat ya da yorum yoktu, fakat bu halk Livaneli tarafından görgüsüz burjuvazinin sembolü olarak mahkum edilmişti. Livaneli’nin yazısı "İnternet camiasında" bayağı ilgi görmüş, değişik kişiler ve siteler tarafından olduğu gibi alınarak yeniden yayınlanmış ve destekleyici yönde tartışılmıştı.

İlk olarak yaklaşık bir yıl önce okuduğum Livaneli’nin yazısında beni şaşkınlığa düşüren şey, bu işin uzmanı arkeolog ve tarihçilerin eserleri arasında daha önceki bilgilerim ve yazıdan sonra özellikle dikkat etmeme rağmen Pompei halkı hakkında böylesi ya da benzeri bir yakıştırmaya rastlamamış olmam. Zaten yazarımız da bir başkasına atıfta bulunmuyor, kendi keşfetmiş: "Ben bunlara 'Pompei halkı' diyorum", o kadar! Buradaki Pompei halkıyla kastedilen kendilerini kurtaranlar bir yana bırakılacak olursa, her halde özellikle felaket sırasında ölerek taşlaşan kalıntıları günümüze gelenler olsa gerek. Pompei halkını diğer felakete uğrayanlardan ayıran ve böyle bir yazıya konu edilmesini sağlayacak en önemli özellik budur. Peki kimlerdi bu taşlaşarak günümüze gelen ölüler? Acaba Livaneli bunu araştırdı mı bilmiyorum... Açık olan bir şey varsa Pompei ve Herculaneum’da yapılan kazılarla ve bunların tarihiyle ilgili batı dillerinde yazılmış kütüphaneler dolusu yayın var... bunlara bakıldığında Pompei’de felaket sırasında ölenlerin bir bölümü arenalarda ölümüne dövüştürülen köleler olan gladyatörlerdi. Bunlar normal zamanlarda da çoğunlukla kaçmalarını, ayaklanmalarını ya da herhangi bir durumda intihar etmelerini önlenmek için zincirlenmiş olarak tutuluyordu; felaket anında da öylece zincirleriyle kala kaldılar. Bunun dışında buluntular arasında hamile kadınlardan çocuklara, yaşlılara ve diğer kölelere, rastlanıyor. Ev, biraz mal mülk sahibi olup kaybetmekten korktuğu için ayrılmayan zengin insanlar veya terkedilen evlerde kalanları yağmalamak isteyen hırsızlar da bunlar arasında. Kimi de son anda kaçmaya çalışan sıradan vatandaşlardı. Herculaneum’da deniz kenarındaki balıkçı barınağında koyun koyuna bulunan 300 insan da muhtemelen balıkçı aileleri ve bu civarda yaşayan sıradan vatandaş ya da kölelerdi. Kuşkusuz Pompei’de ya da herhangi bir Roma şehrinde günümüz ahlak değerlerine uymayan, görgüsüzlüklerinin derecesini bilmeyiz fakat debdebeli bir hayat süren ayrıcalıklı bir tabaka vardı, fakat Pompei’deki kazılarda bulunanların dinciler tarafından Allah’ın cezalandırdığını ileri sürdüğü günahkarlara, Livaneli’nin ise bizim görgüsüz, lümpen burjuvazimize benzettiği insanlarla çok fazla alakası yok.

Aslında hangisi olursa olsun, şehirlerin yıkıma uğradığı büyük insan kayıplarının olduğu deprem, sel, volkan patlaması, tsunami vb. doğal felaketlere bakıldığında kurbanların çoğu, zaten dincilerin günahkar saydığı debdebe içinde yaşama ve aşırlığa kaçma imkanı olmayan, Livaneli’nin verdiği örnekte havaalanlarının VIP salonlarına girip görgüsüzlük yapma imkanı bulunmayan sıradan insanlardır. Lut kavminin "yok edildiği" ya da Pompei’nin volkan felaketine uğradığı çağlarda da zengin–fakir, köle arasındaki dengeler nüfus oranı olarak öylesine bozuktu ki, belki de toplumun en fazla yüzde beşi refah içindeki zenginlerden oluşuyordu. Bu oran günümüzde görgüsüz burjuvazimiz açısından diyelim ki en fazla yüzde 10–15 olsun.

Sonuçta dincileri kendi halinde bırakarak, Livaneli’ye sormadan edemiyorum, sizce Pompei halkı ve günahı nedir? Yazınızın bitiminde "Türkiye ise, şu anda bu görgüsüzlerin işgali altında. / Ben bunlara 'Pompei halkı' diyorum. / Bakalım bu meydan okuma nerede bitecek? / Çünkü; böylesine küstah ve dünya değerler sistemine ters düşen bir , 'yeni zengin' kitlesi uzun süre devam etmez, etmemeli!" derken nasıl bir temenni de bulunuyorsunuz? Sizce görgüsüz burjuvazimiz Pompei halkının başına gelene benzer bir felaketle hak ettiği dersi almalı mıdır?

Böyle felaketlerde gariban halkın, Pompei’dekilerle aynı kaderi paylaştıklarını ve paylaşacaklarını görmek için büyük bir düşünür ya da aydın olmaya gerek var mı? Öte yandan din kitaplarının buyurduğu gibi, kurunun yanında bol miktarda yaşın da yandığı toplu cezalandırmalar, insanoğlunun ahlaki ve kültürel yozlaşmasıyla ilgili sorunlarının çözümünde kendisi "ahlaki ve adil" bir yöntem midir ya da gerçekten bir çözüm müdür?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hanımefendi,iyi güzel yazmışsınız okuduk ancak insanların mesajlarını aşşağılayarak yok noktalama işaretleri kullanmadan yazdınız yok iman gücü ile bir solukta yazdınız diyerek özellikle sizin yalnış doğrultudan yaklaşımda bulunduğunuzu görüyorum..kayıtsız kalamadım.ayrıca bazı yorumlarınızda sonsuz bir hayat olacaksa neden hayatta kaldılar demişsiniz ki bir de olaya şöyle bakalım,tebliğ etmekle sorumlu olan görevini yerine getirdiği için felakete uğrayarak aşşağılanarak ölenlerle aynı biçimde hayatlarını kaybetmemek adına yaşamlarına devam etmiş olamazlar mı?ayrıca Hz.Nuh dönemine atıfta bulunarak bulunduğu çağın şartlarında tüm dünyaya bu tebliği nasıl yaptı demişsiniz ki bu sizin konuya şüpheli bir tutum içinde bulunduğunuz anlamına geliyor..buna da gelin şu açıdan bakalım,,acaba bulunduğu dönemin şartları bizim yaşadığımız dönem şartlarından daha iyi olamaz mı??ancak tüm dünyaya dayatılan ilk insan portresi akıllarda olunca insan kısıtlı düşünebilir.fakat inanın çok az biliyoruz..

serdar er 
 29.06.2014 9:50
Cevap :
Sevgili Serdar, Milliyet Blog sayfa tasarımını anlamamışsınız. Benimle ilgili daha fazla bilgi edinmek için sayfanın üst sol bölümünde Ana Sayfam ya da sağ taraftaki profil resmini tıklamanızı öneririm. Eleştirdiğiniz blog yorumları yanıtlarıma gelince, biraz ironik ve rahatsız edici olsa da insanları kendini daha düzgün ifade etmeye davet etmek kötü bir şey değil. Kendini yazılı olarak doğru ifade etmeye çalışan insan bir çok yanlış ve çelişkisini kendi de fark edebilir. Nuh döneminin kimi şartları bence de bugüne göre daha iyi olabilir mesela endüstri ve kentsel atıklarla kirlenmemiş bir çevre, su, atmosfer; insan eliyle yok edilmemiş bir çok canlı türü... ama konu o değil; uzak mesafeler arasında iletişim olunca durumun teknolojik olanaklar bakımından bugüne kıyasla çok geri olduğunu az buçuk tarih ve arkeoloji kitabı okumuş bir insan rahatlıkla algılayabilir. Size de daha çok bilimsel yayın okumanızı, belgesel izlemenizi tavsiye ederim. Sırf din kitaplarından tarih öğrenilmez.  06.07.2014 23:33
 

Bazı yorumculara türkçeyi güzel kullandıkları için teşekkür ederim. Gerçekten bazılarıda "laf olsun torba dolsun" misali yazmışta yazmış. İnsan yorum yapmadan önce kendi kendine" Benim kapasitem ne?" diye sormalı ve öyle yorum yapmalı,yanı yorum yapabilmek için bilgi dağarcığınız geniş olması gerekir.Aylin

Hayriye Özdemir 
 17.09.2012 20:43
Cevap :
Bilgi dagarcığı olmadan da olur yorum, ama fazla atmadan :))  18.09.2012 20:22
 

Öncelikle blog sahibine insanları düşünmeye sevk ettiği için teşekkür ederim. İnsanlar isteyerek veya istemeyerek de olsa bazen hayra kapı açarlar(Kur'an 2:216).Bence bu yazı tam bu söze uygun. Blog sahibi aslında kendini sorgularken bizlerinden kendimizi sorgulamasını isteyerek Yaratıcının insandan istediği düşünme fiilinin bizde gerçekleşmesine sebep oluyor. Benim dileğim herkesin inancını tekrar sorgulayıp kendine düşen payın en hayırlısını almasıdır. Yıllarca bende düşüncelerimi sorguladım ve gerçek ve kusursuz doğruyu buldum. Umarım sizlerde bulursunuz. Sadece tavsiyem Kur'andan adı aşağıdaki ayetlere gözatmanızdır. Umarım doğru yolda size yardımcı olacaktır 2-86,2-155,2-177,6-32,6-59, 8-53,10-44,10-99,17-42,17-84

BURHAN ÖZCAN 
 15.05.2010 16:13
 

noktasız virgülsüz bir solukta veya sizin deyiminle iman gücüyle bir şeyleri anlatıverdiğimi söylemişsiniz ama abarttığınız gibi değil bu arada yorumunuz güzel neden sonsuz cennetle ödüllendirilmek varsa iman edenler kurtarılıyor ve onlara dünya hayatı bahşediliyor demişsiniz. Onlar kurtarıldılar (başlarında peygamber olan bir topluluktan bahsediyorum) ve Allah’ın emirlerini, yasaklarını yaymaya, insanlara öğretmeye devam ettiler. İman etmeyenler de helak edildiler çünkü yolları düzgün yol değildi kendilerinden sonraki nesillere de düzgün bir hayat bırakmayacaklardı. Onlar o şekilde yaşadılar ve kendilerine göre yaptıkları normaldi çocuklarına da normal gelecekti, onların çocuklarına da… Hepimiz kendi çizdiğimiz yoldan gideriz kendi düşündüklerimizle fakat bunları yaparken de çevremizin etkisi büyüktür pek tabi ki de. Benim inancıma göre bu dünyaya bir için sınav olarak geliyoruz. Bu sınavda da iyi not alamayanlar cennete giremeyecekler. Peki, ben de bir soru soruyorum ‘ Çevrelerinde

merve solmaz 
 08.02.2010 21:49
Cevap :
Öncesini bir tarafa bırakalım, insanların yeryüzünde ortaya çıkışından itibaren din kiptaplarına sirayet edenlerin dışında toplu şekilde insan hayatına mal olan sayısız doğal felaket vardır (volkan patlamaları, depremler, salgın hastalıklar, kuraklık ve kıtlıklar, seller, tsunamiler vs..); insan eliyle yaratılan savaşlar ve yıkımlar da cabası. Bu felaketlerin yaşandığı toplumların hepsinde peygamber olarak bir uyarıcı gelmesi söz konusu değildir (Pomei de olduğu gibi). Madem Allah feleketten önce ondan etkilenecek insanları uyarma gereği duyuyor, ya şu Nuh tufanında olduğu gibi, yalnızca tek peygamberin sesini duyurabileceği bir kavmi aşıp tüm insanlığı etkilediği iddia olunan felaketleri ne'tmeli?! Daha önce bu konuda yönelttiğim bu soruyu görmezlikten gelmişsiniz. / Allah peygamberle ya da felaketle 'gelecek nesillere düzgün bir hayat...' sağlama girişimindeyse bugünkü duruma göre, bunda başarısız olduğu da söylebilir. O'nun yöntemi mi yoksa sizin yorumunuz mu yanlış?! Bir düşünelim!  09.02.2010 18:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 147
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 2238
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

Arkeolog olarak arkeoloji, Eski Çağ tarihi, günümüzde sit ve çevre sorunları başlıca ilgi alanlar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster