Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Temmuz '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
854
 

Pop sosyolog kim?

Ciddiyet ve irfânına güvenilir, itimâd edilir bir adam nasıl olurda köşesinde o soytarının adını ağzına alır, o ismi zikreder, ona atıf yapar ve onu "seçkin entel" diye tebcil eder! Anlamak mümkün değil. Bu tip süprüntüleri "seçkin entelektüel" diye tebcil etmek "iyi niyet"le bağdaşır mı? Entelektüel olmanın, bu vasfa haiz olmanın bir ölçüsü yok mudur? Kimin entel kimin dantel olduğunu saptama selâhiyeti kimlerin inhisarındadır? Kendini entel pâyesini dağıtma konusunda yeterli, yetkin ve tekel olarak görenler kendi estetik yargılarından çok emin ve "haddi aşan" bir davranış içerisindeler, demektir. 

Seçkin entelektüel demek birinci sınıf düşünür demek... Entelektüel, düşünür, mütefekkir deyince hemen akla Cemil Meriç, Attila İlhan, Erol Güngör gibi isimler geliyor ama "ciddiyet ve irfanına" itimad ettiğimiz şahsın "seçkin entelektüel" diye tebcil ettiği isimler gelmiyor. Üstâda yakışmıyor o kendine entel süsü veren süprüntüyü "seçkin entel" diye anıp kendi hâlinde bir yazara budala demek. Oysa entelektüel olarak o süprüntü, üstâdın budala diye küçümsediği şahısla kıyaslanamaz bile... 

Üstad "değerbilmezlik"ten, "karaçalma"dan filân yakınır bazen. Bir cüceye devlik atfetmek ne oluyor? Üstâdın "seçkin entel" pâyesini lâyık gördüğü şahıs sıradan ve sığ bir yazardır. Derin değil, satıhtır. Aynı zamanda sefih bir adamdır. Hiç bir "meselesi olmayan" bir köşecidir. Onun tek bir meselesi vardır: Nerde ne yerim, hangi genç kadınla teşrik-i mesai yaparım! 

Bu sefih adamın adını bir kez dahi anmak veya ona atıf yapmak, affolunmaz bir entelektüel hamâkat ve cinayettir. İnsanı samimiyetten sınıfta bıraktıran bir hatadır. Tek kelimeyle bir süprüntü olan o şahsı her fırsatta aşağılamak dururken "seçkin entel" diye tebcil etmek, hakikaten çok tuhaf ve üzerinde düşünülmesi gereken bir davranıştır. Süprüntüye "seçkin entel" demek, faydalı ve teşvik edici bir iltifat olarakta değerlendirilemez. 

O süprüntü yazı yazmaz, yazamaz. Onun yazı niyetine karaladıkları hiç bir derde şifa olmayan, hiç bir gönülde aleve dönüşecek bir kıvılcım tutuşturmayan yalap şalap bir takım çırpıştırmalardır. Buna rağmen bu tip süprüntüler bazı tatminsiz, sorumsuz ve ciddiyetsiz "hoca" sıfatlı kişilerden iltifat alabiliyorlar. Bizde hâlâ bu, ismi hocaya, şaire ve entelektüele çıkmış şahsı "üstad" diye bağrımıza basıp, okuyoruz. Yuh olsun bize! 

Şahsen beni yanıltan Taha Akyol olmuştu. Akyol vaktiyle "üstad" için "Onu okumamak büyük bir mahrumiyettir!" demişti. Akyol değerli bir isimdir. Önemli bir referanstır. Bir kitap tavsiye etmiş veya bir yazarı övmüşse boş ve yanlış konuşmamıştır, diye düşünürüm şahsen. Akyol sanki biraz abartmış gibi... 

Bir diğer değerli isim Taha Kıvanç'tır. Bir yerde kendisinden "islamcı entelektüel" diye bahsedilince bakın nasıl bir tavır alıyor: "Ben bu sıfatları üzerime almıyorum." Tevazu gösteriyor. Taha Kıvanç, ölse yeri dolmayacak türden hünerli bir kalem erbâbıdır. Kendini biliyor ve iltifatı geri çeviriyor. Zaten kendini bilen adam mütevazı olur, haddini bilir. Boş iltifatlar kimseye fazladan bir seviye veya ek bir puan kazandırmaz. 

Adı geçen süprüntü ise hiç bir iltifatı zâyi etmez. İltifatı eden ister bir market çalışanı ister ünlü bir entel olsun, farketmez. Kimden gelirse kabul eder. Bu konuda "üzüm pekmez, farketmez" siyaseti güder. Aldığı iltifatlarla coşar ve köşesinde utanmadan sıkılmadan "Bütün entelektüel birikimim ve bütün entelektüel formasyonumla..." gibi lâflar eder. "Bar'a yetişeceğim" telaşıyla çırpıştırmasını tamamlar ve koştura koştura bar'a gider. Yer içer, gezer tozar, yalar, emer ve avuçlar. Etrafta "entelim" diyerek kasım kasım dolaşır. Kendinde gerçekten bir birikim, bir derinlik, bir formasyon vehmeder. Oysa biraz "nefs muhasebesi" yapabilse "ne derinliği, ne birikimi yâhu.." diyebilecektir. 

İçi boş iltifat sadece ünlü entelektüel'den veya market çalışanları'ndan gelse hadi neyse. Kızıyla mesai yaptığı bir baba da bu herif için "birikimlidir" dedi ya... Pes! Eh o zaman işlem tamam demektir. Burası aynı zamanda lâfın bittiği yerdir. Süprüntünün yaşı kemale ermiştir ama hâlâ kız peşindedir. Ne yesem, ne içsem ve kimi götürsem derdindedir. Her dem şeyini sokacak bir mecra arar. Yaladıkça, emdikçe, avuçladıkça ve zevklendikçe varolur. Deneyimlerini ve intibâlarını köşesinde "Pazar Zırvaları" olarak okuyucusuna kakalar. Her konuda fikri vardır ama çoğunlukla aşk ve yeme içme üzerine kalem oynatır. Lezzetli yemekler ona parmaklarını yedirir. "Yok böyle yemek!" dedirtir. Kadınlarla yaptığı mesailer ise ona "Aşk" üzerine zırvalamak için sonsuz malzeme verir. Ama bazen ciddiyet gerekir. O zaman kendi ıvır zıvır konularından şöyle bir yatay geçiş yapar: "Yemeydi, içmeydi, yalamaydı, emmeydi, tatildi, şuydu, buydu. Hepsi tamam! Hep yazdım, gene yazarım. Şimdi bunları bırakıp ciddi konulara dönmeli! Gerçi bu konuların hakkını veren pek çok köşeci var ama beni asıl ilgilendiren sosyolojik damarlar!" 

"Hiç bir iz bırakmadan yok olup gitmek, bir kurbağa gibi gebermek" düşüncesi onu kaygılandırmaz. Hiç bir şey keyfini kaçırmaz. DVD oynatıcıya filmini koyar ve ordan seçtiği bir repliği köşesine alır. Bu "Adres dediğin nedir ki; sadece bir coğrafya!" gibisinden bir cümledir. Böylece yaptığı bu alıntılarla ("dâhi mütefekkirimiz" muhterem Selahattin Duman Bey'in ifadesiyle) "gizemine gizem katar!" 

Evet, süprüntüleri yüceltmek tek kelimeyle entelektüel bir terördür. Bu durumda üstâda sormak gerekiyor: Hem entelektüel olmanın öneminden bahsedersin hem "entel" sözcüğünün bazı eşhas tarafından küçümseme ifadesi olarak kullanılmasından yakınırsın hem seviyeli isimlerle seviyeli olmayan polemiklere girer ve onları "entelektüel birikimi yetersiz" olmakla suçlarsın sonra da tutar bazı süprüntüleri "seçkin entel" olarak tebcil edersin! Bu ne hâldir? Bu, Avrupa Yakası'ndaki Şahika gibi söylersem: "Çüş! Rahat mısın sen!" hâlidir. Ayıp ayıp, yaşından başından utan! hâlidir. Merak ediyorum o süprüntüye "seçkin entel" dediğin zaman, bu lâfı duyan veya okuyan bu ülkenin kaliteli kalemlerinin kulakları kızardı mı? 

Hiç bir entelektüel derinliği, birikimi ve formasyonu olmayan birine entel pâyesi vermek... Pes! Anlamak ve kâbul etmek mümkün değil. Doğrusu üstadın estetik yargıları beni bir hayli kaygılandırıyor! Bu nasıl bir anlayıştır böyle: Oktay Akbal en değerli edebiyatçı köşe yazarı! Attila İlhan'ın entelektüel donanımı yetersiz! Livaneli edebiyat ve fikir adamı değil! Hasan Bülent sahte aydın! Ama o süprüntü ve diğer birkaç isim seçkin birer entelektüel! Entel, üstelik seçkin! Yâni sıradan değil. Entelektüel donanımları tam! 

Adam mı kazıklıyorsun, çocuk mu kandırıyorsun? O süprüntü entelse vah ülkenin hâline! Eğer o bar kaçkını soytarı entelse bu ülkenin entel standardı çok düşük demektir. Hatta yerin dibine geçmiş demektir. Entellik çıtası yerlerde sürünüyor demektir. Nitelikli bir okur bu zırvaları yer mi? Bu tip yâveler nitelikli okura düpedüz hakaret demek değil midir? Nitelikli bir okur kül yutar mı? Nitelikli okur, her zaman haklıdır. Nitelikli okur, nitelikli yazarın velinimetidir. Nitelikli okur, adamın canına okur! 

Nitelikli bir yazar "Kızıl Ordu Afganistan'ı işgal etmedi, dâvete gitti" diyen insanların gazetesinde yazar mı! Eğer nitelikli ise derhal uzaklaşır oradan. Nitelikli bir yazar "Bir Müslüman erkek, bir vakit namazını kılmayıp terketse bunun büyük azabını mutlaka görecektir" diye yazan bir adamla aynı çatı altında bulunur mu? 

Nitelikli bir yazar, gerçek bir entelektüel elbette hata yapabilir ama utanması ve düşünceye saygısı varsa, "fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür" biriyse ne "İşgâl yok, davet var" diyen "alçak oğlu alçak, cahil oğlu cahil, satılmış oğlu satılmış"larla ne de "namaz yoksa büyük azab var" diyen yarma oğlu yarma yobaz oğlu yobaz'larla aynı mekânı paylaşmaz. Su-ekmek yer, yine de böyle bir şey yapmaz. 

Akif "Hiç olmazsa yanımdan kovarım!" diyor. Sen kovmazsan, O kovmazsa; güzel insanlar standart koymaz, çıtayı yükseltmez, seviyeyi ve mesafeyi korumazsa abuk insanlar tepemize çıkar, her türlü abuk lâkırdıyı eder ve azdıkça azarlar. 

Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür biri olmak gerekir. Entel o zaman büyür. Edebi kaygılar, etik kaygılar... Nerde o kaygılar? İyi şeyler, doğru şeyler, güzel şeyler söylemek lâzım... 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 91
Toplam yorum
: 68
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 463
Kayıt tarihi
: 05.03.11
 
 

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi İktisat Bölümü mezunuyum. Bodrum'da yaşıyorum. Düşüncede ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster