Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Kasım '15

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
42
 

Posta güvercinlerinden cep telefonlarına haberleşme ve biz

Posta güvercinlerinden cep telefonlarına haberleşme ve biz
 

Gitti güvercinler geldi entegre cihazlar.


Postayı, posta beklemeyi, mektup beklemeyi benim kuşağım çok iyi bilir. Yeni nesil ondan ne kadar haberdar, emin değilim.

Posta güvercinlerini de çoğumuz bilmeyiz.

Ama cep telefonlarını neredeyse yaşayan herkes bilir.

Hepsi birer haberleşme aracı bunların. Aslında dahası da var. Telgraf, teleks, faks, kablolu telefon, şehirlerarası görüşmeler için araya santrallerin girdiği telefon düzenleri.

Öyle ya, bir zamanlar otomatik telefon yoktu. Yani şehirlerarası görüşmek istediğinizde ille bir santralden sizi bağlamasını istiyordunuz.

On yılı bulan üniversite eğitimim boyunca postanelerde yazdırmış olduğum telefonun sırasını beklediğim çok olmuştur. Benim gibi sayısız insan beklemiştir o kuyruklarda.

Sonra askerdeyken Cizre postanesinden bir bayram günü nişanlımla konuşmam esnasında ona yüksek sesle "ver elini karlı dağlar aşalım, bayramlaşalım" sözlerini içeren "Karahisar Kalesi yıkılır gelir" türküsünü söylediğimi, ortamdaki çalışan ve müşteri herkesin bana baktığını da anımsıyorum. Seksenli yılların başlarındaydık.

Postanelerin santrallerinde bu işle görevli insanlar, çoğu kez bayanlar oluyordu. Hatta yaşadığım şehirde kendim bizzat yaz tatillerinde bir posta merkezine çay dağıtan yerde çıraklık yapmış olduğum için biliyorum, santral personelinin gece nöbetlerinde rahat etmesi için yatak odaları bile oluyordu.

O zamanlar bizden birkaç yaş büyük bir yakınımız da çay ocağı sahibinin oğlu ve şef garson olarak bizimle çalışıyordu.

Muzip bir santral memuresi bayan iki ay boyunca çay parası ödememişti. Babası 16-17 yaşlarındaki şef garson oğluna bayan memureden parayı almadan gelmemesini tembihlemişti.

Bayan memure de elinde çaylarla dolu çay terazisi ile ciddi olmaya çalışarak alacağını isteyen şef garson tanıdığımıza sırf muziplik olsun diye “bir dakika sonra yatak odasına gel, içeride borcumu ödeyeceğim” demiş, içeri yatak odasına girip kapıyı çektikten sonra sereserpe yatağa uzanmıştı.

Parasının derdinde olan ve yaşadığı kapalı toplumda böyle bir manzara ve muamele görmemiş olan garson abimiz de kapıyı açtığında yüz yüze geldiği manzara karşısında elindeki çay terazisini yere düşürmüş, çayları dökmüş, bardakları kırmıştı.

Tabii doğal olarak en az yirmi-otuz santral memuresinin çalıştığı yerde tüm çalışanların birlikte attığı kahkahalar uzun zaman yankılanmıştı.

Sonraki birkaç gün o abimiz santrale çay götürememiş, utanmıştı.

O günlerde şehirlerarası ya da bulunduğunuz şehrin ilçesi ile görüşebilmek için önce santrali arar ve görüşmek istediğiniz yerleşim yeri ile telefon numarasını yazdırırdınız. İlgili santral görüşmeleri sıraya koyar, sıranız geldiğinde de bağlantıyı yapıp telefonunuzu çaldırırdı. Bazen bu sıra beklemenin birkaç saati bulduğu da olurdu.

Sonra otomatik santraller çıktı. Merkezdeki kalabalık yerlerden başlayarak değiştirilen santraller sayesinde önce 9 rakamını, sonra il kodunu çevirip görüşme olanağı buluyordunuz ki bu müthiş bir lüks sayılıyordu.

Bana dün gibi geliyor, seksenli yıllarda, çalıştığım bankada döviz kurlarını sabahın ilk iş saatinde teleksle alıyorduk. Yurt dışındaki muhabir bankalarla canlı hayvan ihracatı nedeniyle haberleşmelerimizi yine teleks kullanarak sağlıyorduk.

Şimdi kimsenin o zamanları anımsadığı yok. Geçende yüksekokul öğrencilerime sordum teleks diye bir cihazı bilen de yok.

Artık, ortaokula giden çocukların bile ellerinde ailelerinin maddi durumuna bağlı olarak pahalı telefonlar var. İsteyen, istediği zaman, istediği yeri arayıp görüşebiliyor.

Cep telefonları, bilgisayarlarla ve diğer benzer cihazlarla birlikte inanılmaz büyüklükte bir küresel ekonominin önemli unsurları haline gelmiş bulunuyorlar. Onlar üzerinden elde edilen gelirin, sermaye hareketlerinin yüksekliği teknolojilerinin büyük bir hızla an be an gelişmesini sağlıyor.

Artık cep telefonu olmaktan çıkıp karmaşık entegre cihazlar olmuş durumdalar. Fotoğraf, video çeken, ses kaydı yapan, bunların paylaşılmasını sağlayan, sosyal paylaşım sitelerini yirmi dört saat elinizin altına getiren, radyo ve televizyon özelliği, defter ve kitap özelliği olan bu aletler sadece kişisel haberleşmeyi sağlamakla kalmıyor, bankacılık işlemleri, resmi kurumlarla işlemler, sigorta, güvenlik, eğitim, sağlık ve daha akla hayale gelmeyen pek çok konuda ve bir tık süresi içinde işlem yapmanıza yardımcı oluyorlar.

Donanımlarındaki ve yazılımlarındaki gelişmeler düne kadar adı sanı bilinmeyen şirketleri, girişimcileri dünya çapında zengin kuruluşlar ve bireyler haline getiriyorlar.

Hindistan’ın yoksul ve çalışkan programcı, yazılımcı gençlerine Avrupa ülkelerinin, kapılarını açıyorlar.

Bütün bu gelişmeler günümüz gençliği tarafından çok doğal ve sıradan şeylermiş gibi algılanırken bizim kuşağımızdaki insanlar bütün bu olup bitenlerin çok büyük değişimlere neden olduğunun tanığı haline geliyorlar.

Değişim sadece teknolojide, küresel sermaye hareketlerinde olmuyor. Değişim bizzat insanın kendisinde de gerçekleşiyor.

İnsanın duyguları, düşünceleri, eğilimleri, inançları, merakları, beklentileri değişiyor.

İnsanın kişiliği, tatmin sınırları değişiyor.

Artık askerdeki nişanlısından ya da askerde nişanlısından mektup bekleyen insanlar yok.

Artık atlarla şehirler, ilçeler arasında dolaşan posta müvezzileri yok.

Hatta bizim gençlik günlerimizde yaşadığımız “sınav sonuçları postadan ne zaman çıkar, nereyi kazandığımı ne zaman öğreneceğim” heyecanları yok.

O mektup, sonuç, haber beklenen zamanların heyecanları, rüzgârları, o heyecanların insan üzerindeki kalıcı etkileri yok.

Günümüz insanı nasıl ki artık hava yoluyla, duble kara yollarıyla, hızlı deniz taşıtlarıyla gideceği yerlere kısa sürede ulaşabiliyorsa bilgiye, habere, diğer insanlara da çok kolay ulaşıyor.

İnsanın sadece yer ve zaman içindeki akışı hızlanmıyor, düşünce ve fikir akışı da daha hızlı gerçekleşiyor.

Buradan doğan güzellikler, kolaylıklar yaşamın her yerine dağıldığı gibi, bu hızın doğurduğu sorunlar da hükümetlerin, çevrecilerin, hekimlerin, eğitimcilerin başka konulara eğilmelerini gerektiriyor.

 

06.11.2015

09:40

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ah ne güzeldi mektup beklemek. Elimize geçtiği anda iyi haberleriyle mutlu olmak. Arada geçen en az bir haftalık zamanı hiç düşünmeden. Telefonlar da ayrı bir dertti. Bekle bekle zaman geçmek bilmezdi. Ne çok zamanımız varmış eskiden. Hep beklemekle geçen. Belki de o sabırla beklemek elde ettiklerimizin kıymetini bilmemizi sağlıyordu.Oysa şimdi öyle mi? O nedenle olmalı tatminsiz bir genç kitle var gözlerimizin önünde ve mutsuz. Ve çoğu da çok çalışmak istemeyen ama iyi getirisi olan işlerde olmak isteyenler. Teknolojik ilerleme, beklentileri de aynı hızla yükseltmeye başladı. Gençler açısından iyiliğini ve kötülüğünü uzmanlar araştırıyordur. Umarım sağlıklı bir nesil için gereken önlemler alınabilir. Selamlar, mutlu kalın...

Ayşegül HAYVAR 
 07.11.2015 12:26
Cevap :
Kıymetli Yazar Arkadaşım, Mektup beklemenin, haber beklemenin, postacıyı gözlemenin insana duygusal anlamda kazandırdığı güzel şeyler vardı kuşkusuz. Günümüz gençliğinin böyle bir şansı yok. Şimdi bende askerlik döneminde gönderdiğim ve aldığım bir tomar mektup var. Bayram kartları var. Bu gençlerin elinde onlar olmayacak. Yazıda değinmediğim bir başka şey telgraflardı. Çeşitli nedenlerle acil durumlarda, bayramlarda, düğünlerde telgraf yazar; gider postanelerde sıraya girerdik. Görevli kişi alır kelimeleri sayar, bize ücret çıkartırdı. Onun da acele olanı, şu an ne anlama geldiğini hatırlamıyorum ama elt olanı vardı. Düşünüyorum da, Leyla ile Mecnun'un zamanında belki mektup bile yoktu. Osmanlı döneminde Küçüksu'ya pikniğe giden kalem efendileri ile feraceli hanımların mendil düşürmeleri, name göndermeleri de kesin çok güzel duygular yaşatmıştır insanlara. Çok kıymetli katkınız için teşekkür ederim. İyi ki varsınız. Selamlar ve sevgiler.  07.11.2015 19:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 326
Toplam yorum
: 227
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 197
Kayıt tarihi
: 21.06.14
 
 

Yaşadığımız evrenin oldukça zengin bir yer olduğunun farkındayım.  Bu zenginliğin çok az bir kısm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster