Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Aralık '08

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
14504
 

Pozitif ve sosyal bilimler

Pozitif ve sosyal bilimler
 

Ömer Hayyam: Gregoryan takviminden çok daha doğru Celâli takvimini yapmıştır.


Genel olarak bilim araştırma dalı iki kategoride ele alınır. Sosyal bilimler ve pozitif bilimler. Pozitif bilimlerin adı her ne kadar 19. yüzyılda konmuşsa da aslında binlerce yıl gerilere dayanır. Fakat, 19. yüzyılda matematik, tıp, mühendislik gibi akla ve deneye dayalı bu bilim araştırma kolunun karşısındaki sosyal bilimlere karşı ad konulmamıştır. Belki de sosyal bilimcileri kızdırmamak için konulmayan bu ad ne olacaktı? Elbette negatif bilimler.Negatif, her zaman olumsuzlukları işaret ettiği algılandığı için bu ad sosyal bilimlere takılmamıştır. Fakat, sosyal bilimler akıl çağının her aşamasında pozitif bilimlerin karşısında yer almıştır. Pozitif bilimler, sosyal bilimlerin kendisini süslemesini, bezemesini ve hattâ dini duygularla geri plana itmesini asla kabul etmemiştir. Bütün dogmalara karşı büyük direnç gösteren pozitif bilimler ise her zaman sosyal bilimcilerce önemsiz değilse bile gereğinden fazla abartıldığı inancındadırlar.Şimdi bu yazıyı okuyan çoğu kişi bu iki bilim araştırma dalının zaten çok farklı kulvarlarda koştuğunu ve asla birbirleri ile aynı terazide tartılamayacağını düşünecektir. Oysa, durum hiç de öyle değildir. Çünkü, yüzyıllardır sosyal bilimlerin bir dalı olan dini inançlar pozitif bilimlere hep karşı çıkmıştır. Gerek İslâm dünyasında ve gerekse Hıristyanlık dünyasında pozitif bilimlerle uğraşanların başlarına neler geldiğini hepimiz çok iyi anımsarız. Rönesansını, Akıl çağını, aydınlanma çağını yaşamış ve yaşamına geçirmiş Batı dünyasında artık sosyal bilimler kendi kaynağında akarken, pozitif bilimler de kendi kaynağında akmakta ve insanlık için büyük buluşlar ortaya koymaktadır. Doğu dünyası ve özellikle bu dünyanın büyük sahibi olan İslâm dünyası ise Batı'nın bu anlayışına bu çağda bile ulaşamamıştır. Doğu dünyası olarak andığım ancak bu dünyanın sahibi olan İslâm dünyası hâlâ sosyal bilimlere ve özellikle dine büyük önem vermektedir. Bu dünya için pozitif bilimlerin büyük insanları önemli ve değerli değildir de, bir dini lider "dünya"dır. İşte bu nedenledir ki İslâm dünyası dediğimiz dünyada pozitif bilimlere sırtını dönmüş insanlar doğanın kendilerine hediye ettiği olağanüstü zenginliğe rağmen emperyalist güçlerin sömürüsü altında kalıp, halkını yoksulluk ve cahillik içinde yaşatmaktadırlar. Şu yazmış olduğum yazı, Batı uygarlığı için artık çok gereksiz bir yazıdır. fakat, bizim de içinde bulunduğumuz İslâm dünyası hâlâ bu yazılara gerek duyurmaktadır. Çünkü, Türkiye gibi Kemalist aydınlamanın ışından geçmiş bir ülke de bile hâlâ tarikat şeyhlerinin, hoca efendilerin peşlerine takılan bunlardan nemalanan partilerin iktidara geldiğini görüyoruz. Nitekim, bu tarikat şeyhlerinin ve hoca efendilerinin peşlerine takılıp, bir ülkenin yönetimini kutsal kitaba dayalı olarak yönetmeye çalışanların başarısızlıkları bir bir ortaya çıkmaktadır. Bütün pozitif bilimlerin işaret ettiği yoldan saparak ülke yönetiminde kendilerine kutsal kitapları rehber edinenler elbette ülkeyi uçuruma doğru götürmektedirler. Yirmibirinci yüzyılda pozitif bilimlerin kurum ve kuralları bir tokat gibi karşılarında dururken, siz hâla "Hamdolsun", "Allah büyüktür", "Yarına Allah kerim" gibi dinsel sözlerle ülkeyi yönetmeye kalkarsanız, olacağı şudur:

Pozitif bilimlere, matematiğe, mühendisliğe, iktisada inanmış ve o şekile yöneltilmekte olan ülkelerin sömürüsü altına girersiniz. Çünkü, kutsal kitaplardaki hiçbir dua sizi pozitif bilimlerin gerçekçi araştırma sonuçlarının ortaya çıkardığı çözümlere ulaştıramaz. Nitekim, şu tarihlerde bütün dünyada gözükmekte olan ekonomik kriz elbette ülkelerin pozitif bilimcileri tarafından çözüme ulaştırılacaktır. Ama, hiç bir ülkede bir lider çıkıp da "Hamdolsun kriz bizi vurmadı" ya da "Kriz bizi teğet geçer inşallah" demeyecektir. Bütün bu günümüz örneklerini neden anlattım? Konuyu daha iyi anlatabilmem için. Bir başka yazımda da belirtmiştim, matematik ve mühendislik olmasaydı dünya bugünkü gibi olmazdı. Nasıl olurdu? diye düşünüyorsanız, kendinizi fazla yormayın ve Ortadoğu, Yakındoğu ve Uzakdoğu'daki başta İslâm dünyasının ülkelerine bir bakın yeter. Sonra bir de bizdeki yeni gelişmelere bakın. Şu an yönetimde bulunanların pozitif bilimlere düşmanlığı ortadadır. Bu insanların sosyal bilimler içinde dini nasıl bir istismar aracı olarak kullandıkları da ortadadır. Bu insanlar sosyal bilimlerden iki türlü yararlanmaktadırlar; birincisi dini ve kutsal kitabı ön plana çıkararak dini inancı olan insanları sömürmek; ikincisi ise yine sosyal bilimlerde varolan bütün edebiyat alanlarından yararlanarak sözde "edebi bilgi" adı altında aslında kendi çağdışı görüş ve düşüncelerini hiç fark ettirmeden ilk okul çocuklarına bile kabul ettirmek. Fakat, işin en acıklı ve en tuhaf noktası henüz söylenmedi. Söylemeyen söz ise, ülkeyi bu tür hurafe sosyal bilimlerle, dini kitaplarla, dualarla yönetmeye çalışanlar, aslında kendi işlerinde pozitif bilimlere sıkı sıkıya sarılmış durumdalar. Bu insanlar kendi işlerini ve kendi ekonomilerini, kendi şirketlerini pozitif bilimlerle uğraşan insanların emin ellerine teslim etmiş durumdalar. Örneğin, İmam Hatip Lisesi'nden mezun olup da, fark dersleri verip, iktisat bitirmiş bir kişi bu insanların şirketlerinde "genel müdür" olamaz. Daha deneyimli, iktisat ve ekonomide akademik kariyer yapmış "unvanlı" kişiler aranır ve şirketlerin başına getirilir. Bu kişilerden hesap sorulduğunda ise, şirket başındaki akademik kariyere sahip kişi "Hamdolsun iyiyiz" ya da "Kriz bizi teğet geçer" gibi "âfaki" sözler ederse, kapının önüne konur. Çünkü şirket sahibi de şirket ortakları da şirketin başındaki kişiden pozitif rakamlar, veriler, bilgiler istemektedir. Değerli dostlar şunu asla unutmayın: Din, hiç kimsenin yardımı olmadan da her bireyin kendisinin bulabileceği bir inanç sistemidir. Sosyal bilimlerin diğer dalları ise, olmasa da olurdu denebilir. Ya da sosyal bilimler olmasaydı insanlar ne yitirirdi? Yaşantımızdaki bütün edebi ve felsefi eserlerin olmadığını düşünün. Yunus Emre, Mevlâna, Pir Sultan Abdal gibi nice büyük değer kimbilir bu topraklarda yetişti de bizim haberimiz olmadı. Ne yitirdik? Elbette manevi dünyamızı bu insanların görüş ve düşünceleri zenginleştirmektedir. Fakat, ya Ali Kuşcu, Uluğ Bey, Arabi, İbn-i Sinâ, İbn-i Rüşt, Razi, Hazermi, Cabir, İbn-i Meymun, Heysem, Biruni, Ömer Hayyam (1) gibi pozitif düşünen İslâm dünyasının aydınları olmasaydı Batı bilim dünyası bu kadar ileri gider de, insanlığın bilim alanındaki gelişmesi bu düzeyde sağlanır mıydı? Zaten dikkat edin, Batı uygarlığı İslâm dünyasının bu aydınlık insanlarının düşüncelerini kendilerine almışlar, sosyal bilimlerde kalanlarını ise rafa kaldırmışlardır. (1) Bu kişilerle ilgili ayrıntılı yazıma http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=44067 adresinden ulaşabilirsiniz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 278
Toplam yorum
: 681
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3058
Kayıt tarihi
: 26.05.07
 
 

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde doğdum. Bir daha da Kadıköy'den ayrılmadım. İstanbul Üniversitesi, Ede..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster