Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Eylül '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
2246
 

Prof. Ersin Kalaycıoğlu'nun "saha çalışmaları" hayatın ve tarihin gerçekleriyle bağdaşmıyor! (2)

Prof. Ersin Kalaycıoğlu'nun "saha çalışmaları" hayatın ve tarihin gerçekleriyle bağdaşmıyor! (2)
 

Bundan önceki yazımda, Ece Temelkuran'ın 12 Eylül'le ilgili bir yazısından yola çıkarak 12 Eylül'ün uyguladığı Yeşil Kuşak teorisi ya da projesi, bugünkü Ak Parti iktidarını doğurdu iddiasına değinmiştim. Gerçekten de Ece Temelkuran gibi bazı solcular bu komplo teorisini değişmez tek gerçek olarak kabul ediyorlar, yazılarında ve açıklamalarında bunu savunuyorlardı. Türkiye'deki ideolojik kamplaşmalar ve dayatmalar doğrultusunda bu tür söylemlere alışık olduğum için böyle bir desteksiz iddiayı gülümsemeyle karşılayabiliyordum...

Ta ki aynı iddiaları 2011 seçimleri sonrası Vatan gazetesinde Mine Şenocaklı'nın köşesinde görünceye kadar. Bu defa bu iddia, soyut bir iddia olarak bırakılmamış, bilimsel temele dayandırılmaya çalışılmıştı. Mine Şenocaklı'nın röportaj yaptığı kişi Sabancı Üniversitesi'nin Siyaset Bilimci Profesörü Ersin Kalaycıoğlu'ydu...

Ersin Kalaycıoğlu, 1990 yılından beri saha çalışmaları yaptığını vurguladıktan sonra, seçmeni soldan sağa doğru 1'den 10'a kadar sınıfandırdığını ve bu araştırmalarının sonucunda seçmenin sağa kaydığının anlaşıldığını söylüyor. Bunun nedenini soran Şenocaklı'ya şu cevabı veriyor:

Soğuk savaşın bitmesi ve askeri darbenin büyük başarısı sayesinde. Bu ülkede 15 sene Türk-İslam sentezi diye kafa yıkadılar. Şu anda Türkiye'de egemen olan parti, Türk-İslam sentezinin önemli partilerinden birisi. Zaten iki tane partisi vardı; MHP ile o zamanki Refah veya MSP... Bu iki partiyi patlattilar. Olan budur...

Şenocaklı araya girip soruyor: Yani 12 Eylül'ün yarattığı bir parti AKP, öyle mi? Kalaycıoğlu devamla:

Birinci amil 12 Eylül. 12 Eylül'ün solu mahfetmesi, öldürmesi, işkence etmesi... Fiilen kana boğarak yok ettiler solu. Arkasından Sovyetler çöktü. İkisi üst üste geldi. 1995'de sağın patlamasının nedeni, 1991'de Sovyetlerin çökmesi. Unutmayın, 1991'de ilk kez Refah Partisi, MHP ile ortak girdi Meclis'e. Bu iki partinin ideolojik bakımdan farklı olmadığını da görebiliyorsunuz. 1995'de de Refah tek başına birinci parti olarak fırladı. Çünkü o noktada Sovyetler çökmüştü, sol bütün dünyada krizdeydi. Türkiye'de de yok oldu. Onun için, CHP sosyal demokrat parti midir değil midir, olmalı mıdır olmamalı mıdır, sosyal demokrat özüne dönmeli midir falan bunların hepsi bizim veriler doğruysa tamamen zırva. Türkiye'de sosyal demokrat olursanız ancak yüzde 8 oy alırsınız.

Mine Şenocaklı, bir gün sonraki görüşmesinde tekrar soruyor: Dünkü konuşmanızda Ak Parti Türk-İslam sentezinin sonucu dediniz. Biraz açar mısınız? Kalaycıoğlu cevap veriyor:

Evet. Aslında bu bir mühendislik projesi... 1995'te olmuş gözüküyor. 12 Eylül'den sonra MHP ve Refah Partisi destekleniyor, onlar büyüyor. Türk-İslam sentezi resmi ideoloji gibi bir noktaya geliyor... Aynı zamanda askeri hükümet de 1980-83 döneminde ve sonrasında bu örgütlü olan İslamcılık cereyanının güçlü bir şekilde faaliyette bulunmasını destekledi demeyelim ama hoş görüyor. Kısacası bunların güçlenmesi için her türlü imkan bir şekilde yaratılıyor...

Mine Şenocaklı, "Türkiye'nin muhafazakarlaşmasında 28 Şubat süreci ne kadar etkili oluyor peki?" diye soruyor. Kalaycıoğlu yine cevap veriyor:

28 Şubat sürecinde Türk-İslam sentezi içinde bir kriz çıktı. Oradaki kriz şu: Türk-İslam sentezinin 3 temel aktörü var. Biri asker, biri Türkçüler, biri de İslamcılar. PKK'nın tekrar güçlü bir şekilde ortaya çıkmasıyla 1980'ler sonrasında bu üçlü arasında nifak girdi. Özellikle asker ve onu destekleyen Türkçüler PKK'nın askeri yöntemlerle bastırılması gerektiğini ön plana çıkarttılar. Onlara karşılık İslamcılar bu sorunu çözmek için 'Cumhuriyetin özelliklerini değiştirelim, laikliği bir kenara atalım, İslam'da birleşen bir halk yaratalım, yeni bir cumhuriyet kuralım, buradaki temel proje İslam projesi olsun, sonuçta hepimiz aynı Allah'a inanıyoruz' dediler... 

Kalaycıoğlu röportajin bir yerinde, en son 2010'da araştırma yaptıklarını ve bu araştırmaya göre, 1990'larda yüzde 7'lerde olan aşırı sağ 1995'te yüzde 20'ye fırlıyor, şimdi ise yüzde 45 civarında diyor.

Röportaj özetle böyle...

Deveye sormuşlar neren eğri diye... Nerem doğru ki diye cevap vermiş. Şimdi biz bu söylenenleri nereye koyalım ve nasıl değerlendirelim? Üstte söylediğini altta yine kendisi yalanlıyor. Kavramlar birbirine karışmış vaziyette, hepsinden de önemlisi elimizde gerçek bir veri olarak duran sandık sonuçları Ersin Kalaycıoğlu'nun saha çalışmalarını tümüyle yalanlıyor! Mahalle kahvesinde oturan Ahmet Mehmet efendiler bunları söyleseler gülüp geçersiniz, cevap vermeye bile gerek duymazsınız, ama karşınızda koskoca bir Profesör duruyor, üstelik de konunun uzmanı Siyaset Bilimci! Mecburen cevap vermek zorundayız:

1- Bir kere askerle MSP-Refah geleneğini yanyana kol kola koymak eşyanın tabiatına aykırıdır, Atatürk ilkelerini ve laikliği kendine şiar edinmiş askere yapılabilecek en büyük hakarettir. Askerin bilinen laiklik hassasiyeti sebebiyle MSP geleneğine sempatiyle bakmadığı bilinen bir gerçektir.

2- 12 Eylül'ün aşırı sağı desteklediğinin tek somut dayanağı okullara Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin zorunlu olarak konulmasıdır. Buradaki nüans, genel bir din ve ahlak eğitimi verilmek istenmesidir. Bu konuda Atatürk ne diyor: "Bizde ruhbanlık yoktur. Hepimiz musaviyiz ve dinimizin ahkamını mutasaviyen öğrenmeye mecburuz. Her fert diyanetini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçdır; orası da mekteptir (3)." Demek ki Evren, Atatürk'ün sözünü yerine getirmiş.

Peki üniversitelere türban yasağını getiren 12 Eylül, nasıl aşırı sağı desteklemiş olabilir? Ayrıca Evren, darbeden sonra ikna turları için gittiği illerde yaptığı mitinglerde çekinmeden, "1400 sene öncesinin kurallarıyla bugünü yönetemezsiniz." demiştir. Bu sözleri söyleyen biri nasıl oluyor da MSP geleneğiyle aynı sentez içinde olabiliyor? Yoksa Evren de mi takiye yapıyordu? Komik iddialar bunlar! 

3- Asker, MSP ve RP geleneğiyle beraberse 28 Şubat'i, 27 Nisan e-muhtırasını, Ergenekon, Balyoz ve Andıç davalarını nasıl izah edeceksiniz?

4- MSP-Refah geleneğini MHP ile de aynı kefeye koyamazsınız. Biri Türk milliyetçiliğini savunurken diğeri bunu inkar ediyor, bunun yerine ümmetçiliği yani İslam milliyetçiliğini savunuyor. 1991 seçimlerinde ittifak yapmaları tamamen seçim barajını aşmak içindir. Nitekim seçim sonrası hemen ayrılmışlardır. Hal böyleyken, "Bu iki partinin ideolojik bakımdan farklı olmadığını da görebiliyorsunuz." nasıl diyebilirsiniz?

5-  Refah'la MHP'nin (o zamanki adı MÇP) barajı aşabilmek için ittifak yapmak zorunda kalmaları bile 12 Eylül'ün onları desteklemediğini göstermektedir. 12 Eylül'den önceki son genel seçim olan 1977 seçimlerinde MSP yüzde 6, 91, MHP yüzde 6, 62 oy almışken, ittifaktan önceki son genel seçimler olan 1987 genel seçimlerinde RP (MSP'nin yerine) yüzde 7, 16, MÇP (MHP'nin yerine) yüzde 2, 93 oy almışlardır. 1980'li yılları 12 Eylül'ün etkisinde kabul edersek görüleceği gibi bırakın oylarda bir artmayı, tam aksine MHP'nin oylarında dramatik düşüş söz konusudur. Bu tablo zaten 1991 seçimlerinde onları ittifaka sürüklemiştir.

6- Madde 5'teki sandık sonuçları bile tek başına "12 Eylül bu iktidarı getirdi" ya da ülkeyi aşırı sağa kaydırdı iddiasını çürütmektedir, ama toplam sağ-sol dengesi olarak da bakacak olursak, yönelimin sola doğru olduğu açık bir şekilde görülmektedir. 12 Eylül'den sonraki ilk genel seçimler olan 1983 seçimlerinde ANAP yüzde 45, 28, MDP yüzde 23, 97, HP yüzde 30, 46 oy almışlardır. Yani sağ yüzde 69, 25, Sol yüzde 30, 46 oy almışken, 1987 genel seçimlerinde ANAP yüzde 36, 31, SHP yüzde 24, 74, DYP yüzde 19, 14, DSP yüzde 8, 53, RP yüzde 7, 16, MÇH (MHP) yüzde 2, 93 oy almışlardır; yani sağ yüzde 65, 54, sol yüzde 33, 27. 1989 yerel seçimlerinde ise ANAP 21, 80, SHP yüzde 28, 69, DYP yüzde 25, 13, RP yüzde 9, 80, DSP yüzde 9, 03, MHP yüzde 4, 14 oyla toplam sağ yüzde 60, 87, toplam sol yüzde 37, 72 oy almışlardır (4-5).

7- Yukarıdaki tablodan görüleceği gibi, 12 Eylül'den sonra sol tırpanlanmamış, bilakis yönelim sola doğru olmuştur. 1980'li yılların son yerel seçimlerinde sol, neredeyse 1977'nin rekor oylarına ulaşmak üzeredir.

8- Zaten röportajin bir yerinde Kalaycıoğlu, 1990'larda aşırı sağ yüzde 7 cıvarlarındaydı diyerek bu gerçeği bizatihi kendisi kabul etmektedir. Yani Kalaycıoğlu kendi kendisini yalanlamaktadır.

9- 1990'lı yıllardan itibaren gerçekten aşırı sağ diyebileceğimiz RP ve MHP oylarında bir artış eğilimi başlamıştır. Ama bunun dinamikleri çok daha farklıdır. Bu gelişmeden 12 Eylül'ü sorumlu tutmak ne kadar mantıklı ve vicdanlı olabilir?

10- 1983'de 12 Eylül hükümeti görevini seçimle gelmiş iktidara devretmiştir, 1989'da da görev süresi dolan Evren cumhurbaşkanlık görevini Özal'a devretmiştir. Bu şekilde 12 Eylül, yönetimden tamamen çekilmiştir. Bu süreçte yönelimin sola doğru olduğu yukarıdaki sandık sonuçlarından açıkça anlaşılmaktadır. O halde "12 Eylül'ün Yeşil Kuşak teorisi ya da projesi Ak Parti iktidarını doğurdu" komplo teorisini nasıl üretebilirsiniz? Bu, düpedüz kuyruklu bir yalandır.

RP, MHP'nin oylarındaki bu artışın ve Ak Parti iktidarının nedenlerini, sosyal demokrasinin Türkiye'de gerçekten bitip bitmediğini bir sonraki bölümde, yine Kalaycıoğlu'nun sözlerine atıfta bulunarak inceleyeceğim.

1)  http://haber.gazetevatan.com/Haber/384442/1/Gundem

 2) http://haber.gazetevatan.com/Haber/384645/1/Gundem

3) Naşit Hakkı Uluğ, 3 Büyük Devrim sh. 90

4) http://blog.milliyet.com.tr/turkiye-secimlerinin-mukayeseli-analizi-ve-suclu-halk-mi---1-/Blog/?BlogNo=8021

5) http://blog.milliyet.com.tr/turkiye-secimlerinin-mukayeseli-analizi-ve-suclu-halk-mi---son-/Blog/?BlogNo=9082

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Düzeltme! 6. maddede "gözle görülür bir değişikliğin olmadığı görülmektedir" ifadesi sehven yazılmıştır. Doğrusu: "Yönelimin sola doğru olduğu açık bir şekilde görülmektedir" olacaktır. Düzeltir, özür dilerim.

Hasan Basri Özgen 
 19.09.2011 11:29
 

sayın özgen.. masadan tarla görünmez...))) proflarımız tarlaya bi inse görecekler günü ama nerdeee... Ülkemiz nüfsusunun ezici çoğunluğunun dini bütün olması muhafazakar kesim denilen oyların yüzde yetmişler civarında olduğunu fark ederler. Analize gerek yok... Bu kesimden becerebilen oy alır, tanıyan, yaklaşan, kucaklayan oy alır... Ne Profesör ama...)) En büyük çelişkisi halkı tanımamasıdır bence...... Saygılarımla...

Metin TOPÇU 
 19.09.2011 8:57
Cevap :
Merhaba Metin Bey, gazeteci Mine Şenocaklı Prof sıfatı için röportaj yapmak istemiş, ben de aynı gerekçeyle cevap verme ihtiyacı hissettim. Peki onun sırf bu nedenle doğru bilgilendirme sorumluluğu yok mu? 3. bölümde çok daha ilginç açıklamalarım olacak, inşallah. Yorum için teşekkür eder, saygılar sunarım...  19.09.2011 18:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1342
Toplam mesaj
: 70
Ort. okunma sayısı
: 3187
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster