Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Kasım '11

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
395
 

Profesör, bilim insanı ya da aydın olmak…

Profesör, bilim insanı ya da aydın olmak…
 

Her profesör bilim insanı değildir.

Profesör, sadece üniversite öğrencilerine bilgi veren bir öğretmen olabilir. Ya da uzmanlaştığı bir bilim konusunda yaratıcı çalışmalar yaparak bilinmeyeni keşfeden ve bilinenleri zenginleştiren etkin bir bilimsel işlev üstlenebilir.

Birinci görev, bilgi ile öğrenciler arasında sıradan bir köprü oluşturmaktır.

İkincisi ise, bilgiyi derinleştiren ve keşfeden araştırıcı bir aydınlıktır.

Ama bilim insanları, sadece konularına odaklanmakla yetinmeyip, dünyayı [onun içinde yaşanan her nevi sorunu] bir bütün olarak kavramak sorumluluğu ile [de] karşı karşıyadırlar.

Bilim insanı başka bir şeydir.

Aydın olmak ayrı bir niteliktir.

Bir başka deyişle, her bilim insanı aydın kişi olmayabilir.

Oysa, içinde yaşadığımız dünyanın koşullarında hiç kimsenin a-politik olmaya hakkı yoktur.

Çünkü demokrasilerde [ya da demokratik bir rejime ulaşmayı hedef bellemiş ülkelerde] politika, sadece politikacılara mahsus bir “iş” ya da meslek değildir.

Politika eylemine katılmak ya da politik düşünceye katkıda bulunmak, yönetime ortak olmak demektir.

Yönetilmeye uysal bir biçimde teslim olmayıp, yönetim iradesinin oluşmasına katkıda bulunarak, sorumluluk almak demektir.

Dolayısıyla yönetim erki karşısında benimsenmesi gereken bu ortak ve sorumlu olma duruşu, çağdaşlığın ve uygarlığın en önemli göstergelerinden birisidir.

Bugünün Türkiye’sinde profesörlük “mesleği”ni yönetip yönlendiren kurum YÖK’tür.

Görevlendirmeler, özlük hakların belirlenmesi ve üniversite ve yüksek okul kadrolarının “tayin ve terfi” işlemlerinde tek yetkili merci YÖK’tür.

2011 Türkiye’sinde bilim insanlığı kavramı bir meslek örgütü mensubu olma anlamı ile yer değiştirmiştir.

Profesörler, derslerini vermekte ve maaşlarını almaktadırlar.

Bir kısım profesör ise, ek iş olarak da yönetici kadroların “iş”ine gelecek söylemleri televizyon kanallarını sırasıyla gezerek seslendirme görevini üstlenmişlerdir.

Bu kişiler kendilerini ve profesörlük unvanlarını sisteme kiralamış olan tek/düze görevlilerdir…

Yaşanan ortam budur.

Ve bu ortam içinde bilim insanı niteliği ciddi bir biçimde erozyona uğramış, hırpalanmış ve önemli ölçüde saygınlığını yitirmiştir.

Ülkenin içinden geçmekte olduğu iğneli fıçıdan yara almadan geçip kurtulabilmek en güncel sorun haline gelmiştir. Ama geçip/kurtulma edimi, eğilerek ve bükülerek değil, dik durarak ve bu dik duruş tavrını topluma armağan ederek olmalıdır.

Demokrasiye ve çağdaş değerlere toplumca ulaşabilmek ancak, sorumlu ve yetkin bireylerin örgütlü bir toplum inşa etmesi ile mümkün olabilir.

Bu tavrı öncelikle benimseyecek olan kişiler ise, bilim insanları, aydınlar ve öncü halk önderleri olabilir.

Ve bizler, hepimiz ve her birimiz, yaşamakta olduğumuz koşullarda kendimizi, bir bilim insanı olamasak da, en azından aydın bir halk önderi olmakla yükümlü hissetme sorumluluğunu yüklenmemiz gerekir.

Aksi halde atı alan Ankara’yı geçmektedir ve bu gidişin geri vitesini bulmak her geçen gün daha da güçleşmektedir.

farukhaksal@superonline.com

LÜTFEN “TIK”LAYINIZ:

www.soruyusormak.com

www.dnm-ler.com

www.kitlecizgisi.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 911
Toplam yorum
: 360
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 454
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster