Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Temmuz '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
56
 

Prometheus'un Ateşi

Havanın sıcaklığı yakıp kavuruyordu. İnsanlar evlerinde bile bunalıyordu. Soğuk yerler arıyorlardı. Soğuk duşa girmek çare değildi. Bunaltıcı sıcak yeniden terletiyordu.

Bir çok insan sıcaklardan ölmüştü. Bu cehenneme dur demek için ulusal yardım örgütü bir çareye baş vurdu. Her yerleşim yerine soğuk hava sağlayan hangarlar inşa etmişti.

Bunlardan birinde Murat arkadaşına “Cevdet gökyüzünü deldik. Dışarısı seksen derece. Bir çok insan öldü. Gece bile sıcaklık kırk derecenin altına inmiyor. Temmuz ayındayız. Daha ağustosa girmedik. Diyeceğim o ki insanlar para kazanmaktan vazgeçip canlarını kurtarmak için buraya geliyorlar. Seninle terkedilmiş bir markete gireceğiz. Oradan bu hangara yiyecek içecek sağlayacağız.” dedi.

Cevdet “Yardım örgütü yiyeceğimizi veriyor. Dışarıya çıkmak tehlikeli. Anında ayakkabılarımız erir geri dönemeyiz. Hem üzerimize giyeceğimiz koruyucularımız yok.”

Murat “Sen onu bana bırak. Yardım örgütü acil olduğu için bu imkanı bana sağlar. Günde bir kez verilen yiyecek yardımı ağustos ayına girdiğimizde tehlikeye girebilir. Çünkü meteoroloji ağustosta sıcaklığın yüz dereceyi geçeceğini söylüyor. Erzak getirmezsek açlık baş gösterecek. Yardım görevlilerin ne kadar zorlandığına şahit oluyorsun.”

Cevdet düşünür gibi oldu. Tam o an dışarıda bir araç gördüler. Sıcak korumalı, görünüşü uzay aracını andıran, tekerleri metalden bir araç. Hangarın önünden durdu. İçeriye girmeden radyo frekansı aracılığıyla içeriye seslendi.

“Sayın vatandaş. Önümüzdeki günlerde sıcaklık artacağı için ikmalimiz zorlaşacaktır. Sizleri merkez toplanma yerine taşımamız gerekiyor. Sizleri buradan kırk altı kilometre ötedeki merkezimize taşıyacağız. Taşınma esnasında yanınıza hiçbir şey almayın. Buna müsaade edilmeyecek.” Ve yardım örgütü aracı uzaklaştı.

Soğuk hangarda yirmi kişi vardı. Murat ve Cevdet hangardan uzaklaşıp giden araca uzun uzun baktı.

Murat “Bir plan bu kadar çabuk suya düşer mi. Ama merkeze gideceğimiz için şanslıyız. Burada unutulup gitmekten iyidir.”

Cevdet “Yine de hevesli olma. Taşınacağımız mesafe oldukça uzak. Bu yardım örgütü araçları ağır ilerler. Yolda kalırsak halimize acırım. İşte o zaman tehlikedeyiz diyebilirim.”

Murat “Sana katılıyorum. Yardım örgütünün söylemediği şeyler olduğuna inanıyorum. Burası ana merkezden uzak olmasına rağmen yiyecek üretme şansına sahip. Zannımca bizi yolda bırakıp nüfus azaltmasına gidecekler. Kısaca tercihlerini kullanıp eğitimli olanları hayatta bırakıp bizim gibi sadece yazmasını bilenleri imha edecekler.”

Cevdet “Bunu bilemeyiz. Yöneticilere güveniyorum. Başkanımızı geçende ne dedi. ‘İnsanlar en kısa zamanda dağlara açtığımız barınma yerlerine taşıyacağız’ dedi.”

Murat “Ne dersen de. Dünya sıcaklıktan bir daha kurtulamaz. Ve her geçen sene dünyanın sonu yaklaşıyor. Şu diğer zengin ülkeler gibi vatandaşımızda dünya yörüngesindeki uzay şehrine çıkmayı hakediyor.”

Cevdet “Ülkemiz de bu imkana sahip. Ama birlik ülkeleri hastalıklı suçlu gibi insanları aralarına seçerek alıyor.”

Murat “Bu ayrıcalıktan biz kolayca yararlanabiliriz. Keşke imkanımız olsa da yörüngeye çıksak. Bu saye de ilk defa uzaya çıkmış ve acınır hale gelen dünyayı tepeden bakma şansına ererdim.”

Cevdet “Ama bir sorunumuz var. Oraya çıkacak kişilerin kilolarına bakıyorlar. Yetmiş kilonun üzerindekileri kabul etmiyorlar. Söyle bakalım. Senin kilon ne kadar. Benim kilom altmış civarları.”

Murat cebinden dijital kimlik kartını çıkartıp baktı. “Benimki altmış dokuz. Tam sınırdayım. Hele şükür dedi ekledi. Kilo fazlası olanların bir hayli spor yapması gerekiyor. Şayet burada kilo verir yörüngeye çıkarım diyorsa bu da işe yaramaz. Yörüngede sıkı denetimler var. Sınırı aşan kiloluları karantina bölgesine götürüyorlar. Yörüngede onları zorlu süreçler bekliyor. Orada iştahı olan yandı.”

Akşama doğru yardım örgütü aracı yeniden geldi. Görevliler koruma giysileri olmadan araçlarından indi. Kırk dereceydi hava sıcaklığı. Rahattılar. Hangarda ki insanları telaş yapmadan araca aldılar.

Cevdet ve Murat araçta pencere kenarındaydılar. İki arkadaş sessiz sakin ilerleyen araçta sorgular gibi görevlilerin hareketlerini takip ediyordu. Bir görevli dijital ekranda verilerle uğraşıyordu. Galiba aracın hızını ayarlıyordu. Ya da aracın içindeki insanları ölüme terk edecekleri yeri hesap ediyorlardı. Murat ve Cevdet bu kanıdaydılar.

Az sonra araç durdu. Yardım görevlisi “İkmal bölgesine geldik. Şimdi aşağı ineceksiniz. Sizleri sağlık taramasından geçireceğiz. Ana merkeze ondan sonra tekrar harekete geçeceğiz.”

Aracın içindeki insanlar aşağıya indi. Araç tekrar hareket edip yolcusuz geldiği yöne doğru uzaklaşıp gitti. İndikleri yerde soğuk bir hangar vardı. Hemen yanında da uzaya yörüngeye çıkabilecek bir hava aracı vardı. Araçtan inen yirmi kişi hangara girmek için hareketlendi. Cevdet ve Murat ise karanlıktan istifade ederek gizlice gözden kayboldu. Hangarın yanında duran uzay aracına bindiler.

Murat elektronik ve dijitalden anladığı için kolayca hava aracını çalıştırıp havalandılar. Dünyanın yörüngesine kısa zamanda çıktılar.

Cevdet aracın veri bankasına girdi. Oradaki yazıları okuyunca dehşetle irkildi. “Bak şunlara bak diye söylendi. İyi ki şüphe etmişiz. Burada yiyecek stokunun azaldığı yazılı. ‘Mecburen bazı insanları ölüme terk edeceğiz’ diyorlar.” Dedi.

Murat “Dünya yörüngesindeki uzay şehrinin veri bankasına gir bakalım. Şehrin hangi bölümü bizim ülkeye ait hangisi diğer ülkelere ait. Yabancı ülke bölümüne gitmemiz şart. Potansiyeliz. Bizi fark ettiler mi hiçbir bölümden içeriye almazlar.”

Cevdet “Bunu iyi düşünmüşsün. Tamam Afrika bölümünü tespit ettim. Oradan kolaylıkla girebiliriz. Kendimizi de mühendis diye tanıtırız. Bir araştırma için acil olarak geldiğimizi, Afrika bölümünün yöneticisi ile görüşeceğimizi söyler, oradan sıvışıp kendi ülkemizin bölümüne geçeriz. Öncelikle kimlik kartlarımızın çiplerine bütün geçiş izinlerini yükleyelim.”

Devasaydı uzay şehri. İçindeki insanlar seçiliydiler ve sağlıklıydılar. Ama aşağıdakiler yeryüzünde çetin bir imtihandan geçiyorlardı. Bu insanların kaderiydi. İnsanoğlu ateşi güneşten yeryüzüne taşımıştı. Prometheus’un ateşiydi bu.

Tuna M. Yaşar

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel! Hayal gücünden amma bence tam da hayal değil; gerçeğin öncü görüntüsü...

Muharrem Soyek 
 09.09.2018 21:51
Cevap :
Hayal olmayan şeyler insanların aklına ancak böyle geliyor. Duyarlı bir dünyada yaşama dileğiyle. Teşekkür ederim efendim.  11.09.2018 20:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 260
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 320
Kayıt tarihi
: 14.09.10
 
 

Orman mühendisiyim. Arkeoloji ve okültizm ilgi alanım. Gezmeyi, kitap okumayı ve müzik dinlemeyi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster