Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '16

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
428
 

Protestan İslami Manifesto

Protestan İslami Manifesto
 

Katolik İslam, Ortodoks İslam ve Protestan İslam Analizleri


Katolik İslam, Ortodoks İslam ve Protestan İslam Analizleri

Bu yazımda Hıristiyan inancının başına gelen bölünmeler ve sosyolojik bölünme süreçlerinin Müslümanların da başına gelişte ki benzeşmelerini ele alırken iki dinin ne kadar da zaman içinde birbirine bezediğine hayret edeceksiniz.

Hz. Muhammed vefat ettikten sonra ümmet içinde kimin lider olacağı ile ilgili çıkabilecek çatışmaların önüne geçmek amacıyla Hz Ömer ani bir refleksle “İçinizden Rasul sağ iken onun önünde namaz kıldırmış ve ikinin ikincisinin önüne geçmek isteyecek kim olabilir?” diyerek zekice bir çıkış yapmıştır. Bu çıkış sayesinde ümmet, lider sorununu Hz Ali’nin lider halife oluşuna kadar ertelemişti. Peki Hz Ebu Bekir’in liderliği Ümmet içinde neden sorun oluşturmamıştı?

Aslında Ümmet’in başına Hz Muhammed, Hz Hatice’den sonra 3. Müslüman olan ve asla Ebu Bekir kadar veya yeteri kadar önemsemediği Hz Zeyd en kıdemli Müslüman olarak neden getirilmedi?

Allah, Ebu Bekir’in adını Kur'an’da zikretmemiştir. O sadece “İkinin ikincisi” olabilme şerefine nail olabilmiştir. Ancak Kur'an’da adı geçen tek Müslüman sahabe olan Zeyd asla Ebu Bekir kadar değer görmemiştir. Hemen kanıtlayalım bu söylediğimi…

2 milyarlık ümmete “3. Müslüman kim dediğimizde alacağınız Sünni dünyanın yanıtı %99,99 oranında Hz Ebu Bekir’dir. Aynı soruyu Şiilere sorsanız onlarda size Hz Ali der. Nasıl?

Görüyorsunuz işte iki mezhebin yere göğe sığdıramadığı her Sünni veya şii cemaatin liderinin kendisini soy veya nesep olarak yasladığı Ebu Bekir ve Ali asla 3. Müslüman değildi. Ne Ebu Bekir ne de Ali asla Zeyd’in topuğuna fedakarlıkta Müslümanlıkta gelemezler. Bunu onun hayatını inceldiğimde ve “Ebu Leheb’in adı neden Kur'an’da yazan tek kafirdir?” sorusunu 25 yıl araştırıp sonunda bulduğumda, Kur'an diyalektiğinde Ebu Leheb’in Zıddı olarak ‘ikinin ikincisi’ Hz Ebu Bekir değil koskocaman Zeyd ve anlatılmayan köpürtülmeyen Zeyd çıkmıştı. Peki neden 3. Müslüman Sahabe Zeyd asla yerini ümmetin nazarında alamadı? Neden asırlar sonra benim bu sorduğum soru asla Müslüman alimler tarafından sorulmamıştı?  O yere göğe sığdırılamayan Buhari bunu neden sorgulamamıştı? Diğer alimler uyuyormuydu?

Hayır….

Uyumuyorlardı…

Bile bile bu yapıldı. Kasıt vardı…

Ebu Bekir ümmet içinde en cömert insandı. Maddi olarak verdikleri kimse vermemişti…

Peki babası Harise geldiğinde ve Rasul’den izin aldığında Zeyd’e hadi gidelim oğlum Rasulden izin aldım dediğinde köle olarak Yemen’den, yurdundan kaçırıldığından ve Mekke’de köle olarak Hz Muhammed’e satıldığından ve O da onu azad ettiğinden beri Anasını görmeyen Zeyd’in “Anasını, kardeşlerini, vatanını, arkadaşlarını, özlediği Yemen’deki her şeyi” hasretten yandığı halde feda ederek babasını Yemen’e yalnız göndermesi ümmetin gözünden neden kaçırıldı?

Cevap basit…

Zeyd fakirdi..

Zeyd köle kökenliydi..

Zeyd Mekkeli Medineli değildi…

Zeyd Haşimi Umeyye, Evs ve Harzeçli değildi…

Üstelik Zeyd’in adının Kur'an’da yazılı ayet olması Ebu Lehebin zıddı olarak Müslüman dünyasının karşısına çıkması Bizansı örnek alan ve Bizansı yaşamak isteyen Emevilerin tekerine taş koyucu etkiye sahipti.

Öyleyse alimler “Neden Ebu Lehebin adı Kur'an'da yazmakta neden onun karşısına İkinin ikincisi değilde ZEYD adı büyük harflerle ayet oldu?” sorusunun üzeri örtülmeliydi.

Oysa Zeyd ortaya çıkmazsa Ebu Bekirci Sünniler ve Alici Şiiler birbirini yiyecekti. Yediler de…

Neyse konumuz aslında bu da değildi ama bu başlangıç önemliydi bazı şeyleri görmek ve anlamak için…

Dönelim Hıristiyanlığa şimdi…

Hz İsa sağ iken ona inanlar içinde en büyük hainliği Judas yapmadı. Aziz(!) Peter yaptı. Çünkü o Hz İsa’yı Allah'ın oğlu ilan eden ilk havaridir. Kendisi aslında Geleneğin ve Roma’nın ajanıdır. Bugün Türkiye’de herkes ağzına Pavlos’u pelesenk etmiştir. Oysa Pavlos sadece Petrus’un devamı idi. İnsanlar Pavlosu önde görmelerinin nedeni onun mektuplarının İncil’in içine Allah’ın sözü gibi sokulması ve geleneksel Hıristiyanlığı kurmasından dolayıdır. İşte bu Pavlos Petrustan sonra Hıristiyanlığın geleneksel Hıristiyanlığın kurucusudur. Eğer bir fikir versin dersek İslamın Petrus’u Ebu Hureyre, Pavlos’u da kesinlikle Buhari’dir. Dünyayı öküzün başına koyan Ebu Hureyre onun naklettiği saçma sapan hadisleri düzelten de Hz Ayşe Annemizdi. Ebu Hureyre naklettiği ve yanlış anladığı hadisler yüzünden Hz Ömer’den dayak bile yediği nakledilmiştir. Eğer Hz Ayşe annemiz Allah Rasulü ile genç yaşta evlenmemiş olsaydı Ebu Hureyre’nin yıkımı daha büyük olacaktı İslamda. Zira Hz Ayşe Annemiz onun yanlış anladığı hadisleri düzeltmiştir.

Abdullah b. Ömer dışında ashaptan hiçbiri benim kadar Peygamber’den hadis nakletmemiştir. Abdullah hadisleri yazardı ama ben yazmazdım.” ( Kaynak: İbn-i Hacer, Fethu’l-Bari, c. 2, s. 167; (O şöyle der Ebu Hureyre’nin hadis yazmadığı ve Kur’an hafızı olmadığı ispatlanmıştır.)

Ebu Hureyre’nin hadislerinin çokluğu Ömer’i kuşkulandırdı bu yüzden onu kırbaçlayarak şöyle dedi: “Sen çok hadis naklediyorsun korkarım Peygamber’e yalan isnat edersin.” Sonra hadisi nakletmeği bırakmadığı takdirde onu kendi ülkesine sürgün etmekle tehdit etti. (Kaynak: Sahih-i Buhari c. 2 Kitabu bedu’l-halk s. 171; Muslim b. Haccac Neyşaburi, Sahih-i Muslim, c. 1 s. 34; İbn-i Ebi’l-Hadid, Şerh-i Nehcu’l-Belağa, s. 360; Siyeru a’lamu’n-Nubela, c. 2 s. 433-434; Mutakki Hindi, Kenzu’l-Ummal, c. 5 s. 239 H. 4857, İmam Ebu Ca’fer İskafi, Şerh-i Nehci’n nakline göre, c. 1 s. 360)

Bu yüzden Ebu Hüreyre’nin hadislerinin çoğu Ömer’in vefatından sonraki dönemde gerçekleşmiştir. Çünkü Ömer’den sonra artık kimseden korkmuyordu.( Kaynak: Mahmut Ebu Reyye, Azva’un ala’sünneti’l-Muhammediye s. 201)

Dineveri ve İbn-i Kesir İbn-i Seid’den şöyle naklederler: “Allah’tan korkun ve hadis nakletmeyin. Çünkü ben Ebu Hureyre’nin yanında oturmuştum, o bir hadis Peygamber’den ve bir rivayet de Ka’bu’l-Ahbar’dan nakletti ve sonra şöyle dedi: Ben Ka’bu’l-Ahbar’ın sözlerini Peygamber’e ve Peygamber’in sözlerini de Ka’bu’l-Ahbar’a isnat ediyorum.(İbn-i Kesir, El-Bidaye ven-Nihaye c. 8 s. 109; İbn-i Kuteybe Dineveri, Te’vilu Muhtelefi’l-Hadis s. 48 ve 50 )

İşte size Buhari ve diğerlerinde de var olan kaynaklardan Ebu Hureyre’nin durumu. Bu ve bunun gibilerinin naklettiği hadislere asla güvenemeyiz. Din algısı Hadislerin sahih olmayanlarının ve hatta Kur'an’a ve ilkelerine aykırı olmalarına rağmen algı yönetiminde olmaları İSLAM İNANCINI TEVHİTTEN ve EMEĞİN TEVHİDİN PARÇASI olmasından koparacak boyutlara ulaşmıştır.

Bu türlü bir gidişat İslam anlayışını önce Ortodokslaştırmış, sonra Katolikleşmeler görülmüştür.

Ortodoks İslam:

Otodoks İslam kesinlikle Emeviye döneminde başlamıştır. İnancın sultanlaşması ve sulta ve sultacılığa izin veren hadislerin uydurulması Emeviye din anlayışının temelini oluşturur. İmam Azam Ebu hanifenin gerçek görüşleri dışından kalan diğer tüm Sünni Mezhepler ŞAFİ, HANBELİ ve MALİKİ Ortodoks Hıristiyanlığının Müslüman versiyonudur. Hadisleri Kur'an’ın önünde gören ve bunu Usulü din sanan ve milyonlarca kendisini en doğru sanan Ortodoks Müslüman vardır.

Katolik İslam:

Katolik İslam çeşidine Şii Mezheplerini ve Şeyhinden Tövbe alan ve Allah'ın Affına mazhar olmak için Fatiha’nın “İyyake Na Budu ve İyyake Nastain” ilkesini çiğneyerek dergâhlara giden türbe türbe gezip ölülerden bir şeyler isteyenler onları dualarının kabulüne vesile adı altında ARACI kılanlar Katolik İslamcılardır.

Protestan İslam:

Almanya’da Martin Luther Katolik Hıristiyanlığa karşı savaş açarak onlara karşı reform ilan etti. Yıllar süren mücadeleler sonunda İncil’e dönüş yaşandı. Haç’ın üzerinden Hz İsa kaldırıldı. Onun putlaştırılarak tapılması engellendi. Ne var ki dönülen İncil’de malzeme fazla değildi ve gelenekselden kurtulsalar da yönelinilen kitap beklenen sosyal psikolojik ve örgütsel yapılanmaları sağlayacak kadar çelişkisiz ilkeleri taşıyacak durumda değildi. Müslüman dünyada se Protestan İslam anlayışı gelenekselcilere karşı bir reddiye ve duruş olarak özellikle de geçen yüzyılın başındaki Hıristiyan dünya karşısındaki ağır yenilgilerin yüzünden yaşanan yüzleşmeler sonucu ortaya çıkmaya başladı. Yarısı Ortodoks yarısı Protestan İslami Manifesto olarak Risale-i Nurlar ilk defa unutulan akla kapı araladı. İçlerinde bazı mantık ve Kuranla uyumsuz görüşler bulunsa da Risaleler kesinlikle özellikle Türkiye’de bu konuda reform yapılmasının önünü açtı. Aslında bu dinde reform değil din anlayışında bir reformdu. Nasıl ki Martin Luther İncili Almanca'ya çevirerek büyük bir devrim yaptıysa, Türkiye’de bu devrimi kesinlikle Atatürk yapmıştır çünkü o ilk defa Kur'an’ın Türkçe Mealinin yazılmasını istemiştir. Jakoben olmadıkça Laiklik aslında Din anlayışının kendisini geliştirmesine olanak tanır. Dinlere ve görüşlere eşit mesafede olmayan devletlerde Din ve Mezhep savaşları büyük risk taşır ve en sonunda kesinlikle kaçınılmazdır. Bu inkâr edilemeyecek olan bir gerçektir. Kur'an’ın ve İslam’ın kendine has bir Laiklik ve Demokrasi anlayışı vardır. Kafirun Suresi Kur'an’ın laiklik anlayışının sınırlarını çizer. Hz Muhammed’in Medine Vesikası ve Hudeybiye antlaşması İslami Demokrasi ve İslami Laiklik antlaşmalarıdır çünkü Hz Muhammed antlaşma metinlerinde Allah Resulü diye yazmaz Abdullah’ın oğlu diye yazar.

Eğer tepeden inmeci olmayan laiklik Türkiye’de dengeleyici olmasa Cemaatler birbirine girer. Herkes herkesi şu anda kâfir, melun, ajan ilan ediyor ve oluşacak bir boşluk cemaatler arası savaşı kapısını açar.

Şu anda Kur'an merkezli ve geleneksel İslamcı çizgiyi protesto eden ve öze dönmeci İslami Protestan bakış ilerde daha fazla taraftar toplayacaktır. Zira bu bakış düşünme ve düşünce üretebilmekte ve İLKELERLE KUR'AN’a yaklaşmaktadır. Kur'an’ın ilkeleri olan Adalet, Ahlak, Sorumluluk ve Vicdanilik evrensel olarak değerlerle eşleşir. Bu sayede Kur'an kendisini merkeze koyabilekte ve modern çağın sorunlarına düşünsel tavaf da yapılırsa, algoritmik bir cevap olabilme niteliğine erişebilmektedir…

Müslüman İllüminati” ve “Kabe’nin Hayat Şifreleri” adlı eserlerimi kesinlikle okumanızı tavsiye ederim…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ayhan Bey İslamın geçirdiği evreleri ve bugünkü durumunu irdeleyen güzel bir yazı idi. Teşekkürler. Ben, İslamın farklı algılanış ve uygulanışını açıklayan terimlerin Hıristiyanlıktan uyarlanan '' Katolik İslam ve Protestan İslam '' gibi terimlerin yerine bugünkü geldiği son durumu ifadede '' Geleneksel İslam ve Kur'an İslamı ( veya Kur'an'daki İslam ) '' şeklinde ifade edilmesinin daha yerinde olacağını düşünüyorum. En önemlisi de Kur'an'da yasaklanan dinde bölünmeyi ve dejenereyi getiren tarikatlar çok sistemli bir çalışma yaparken, her biri bir inanış uğruna birliktelikte kenetlenmeyi gerçekleştirirken biz gerçek İslamın temsilcileri '' Kur'an İslamcıları '' neden dağınık bir görüntü veriyor ve bir dernek gibi bir oluşumla bir araya gelerek, sistemli bir çalışma sergilemiyoruz ? Selam ve saygılarımla...

SÜLEYMAN SIRRI 
 25.02.2016 13:07
Cevap :
Değerli yorumunuz ve görüş eleştirileriniz için teşekkür ederim... Saygılar  26.02.2016 20:45
 

Ayhan bey, Zeyd yerine Ebu Bekir'in halife seçilmesini nasıl bu kadar farklı anlamlandırdınız hayret ediyorum..Halifeliğin Müslüman olma sırasıyla ne alakası var?Elbette, toplumu kucaklayacak ve çoğunun kabullenebileceği kişi lider olur; bu Hz.Zeyd'in değereni azaltmaz, onun değeri başka açıdandır.İslamı mutlaka Hristiyanlıkla benzetmeye çalışınca böyle absürtlük ortaya çıkmış..Ayrıca,mezhep savaşları Hristiyanlarda olmuştur ama asıl savaşlar I.ve II.Dünya Savaşlarındadır, bunlar da mezhep savaşı mıydı?..Ayrıca,bütün bir Selçuklu ve Osmanlı tecrübesi olan bir devletin ahfadı olarak tüm huzuru laikliğe bağlamanız da acaip olmuş..O zaman onlar da laik miydi?..İşi Bediüzzaman'a bağlamışsınız ama bakın onun izinden gittiğini iddia edenler de Paralel devlet peşinde koşarak büyük fitneye sebep oldular..Ve hadisler konusunda sorun olsa bile, sizin bakış açınızdan zaten Kuranda da sorun var...Bugün bölgemizde yaşananlarda emperyalist etkiyi görmeden mezhep savaşı demek de ayrıca sorunlu.Selam

ali açıköz 
 25.02.2016 11:57
Cevap :
Değerli Ali Bey. Sizin kadar değerli yorumunuz için öncelikle teşekkür ederim. Ancak ben bu yorumunuzdan dolayı yeterince anlaşılabildiğime inanmıyorum. Dolayısıyla iyice anlaşıldığıma inanmadığım içinde herhangi bir cevap yazmamında gereksiz bir tartışma olacağına inanıyorum. En derin sevgi ve saygılarımla...  26.02.2016 1:07
 

Bundan kurtulmanın yolu, dinin özüne yönelmedir, belki başlangıç noktamız da Kuran-ı Kerim’de açık bir şekilde anlatılan Hz. İbrahim’in, toplumunun dini algılarına sırtını çevirip doğrudan dinin özüne yönelmesine benzer olabilir ancak. Bunda da herhangi bir ekonomik kaygı düşünülmemelidir; çünkü Batı’daki Protestan hareketi, Kapitalizm’i doğuran ve geliştiren bir hareket olmuştur aynı zamanda. Bu anlamda yaşadığımız süreç, Yakınçağ’da inşa edilen zaman ve onun ürettiği Kapitalizm’in ‘cennetten kovulma sahnesine’ benziyor, ya da pek çok yazımda böylesi bir tanımlama içinde oldum. Son olarak ilgi duyarsanız üç yazımı önermek isterim. İlki 23 Aralık 2014 tarihli “Yolsuzluk nedir, hırsız kime denir?”, ikincisi 3 Şubat 2015 tarihli “Kültürün savaşında ‘din’ ne diyebilir ki ‘ahlak’ dibe vurmuşsa…”, üçüncüsü de 20 Nisan 2015 tarihli “Peygamberimiz Hz. Muhammed örnek bir uygulayıcıydı…” başlığını taşımaktadır. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

Rıza Üsküdar 
 25.02.2016 11:41
Cevap :
Yazıarınız ve emeğiniz için var olun. Bir müslüman olarak demek istediğim şey merkeze Kuran alınsa bile eğer Kuran'a yaklaşımda sorunlarımı vara zamanla bizlerde Kuran'ın kendi evrensel gerçekliğini oluşturmada en büyük engelleri oluşturma tehlikemizdir. Zira Kuran'a onun içindeki en büyük ilke olan ADALET ve AHLAKİLİK olmadan Kuran'ın evrenselliği de onun çağımıza taşınmasıda gerçekleşemez. Yorumlarınız için teşekkür ederim. Saygılarımla  26.02.2016 1:17
 

İkincisi, yazınızın sonunda dile getirdiğiniz Protestan İslam bakışına, eğer dinin özüne yönelme biçiminde değilse ki, Avrupa’da ne yazık ki dinin özüne yönelme biçiminden çok, Yeniçağ başlarında ortaya çıkan ekonomik dönüşümün bir uzantısı olarak Papalık ve kilise elinde toplanan toplumsal kuşatmanın bir nevi el değiştirmesine zemin hazırlamıştır. Laikliğin çıkış noktası da burasıdır zaten. Ama zaman içinde İlahi dinlerin kültür dinine, mezheplerin de birer alt kültür biçiminde oluştuğu açık. Bu anlamda Laiklik’te bir toplumsal alt kültüre dönüşmüştür zamanla. Dahası Laikliğin beşiği Batı ülkelerinin işgal ettikleri Ortadoğu coğrafyalarına bölge halklarının genel ekseriyet unuttukları mezhepleri hatırlatmaları da gösteriyor ki, “Medeniyetler Çatışması” Batı’nın, insanlığın kültürel kodları üzerinden geliştirdiği bir tufana benzemektedir.

Rıza Üsküdar 
 25.02.2016 11:39
Cevap :
Benim burada ki Protestan İslami görüşüm Dinin özüne dönme çabasını ele almakta ve bu çabaya karşılık önüne dikilen Katolik ve Ortodoks İslamların kalın bir geleneksellik içinde duvar örmesidir ki bu duvarın her bir tanesi sahih olmayan hadislerden ve ilahlaşmış alimlerin sözden tuğlalarıyla örülmüştür.   26.02.2016 1:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 722
Toplam yorum
: 418
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 3610
Kayıt tarihi
: 23.01.09
 
 

A.Ü İktisat Fakültesi mezunuyum, daha önce Kazakistan ve Hollanda'da eğitmenlik ve tercümanlık iş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster