Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Nisan '10

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
1238
 

Psikologların işkenceye katılımı ve TMK mağduru çocuklar

Psikologların işkenceye katılımı ve TMK mağduru çocuklar
 

www.milliyet.com.tr/2009/01/15/ege/


2006 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ile, medyada “taş atan çocuklar” olarak yansıyan “kanunla ihtilaflı çocuklar”, ülkemizde çocuk haklarına, anayasaya ve imzalanmış tüm uluslar arası protokollere aykırı olarak tutuklanmakta ve ağır cezalar almaktadırlar.

Toplumsal olaylarda gözaltına alınan çocukların, yaşlarından büyük ceza istemi ile yargılandıkları, tutuklandıkları ve mahkûm edildikleri yetmiyormuş gibi, bir de tutuldukları cezaevlerinde işkence ve kötü muamelelere maruz kalmaktadırlar.

Psikologların Katıldığı Bir İşkence Türü Olarak Psikolojik İşkence:

Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın 2009 yılı raporunda, cezaevine gelen bir psikologun TMK mağduru bir çocuğa <ı>“siz teröristsiniz” demesi ile ortaya çıkan bir iddia, başta TMK mağduru çocuklar olmak üzere, diğer siyasi suçlardan dolayı gözaltına alınan ya da hüküm giyenlere karşı, psikologların davranışlarını sorgulamaları konusunda bir gereklilik doğurmuştur.

Ülkemizde hazırlanan ve 2000 yılında bizim de imzalamış olduğumuz uluslararası belge niteliğindeki İstanbul Protokolü <ı>(İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi), işkenceyi şöyle tanımlamaktadır:

“<ı>Bir kişiden veya üçüncü bir şahıstan bilgi almak, itiraf etmesini sağlamak, işlediği veya işlediğinden şüphelenilen herhangi bir eylemden dolayı cezalandırmak, her tür ayırımcılıktan kaynaklanan herhangi bir nedenle, söz konusu kişiyi veya üçüncü bir şahsı korkutmak veya zorlamak amacıyla kamu görevlisi veya resmi görevli olarak hareket eden herhangi bir şahsın rızası, emri veya göz yummasıyla, söz konusu kişiye acı vermek veya canını yakmak kastıyla yapılan zihinsel ve/veya fiziksel herhangi bir hareket işkencedir”

İşkencenin temel amacı “mağdurun kişiliğini parçalamak” olduğundan, fiziksel işkence kadar “sözel taciz/hakaret, aşağılayıcı davranışlarda bulunma” da işkence olarak kabul edilir.

Bir insan hakları ihlali olan sözel şiddetin; devleti temsil eden bir kamu görevlisi sıfatıyla psikologlar tarafından uygulanması; psikolojinin temel etik ilkelerinden biri olan “yansızlık” ilkesini hiçe sayan mesleki bir ihlale dönüşmektedir. Mağdurun kimliği, işkencenin etkilerinin yaşantılanmasında oldukça etkili olduğundan, belli bir fena muamele türünün, çocuklar üzerindeki etkisinin aynı muameleyi gören yetişkin üzerindeki etkisinden daha fazla olacağı da açıktır.

Psikologlar, işkencenin katılımcıları olmasın!

Bu nedenle, Psikologlar:

1. İşkence uygulayamaz. Siyasi otoritenin mağduru baskı altına almasını sağlayacak, işkenceye sebebiyet verecek her türlü tutum ve davranışa destek ve aracı olmaktan kaçınmalıdır.

2. İşkenceye göz yumamaz, işkenceye tanık olduğunda ihbar etmek zorundadır. Psikolog, insan hakları ihlallerinin her şeklinde, insana yönelik her türlü zararın önlenmesi yükümlülüğü olan bir meslek grubunun bireyi olma duyarlılığına ve sorumluluğuna sahip olmalıdır.

3. Bağımsız olmalıdır. Psikologların her türden siyasi görüşün her unsuruna eşit uzaklıkta kalabilmesi için, cezaevlerinde mutlaka yönetimden bağımsız bir yapılanma içinde görev yapmaları zorunludur.

4. Ayrımcılık yapamaz. Psikologların, özgür ve bağımsız mesleki yargılarını koruyabilmeleri için, kendi siyasi görüşlerinin yargılarını etkilemelerine izin vermemeleri ve tarafsızlık ilkesini korumaları gerekmektedir. Bununla beraber, “çocuk, kadın, yaşlı, engelli, şiddet ve işkence mağduru olma" gibi durumlarda pozitif ayrımcılığı ön plana alır. Özellikle konu çocuk ve çocuğun hakları olduğunda bu hassasiyet çocuğa zarar vermeme, çocuğu istismar etmeme ve istismarına göz yummama şeklinde kendini iki kat önemle göstermelidir.

Eda Erdener

cesaretin evi bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Edacım. Bazı noktalara dikkat çekmek istedim. En son ceza yasasını çıkaran ve savunan akademisyen, hukukçu ve STKlar, bugün anayasa değişikliğini savunanlardır. Aynen kırgızistanda lale devriminin arkasındaki kadının bugün yeniden ayaklanma çıkarması ve başa geçmesi gibi. Sorunlar olmadığını söylemiyorum dikkat edersen. Bugün eşcinsellik konusunda çatışan ancak bu noktaya kadar (demokrasi, insanh akları vb .konularda) birçok konuda yan yanaydılar. Bu STKların maddi desteği aynı kanaldan geliyor. Yani amaç sorun çıkaracak düzenlemeler yaptırıp sonra bunlara karşı çıkıp ayrılıkçılık yaratmaktır. Türkiye fikir ayrılıklarıyla parçalanmaktadır. Açık toplum vakfı ve george soros konularını araştırdığımızda bu gerçekleri görebiliriz.

Özgün Ergin 
 12.04.2010 18:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1977
Kayıt tarihi
: 22.02.10
 
 

Klinik Psikolog Eda Erdener, 1998 yılı İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü Lisans, 2002 yılı İ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster