Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Eylül '19

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
21
 

Psikolojide Kirpi İkilemi

Hayatınızda bir kere bile ''Ne senle oluyor, ne sensiz'' cümlesini kurmuşsanız, size çok anlamlı gelecek bir psikolojik kavramdan bahsedeceğim. Kirpi İkilemi. Kirpi ikilemi insanların ilişkilerindeki sınırlarının çizilmesi ve korunması konusundaki zorluklarla ilgili psikolojik bir metafordur. Soğuk bir kış sabahı çok sayıda kirpi, donmamak için bir hayli yaklaştı ve birbirlerine sokularak bir sıcaklık oluşturup ısınmaya çalıştılar. Az sonra oklarının farkına vardılar ve ayrıldılar. Çünkü oklar birbirlerine yaklaştıkça birbirlerinin vücuduna batarak acı vermeye başladı. Acı başlayınca birbirlerinden uzaklaştılar. Birbirlerinden uzaklaşınca bu sefer tekrar üşümeye başladılar. Üşüyünce birbirlerine tekrar yaklaştılar. Oklar rahatsız edince yine uzaklaştılar. Bu ikilem bir döngü halinde devam etti. Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip gelerek yaşadıkları ikilem, aralarındaki uzaklık, her iki acıyı da tahammül edebildikleri bir noktaya ulaşıncaya kadar sürdü.

İnsanları bir araya getiren iç dünyalarının boşluğu ve tek düzeliğidir. Ters gelen özellikler, tahammül edemedikleri hatalar, sevmedikleri davranışlar, duymak istemedikleri sözler, kabullenmek istemedikleri gerçekler onları birbirinden uzaklaştırır. Sonunda bir arada var olabilecekleri, nezaket ve görgünün belirlediği herkesin kendi sınırlarının olduğu, belirli bir noktaya kadar hataların ve yanlışlıkların maruz görüldüğü yada anlayışla karşılandığı bir ortak noktada buluşurlar. Bu noktada, çevrenin sıcaklığını hissetme arzusu kısmen karşılanır ama, buna karşın okların acısı hissedilmez. Kendi iç sıcaklığı çok yüksek olanlar ise ne sıkıntı vermek ne de çekmek için topluluklardan uzak durmayı tercih ederler.

Az önce okuduğunuz bölüm alman Flozof Arthur Schopenhauer'in 1851 yılında yayınladığı ''Parerga ve Paralipomena'' Kısa Felsefi Denemeler adlı eserinin ünlü 396. bölümünün bir kısmıdır. Schopenhauer bu bölümde kirpilerin soğukta kaldığı bir anda karşılaştıkları ikilemi anlatmaktadır. Schopenhauer'in yazdığı bu bölümün bir kısmı, daha sonra Sigmund Freud'un 1921 yayınladığı Grup Psikolojisi ve Ego'nun Analizi'' adlı eserinde dipnot olarak yer bulur.

Freud ana-oğul dışında tüm insan ve grup ilişkilerinde gözlenen çatışmayı açıklamaya çalışırken Schopenhauer'in ünlü donan kirpi benzetmesindeki gibi, hiç kimse komşusuna fazla yaklaşmaya katlanamaz der. Hem Schopenhauer'in hem de Freud'un kullandığı bu kavram, insan ilişkilerini konu eden önemli bir ikilem haline geldi. İkileme göre ne kadar iyi niyetli olursanız olun biriyle fazla yakınlaşır, fazla içli dışlı olur, fazla samimileşirseniz, istemeden de olsa kişiyle çatışmaya ve birbirinize zarar vermeye başlarsınız. Oysa ki asla geçmemeniz gereken bir çizgi vardır ve o çizgiyi geçmeniz, ilişkinin hasar almasına ve temellerinde yavaş yavaş çatlaklar oluşmasına neden olur. Yani şunu söyleyebiliriz. Bir insan ona gösterilen samimiyetten ve iyi niyetten cesaret bulup haddini aşmamalıdır. Kendisini ilgilendirmeyen şeylere burnunu sokmamalı ve arada bir sınırı olan bir mesafe bırakmalıdır.

Bu durumu bir ilişkinin başında her şey güllük gülistanlık iken, sonradan tahammülsüzlüğün ve sert kavgaların baş göstermesinden anlayabilirsiniz. Kirpi ikilemi bu nedenle, insanların sadece aşk hayatlarında değil, tüm ilişki türlerinde arada yeteri kadar mesafe bırakmaları gerektiğini, kişisel alana saygı gösterilmesinin önemini savunur. Bunun yanı sıra insanlarla aradaki mesafeyi çok açmanın da donmaya, yani yalnızlığa neden olacağını söyler. Fakat burada en önemli konu bu mesafenin sınırıdır.

Konu üzerinde geniş çaplı bir araştırma bile yapılmış. Florida Bölge Üniversitesi'nden Jon Maner ve ekibi tarafından yürütülen 6 deneyde insanların sosyal anlamda reddedilmeye verdikleri tepkiler incelenmiş. İçe dönük insanların bu durum sonrasında daha içlerine kapandığı ve insanlardan uzaklaştığı, diğer insanlarınsa kabul edilme arzusuyla yeni insanlara daha fazla yakınlaşmaya çalıştığı tespit edilmiş. Özetle bir insanı ne kadar severseniz sevin, kendinize ne kadar yakın hissederseniz hissedin, ne kadar güvenirseniz güvenin bir miktar mesafeyi her zaman korumayı başarmanız gerekiyor. Bunu başaramayınca ''İlişki çok yorucu'', ''ilişkiler neden bu kadar karmaşık olmak zorunda'' gibi cümleler kuruyoruz. Uzaklaştığımızda, yani ayrıldığımızda ise, dikenlerden artık etkilenmiyor olsak da o sıcaklığı ve yakın olma hissini arıyoruz, özlüyoruz. Sonunda tekrar birleşiyoruz.

Bu döngüye, dikenlerin acısının, sıcaklığa değip değmeyeceğine karar verene kadar devam ediyoruz. Eğer değiyorsa uzun yıllar beraber olup acıya katlanıyoruz, değmiyorsa yeni yollar ayırıyoruz. Kimisi de uygun bir mesafede durarak hem can yakmamayı, hem de uzak kalmamayı başarıyor.

Toplum da tam olarak böyle. İnsanlarla gerek sosyal medyada, gerekse de dışarıda gerekse sosyal hayatta ve iş hayatında ne kadar içli dışlı olursanız, bir süre sonra insanların dikenlerini de o kadar fazla hissetmeye başlıyorsunuz. O dikenlerin acısını yani size verdiği zararları hissetmeye başlıyorsunuz. Normal şartlarda size söylemeyecekleri şeyleri, yapamayacakları şeyleri yakınlık ve samimiyet adları altında rahat rahat söyleyebiliyorlar ve yapabiliyorlar. Bundan sakınıp mesafeyi çok açınca da, toplumdan dışlanmış ve soyutlanmış halde, yapayalnız buluyorsunuz kendinizi. Sözün özü, tüm olay doğru mesafeyi bırakmakta, doğru sınırı çizmekte bitiyor. Ve bu sınırın doğru bir şekilde tespit edilip doğru bir şekilde korunmasında. Peki siz bunu ne derecede başarabiliyorsunuz?

Sonuç olarak kirpi ikilemi bireylerin sosyal yaşamda ve ya toplum içi yaşamda birbirleri ile ilişkilerinde kişisel sınırların çizilmesi ve sınırların korunmasının önemini açıklar niteliktedir. Sadece aşk ilişkilerinde değil tüm insanlarla kurulan ilişkilerde geçerlidir. Bu ikileme göre tüm iyi niyete rağmen, kişiler arasındaki ölçüsünden fazla yakınlık karşılıklı olarak kişiler birbirine hasar vermeden gerçekleşmemektedir. Bu hasarın sonucunda kişiler evhamlı davranmakta ve ilişkilerini zayıflatmaktadır. En son olarak bir insanı ne kadar çok seversek sevelim, ilişkilerimize zarar vermemek için onunla aramızda belli bir mesafe olmalı ve onun kişisel alanında rahatça hareket etmesine izin vermeliyiz.

Her zaman insanlarla münasebetin ateşle münasebetin gibi olsun, çok uzaklaşma donarsın, çok yakınlaşma yanarsın. Ve insanlarla aranıza, hayatınıza burunlarını sokamayacakları kadar mesafeler bırakın. Nerede susması, nerede konuşması ve nerede durması gerektiğini bilmeyen insanlarla çevriliyse dünyanız, ya sınırlarınıza sahip çıkın, ya da sinirlerinize. Çünkü bu insanlar her ikisini de zorlamaya bayılırlar. Onun için insanlarla aranıza öyle mesafeler koyun ki, nerede susması, nerede konuşması ve nerede durması gerektiğini bilsinler. Ve bazı insanlarla kaliteli iletişim kurmanın tek yolu araya mesafe koymaktan geçer. Ve mesafe iyidir. Ne haddini aşan olur. Ne de canını sıkan.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 17
Kayıt tarihi
: 09.09.19
 
 

1980 İstanbul doğumluyum. Lise mezunuyum. Güvenlik görevlisi olarak çalışiıyorum. Spor yapmak, ki..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster