Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1073
 

Psikopat ruhlu bir örgütten kurtulmanın yolu

Psikopat ruhlu bir örgütten kurtulmanın yolu
 

Yeşilçam filmlerinden ya da korku içerikli Hollywood filmlerinden hatırladığım bir senaryo var;

Psikopat ruhlu bir adamın eline esir düşmüşsünüzdür. Zaman zaman normal insan görünümüne giren, zaman zaman ise ruhunun derinliklerindeki katilin ortaya çıkmasına engel olamayan psikopatla aynı ortamı paylaştığınız sahne silsilesi yaşarsınız. Psikopat ruhlu adamın derdi, sizin onunla yaşamaktan duyduğunuz memnuniyeti hissetmektir. Oysa siz ilk fırsatta kaçmayı planlarsınız. Kaçmak için en iyi yol, psikopat ruhlu adamın size güven duymasını sağlamak, kaçmak için gerekli esnek zamanı ve ortamı yaratmaktır. Belirli bir süre güven yaratmak için samimi bir görüntü çizersiniz. Yavaş yavaş güvenin olgunlaşıp, ortamın uygun hale geldiğini düşündüğünüz ilk anda kaçmaya teşebbüs edersiniz.

Tam kurtulmak için önemli bir eşiği aştığınızı düşündüğünüz anda psikopat ruhlu adam tam karşınızda biter. Ya kayığın/arabanın benzinini sizin kaçacağınızı düşündüğü için boşaltmıştır ya da önünüze tahmin etmediğiniz bir başka bir engel çıkarmıştır. Başarısız olduğunuzu hissettiğiniz o anda, psikopat ruhlu adam, kendisine duyduğu güveni sırtında taşırcasına başı hafifçe önde, tüm haşmetiyle karşınıza dikilir. Kabus geri dönmüştür.

Son altı ayda geçirdiğimiz, kısmen sessiz sakin ve ölümlerin yok seviyesine indiği dönemin ardından, yaşanan terör faciasının bende yarattığı etkilerden birisi bu olmuştu.

Derdimiz PKK’dan kurtulmaktı (*). Yavaş yavaş sakinleşmeye, normal yaşama adapte olmaya gayret ediyorduk. Amaç zamanının ağır ağır onu kendiliğinden yok etmesiydi.

İki gün önce Radikal’in Genel Yayın Yönetmeninin köşe yazısında değindiği bir istatistik vardı. Bu yılın başından itibaren Kandil’den kaçıp teslim olan ve TCK’daki etkin pişmanlık maddesinden yararlanan teröristlerin sayısı 300’ü bulmuştu. Bunların önemli kısmını ise yaz aylarından beri gelip teslim olanlar oluşturuyordu. Yani, şiddetin olmadığı, sesiz ve sakin ortamlar şiddet örgütlerinin dağılmasına neden oluyordu. Şiddet örgütlerinin ayakta kalabilmelerinin yolu, aşırı bir disiplin ortamı içinde, korkuyu hâkim kılmak ve sürekli hareket halinde kalarak elemanlarının motivasyonunu yüksek tutmaktır. Yüksek motivasyon, aklı kullanmanın, kuşkunun, tereddütün, kafa karışıklığının, alternatif üretmenin, “acaba?” demenin önüne geçmek için en iyi yoludur. Hareketsiz duran ve barış girişimleri ile kafası karışan elemanları bir arada tutmak, bu tip örgütler için hep zor olmuştur.

Dikkat ederseniz son dönemde, gerek Öcalan’dan, gerek PKK ve DTP çevrelerinden açılıma dair gelen eleştirinin en baş söylemi, “amaç açılım değil, PKK’nın tasfiyesidir” söylemi. Bunda garipsenecek bir şey yok. Elbette ki açılım sürecinin hedefi PKK’nın tasfiyesi. Yani Kürtlerin şiddet yapılarına ihtiyaç duymadan kendilerini ifade edebilmelerinin önünü açmak. Bu noktada PKK’nın varlığının devam edeceği bir açılım zaten söz konusu olamaz. Buradan da anlıyoruz ki, son eylem psikopat ruhlu adamın, bizim ondan kurtulmak istediğimizi anlayıp, son dakikada önlem almasının eseri.

Şiddeti yeniden ısıtmak ve kendi varlığını bu yolla devam ettirmek istiyor. En büyük beklentisi de karşıdan benzer bir şekilde cevap almak. DTP’nin kapatılması ve Meclisi terk etme kararı almaları onlar adına memnuniyet verici bir gelişme olsa gerek. Bu olaylardan sonra, terör örgütünden kaçıp etkin pişmanlıktan faydalanmak isteyecek kişinin ne düşüneceğini tahmin edersiniz; “DTP bile kapatıldığına göre, beni ne şartlarda kabul edeceklerini bilemem. Türkiye hala Kürtlere tahammül edilemeyen bir ülke”

Şiddetin yeniden tırmandığı bir ortamın kime hizmet edeceği ortada. Bu nedenle bu ülkede barışın şartlarının zorlanması, tahammül sınırlarının genişletilmesi ve hoşgörünün derinleştirilmesi, teröre vurulacak en büyük darbe olur. Bu nedenle teröre karşı güvenlik önlemlerine devam etmekle birlikte, genel politika ve uygulamalarda özgürlüklerin tesis edilmesinden, tercihlere ve kimliklere saygıyı esas alan politikalardan vazgeçmemek gerekiyor. Bu, son dönemde moda olan ifade ile “açılım”ın devam edilmesi anlamına geliyor.

Bu süreç elbette PKK’nın şiddetten vazgeçmesi, kendi kendini fesh etmesine yol açmayacak. Çünkü PKK’nın kendisini var eden amaçtan soyutlanıp, tercih ettiği araca/yönteme mahkûm olduğunu biliyoruz. Şiddete tercih eden her oluşum sonunda, tercih ettiği yöntemin kölesi olur. Ruhu şiddetin kara lekesi ile kirlenir. Örgüt içinde, özellikle orta/üst kademede yer alan kişilerin önemli bir kısmının bu karaktere sahip kişilerden oluştuğunu tahmin etmek zor değil. Örgüt içinden bir kısım, dış baskılar neticesinde tasfiye olmayı kabul etse dahi, PKK içinden dört, beş farklı yapının ve “öz”, “has”, “yeni” PKK’ların çıkması hiç sürpriz olmayacak. Bugün İrlanda’da bile IRA ismini kullanan ve farklı ön adları alan birçok örgüt ün varlığı, bunun en güzel ispatı.

Bu tip örgütlerin, psikopat ruhlu insanlar gibi iki yüzü vardır. Üzerine yükseldiği toplum kesimine yüce amaçlardan, ezilmişlerin haklarından, zalimin zulmünden, yeniden dirilişten bahsederler. Ancak diğer taraftan bu söylemler üzerinden giriştikleri şiddet, ruhlarını köreltir. İlk süreçte amaçla araç arasında bir denge kurmaya çalışırlar. Ancak şiddet süreğeni normal, alışıldık bir hal oldukça, amaç bahaneleşmeye başlar. Araçsa varlık nedenine dönüşür.

Bu nedenle, siyasetin tüm kanallarının açık tutulduğu yöntemlerin tercih edilmesi önemli. Bu nedenle Ufuk Uras’ın Kürt toplumunun siyasi temsilcilerini meclis’te kalmaya davet etmesi son derece anlamlı bir çaba. Psikopat bir ruhun panzehiri, sivil, aklıselim ve normali arzulayan bir ruh halidir.

(*) Yazının bu noktasında ufak bir detay girmek istedim. PKK'dan kurtulmak, esas amaca ulaşmanın adımlarından birisi. Esas amaç barışın, huzurun ve refahın tesis edildiği bir ülkeye ulaşmak. Bu ülkeyi elde etmenin yollarından birisi Kürtlerin de, Türkler gibi birinci sınıf vatandaş olmalarını sağlamak ve kültürel, sosyal, siyasal haklarına ve özgürlüklerine kavuşması. PKK'nın varlığı, bugün barışın ve huzurun önünde en büyük engellerden birisi olduğu gibi (diğer bir engel ise otoriter ve anti-demokratik bir devlet örgütlenmesinin halen varlığını devam ettirmesi), Kürtlerin temel hak ve özgürlükleri için bugün hiçbir anlam ifade etmiyor. PKK bugün bu coğrafyaya şiddetten başka birşey vaat etmiyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba...Dün, Milliyet gazetesinde yayımlanan bir anket, -eğer söyleşi yapılan kişiler bir amaca yönelik kişilerden özellikle seçilmediyse- beni umduğumdan fazla etkiledi...Kürtlerin %90-95 arasındaki bir kısmının(büyük çoğunluğunun) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan mutlu olduğunu söylemesi çok önemli idi...Açılımı yönetenler ve açılım karşıtı olanların bundan ders almaları gerekir diye düşünüyorum. Bu durum, dediğim gibi gerçekse, iş biraz daha kolaylaşır gibime geliyor. Yeter ki, açılım iyi yönetilsin be suyu çıkarılmasın...%5'lik bir PKK ve yandaşlarının da, bu ankete bakmaları gerekir. Selamlar.

cdenizkent 
 17.12.2009 13:47
Cevap :
Sayın cdenizkent, bir kez daha geç yanıt verdiğim için özür dilerim. Bahsettiğiniz anketi ben de gördüm. Açıkcası ben şu ana kadar, "ayrı bir devlet istiyorum" diyen bir Kürtle tanışmadım. Bunu kendi sivil yaşamım için söylüyorum. Yoksa kamuoyu önünde gözüken kimi Kürt siyasetçilerin ya da örgütlerin ayrılıktan taraf olduklarını biliyorum. Bence yaşama esas rengini veren, basit, sıradan, düz vatandaşın kanaatleri. Bırakın ayrılmayı, ben K. Irak'tan gelen kimi Kürtlerin, uygun koşullarda Türkiye'ye katılmayı tercih ettiklerine tanıklık ettim. Yani ortada ayrılıkçılık ya da bölücülük adına bir paranoya üretecek bir gerçeklik yok. PKK'nın bunu istiyor olması bölünme adına bir risk yaratmaz. Ama pis, kirli ve bir türlü kurtulamadığımız bir terör belasını yaratabilir. Çünkü mesele ayrı bir devlet istemekten çok, bu devlet içinde birinci sınıf vatandaş olma isteği ve PKK bu talebi kendi yöntemlerine havale etmekte zorlanmıyor. Çünkü karşıda da bir şiddet politikası hakim, teşekkürler  21.12.2009 12:33
 

Ortadoğu halklarının bir türlü yeni bir lider yetiştirmeyi becerememesidir aslında doğu sorunu da. Milyonlarca insan hala Öcalan'dan medet umuyor. Yok mu acaba Kürtlerin içinden sosyal yaşamda özgürlüklerin artmasını isteyip aynı zamanda terörün çare olmadığını bilen birileri? Bu fikirleri taşıyan insanlar neden bir araya gelip bir oluşum içine girmezler ki! Kürtlerin de kendi içinde bir açılıma ihtiyaçları var nokta koyacak olursam. Saygılar.

Eşit Ağırlık 
 17.12.2009 13:24
Cevap :
Harun Hocam, gücün etkin olduğu ve zorbalaştığı noktalarda, fikir kendisine yayılacak boşluk bulamıyor ne yazık ki. PKK'nın kendi coğrafyasında etkin bir kitle gücü ve bunun üzerinde bir militarist yapısı var. Kendisine tehdit olarak gördüğü her şeyi yok etmekten, her alternatifi ortadan kaldırmaktan çekinmiyor. Bir Kemal Burkay, bir Şerafettin Elçi, Abdülmelih Fırat (rahmetli oldu) gibi daha sivil düşünen, tartışmaya ve uzlaşmaya açık isimler ne yazık ki yeterince seslerini duyuramıyorlar. Bu bir yanıyla coğrafyamızın bir gerçeği, bir yanıyla da yönetme kültürümüzün. Biz Türkler biraz daha sivilleştiğimizi kabul edebiliriz belki ama düşünsenize bizlerde Baykal'ı yıkamıyor ve yıllardır ona katlanmak zorunda kalıyoruz. Ya da askerin siyasete müdahale etmesine yıllardır ses çıkarmıyoruz. Kürtlerin kesinlikle değişmesi gerektiği, daha sivil düşünmenin yollarını bulmaları gerektiği bir gerçek. Ama bir önceki yazımda da belirttiğim gibi beraberinde biz Türkler de değişmeliyiz, teşekkür  21.12.2009 12:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1798
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster