Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Aralık '18

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
73
 

Psikospiritual Kriz Nedir? Ruhsal Gelişim mi ya da Gerileme mi?

Psikospiritual Kriz Nedir? Ruhsal Gelişim mi ya da Gerileme mi?
 

'Çok Boyutlu Şuur', Nodira İbrahim Güçsav, 2001


‘Psikospiritual kriz’ teriminin ortaya çıkması ‘ben-ötesi ben’  yani TRANSPERSONAL psikoloji dalının doğmasıyla bağlantılıdır. 1950-lerde psikoterapistler yeni bir hasta tipi ile karşılaşmaya başladılar. Bu tip toplumda mutluluk getireceğine inanılan tüm olanaklara sahiptir. Bu kişi, toplum standartlarına göre ‘mutlu olduğunu’ bilir, ama yine de terapiye başvurur, çünkü yaşamın boş olduğunu düşünmekte ve kendini mutsuz his etmektedir. ‘Başarılı-doyumsuz’ olarak adlandıracağımız bu tiplerin ortaya çıkması hümanist-insancıl-psikoloji ve transpersonel-benötesi psikolojinin gelişimini tetiklemiştir. Sıradan düzeyde bir yaşam için gereken becerileri geliştirmede makul bir düzeye ulaştıktan sonra kişi mutlu ve sağlıklı olmak istiyorsa, varoluşsal ve manevi boyutlarda da kendini geliştirmek zorundaydı.
 
İnsanın manevi ve ben ötesi boyutlarına ilk açılımı yapan Jung’dır. Daha sonra Pogers, Maslow, Fromm, insanın aşkın boyutuna yönelik çalışmalar yapmışlar.Klasik davranışçı psikoloji, ortalama insanı inceleyerek ortaya çıkmıştı. Maslow, Freyd’in nörötik ve psikopatlar üzerine çalışarak kuramlar geliştirdiğine çok kızıyordu. Sadece o değil, Hamilton, Hobbes ve Schopenhauer da, insan doğası hakkındaki sonuçlara, insanın en iyi yönlerini değil insanın en kötü yönlerini inceleyerek varmışlardı. İnsan davranışının mutluluk, vecd hali, neşe, huzur, doyum coşkudan kanatlanma, şefkat vs gibi boyutları bilim insanları tarafından hiç dikkate alınmıyordu. Yani bilimsel bakış, insanın eksikliklerine yoğunlaşıyordu, gücüne ve potansiyeline değil. Bu bakışın sakat psikoloji ve sakat felsefe yaratacağını söyleyen Maslow,kendini gerçekleştiren insanlar üzerinde yapılan araştırmaların, bütünsel psikolojinin temeli olmalıydı: ‘Belirli bir ekole sadık olmak saçma bir şey, görevimiz, bu değişik doğruları, bütünsel doğru haline getirmektir’
 
Transpersonal psikoloji ortaya çıkana kadar, psikologlar, istatistiksel veriler ve hayvanlar üzerinde yapılan araştırmaları veri olarak alıyorlardı. Yani, ‘gelişmiş insan’ yerine ‘uyumlu insan’ üzerine çalışmalar yapıyorlardı.
 
Halbuki, kendi kaderini çabaları ve mücadeleyle yaratan ünlü insanların hayat hikayeleri, bu insanların neredeyse çoğunun psikospiritual krizler tanımına yakın haller yaşadıklarını anlatıyor. Hele, dinsel inançlar ve düşünceler alanında ise tüm o büyük insanların neredeyse tümü, yoğun içsel yaşantısı ve ruhsal arayışlarından dolayı, hangi kültür, dine ve döneme mensup olmasın, benzer anlatılar vardır.
 
PSK leri yaşamış insanlarda çok değişik duygularla karşılaşabiliriz. Olumlu yaşanan duygulara bakarsak, bunlar, huzur, huşu, coşku, vecd (esrime, ekstaz), tüm varoluşa karşı önceden yaşanmamış bir tür sevgi üstü sevgi / merhamet, tüm varlıklarla bir olma, aynı kaderi paylaşma … gibi olabilirler. Olumsuz açıdan, keder, depresyon, düş kırıklığı, huzursuzluk, öfke, değişik oranalarda kaygı, suçluluk, yetersizlik duyguları olabilir.
 
Şu noktada, ruhsal sıkıntılar ve onların bilimdeki tanımları konusunu araştırırken, yakın günlerde internette önüme çıkan bir araştırma makalesi dikkatımı çekti. Ankara Üniversitasından doç.dr. Öznür Özdoğan’a ait olan ‘Gazali ve Ben ötesi yaklaşım’ adındaki bu makaleden bazı satırları ilginize sunuyorum. ‘Gazali kendini sorgulama evresindeki hallerini böyle ifade ediyor:
 
‘Vakta ki, bu vesveseler içime doğdu ve kalbimde yer etti, bu defa buna ilaç aramaya koyuldum. Fakat bu kolay olmadı. Çünkü bu hastalığın tedavisi delil ile mümkün olabilirdi. Bu delilin ikamesi de ancak ülüm-i evvelin dediğimiz bilgilerden meydana gelir. Bu da müsellem kabul edilmiş olmazsa delil yapmakta mümkün olmaz. Bu suretle hastalığın giderilmesine imkân bulunmadı. Bu hal böylece iki ay devam etti. Bu müddet içinde manan ve hal ile safsata yolunda bulundum ise de lafzan bunu açıklamıyordum.’ (Gazali, El Munkizu Mined Delal, Çağaloğlu Yayınevi, 1984, s.17-18)
 
Transpersonel-benötesi yaklaşım, Gazali’nin ve benzer durumlara ‘holotropik şuur hali’ olarak açıklamaktadır. Günlük şuur hallerimizde benliğimizin küçük parçasıyla özdeşleşiriz. Holotropik durumlarda ise, şuur egosunun dar alanını aşabilmektedir ve kimligimizi tam kullanabilmekteyiz. Bu durumda şuur niteliksel ve olarak oldukça derin değişime uğramaktadır ama büyük ölçeklerde bozulmaz. Uzay ve zaman acısından genellikle oryantasyonumuz aynı tam olarak aynı kalabilir ve günlük gerçeklikle bağımızı tam olarak yıtırmeyiz. Aynı zamanda, şuur alanımıza varoluşun başka boyutlarından gelen içerikler girebilir, bu oldukça yoğun hatta karşı konulamaz halde meydana gelebilir. Bu yüzden aynı anda farklı iki gerçekliği yaşarız, ‘iki ayağımız da farklı bir dünyadadır‘(Grof, Stanislav, Ege Meta yayınları,1984, s.17-18).
 
Transpersonel-benötesi yaklaşıma göre psikospiritual krizin belirtileri psikolojik krizin belirtileriyle neredeyse aynıdır.
 
‘Bir saralıyla bir şaman arasındaki tek fark, bir saralının kendinden-geçmeyi kendi isteğiyle yapamayışıdır. Şamanlıkla hastalığının aynılığı savı, Arktik şamanlığından başka şamanlık biçimlerinde de belirtilmiştir. Samoa’da saralılar bilici olur. Sumatrada yaşayan Bataklar Endonezyalı başka yerliler sihirbazlık görevi için hastalıklı ve zaif tipleri yeğleyip seçerler. … Ugandalı Lotukalılarda sakatlar ve akıl hastaları normal olarak sihirbazlığa adaydırlar (fakat bu görevlerinde resmiyet kazanabilmek için uzun bir ‘yetişme’ (sırra erme) süreci geçirmeleri gerekir). Şili’de yaşayan Arauca’larda şaman adayları ‘hep kalpleri zayıf, mideleri bozuk, sık sık başları dönüp gözleri kararan marazi aşın duyarlı tiplerdir’ .
 
Gerçek sara yada histeri nöbetlerine kapılıyor olsalar da olmasalar da, şamanlar, büyücüler, genel olarak otacılar sıradan ruh hastaları sayılamazlar: Onların psikopatalojik deneyimlerinin kuramsal bir içeriği vardır, zira kendi kendini iyileştirmişlerse, başkalarını da iyileştirebiliyorlarsa, bu, hastalığın mekanizmasını-daha iyi bir deyişle- kuramını- bilmeleri sayesindedir. (Mircea Eleade, s.5).
 
“Bizim - normal - diye tanımladığımız, rasyonel güncel uyanıklık bilincimiz, olabilecek bilinç durumlarından sadece birisidir. Zar gibi ince bir sınırın arkasında tamamen değişik bilinç potansiyelleri yatar. Hayat boyu onların varlığını bilmeden yaşayabiliriz fakat uygun uyaran tatbik edildiğinde, bunlar bir çırpıda tamamen ortaya çıkarlar” diyordu.
 
60 lı yılların arayışlarında, medeniyetler önyargısız bir tarzda birbirleri ile temas ettiklerinde, bazı kültürlere has ve batı bilimine göre patoloji / hastalık diye tanımlanması mümkün olmayan bazı özel”uç yaşantılar” müşâhede edildi. İnsancıl (Üçüncü Güç) psikolojisinin önde gelen sözcülerinden olan Dr.Maslow, tüm insanlık âleminde var olan bu aşkınlık yaşantılarını,”Dinler, Değerler ve Uç Yaşantılar”adlı kitabında etraflıca anlattı. Meselâ şamanizm’in hala hüküm sürdüğü medeniyetlerde (Kore, Afrika, Kuzey Orta Asya) bir ”şamanik kriz” müşahede edildiğinde, dıştan bu kriz psikoza benzese de, zaman içersinde uzunlamasına izlendiğinde, bu kişilerin aslında rahatsızlıkları boyunca hiçbir zaman psikozun kaosuna düşmedikleri ve kendilerine has bilinçli veya bilinçdışı bir gizli mantık sistemi çerçevesinde, bir tür - gelişim krizinden - (evolutionary crisis) geçtikleri anlaşılıyordu. Sonrasında, etnopsiko-sosyolojik araştırmalar yapıldıkça, insanoğlunun tarih boyunca bu tip sınır ötesi yaşantıları, daha yüksek bir varoluş konumuna geçmek için tüm medeniyetlerde yaşamış olduğu meydana çıktı.
 
Kısaca özetlersek : Durup dururken veya beklenmedik olağanüstü bir olay ile karşılaşıldığında (ölüm, hastalık, bir yakını veya önemli bir varlığını yitirme, olağanüstü güzel bir yaşantı, bir karşılaşma) insanlar bazen geçici olarak psikoza benzeyen ama her halukârda bilinen ”normalliğin” dışında bazı yaşantılardan geçebilirler ve bu yaşantılar onların daha yüksek bir varoluş konumuna varmaları için bir fırsat sunabilir.
 
60 lı yılların arayışlarında, medeniyetler önyargısız bir tarzda birbirleri ile temas ettiklerinde, bazı kültürlere has ve batı bilimine göre patoloji / hastalık diye tanımlanması mümkün olmayan bazı özel”uç yaşantılar” müşâhede edildi. İnsancıl (Üçüncü Güç) psikolojisinin önde gelen sözcülerinden olan Dr.Maslow, tüm insanlık âleminde var olan bu aşkınlık yaşantılarını,”Dinler, Değerler ve Uç Yaşantılar”adlı kitabında etraflıca anlattı. Meselâ şamanizm’in hala hüküm sürdüğü medeniyetlerde (Kore, Afrika, Kuzey Orta Asya) bir ”şamanik kriz” müşahede edildiğinde, dıştan bu kriz psikoza benzese de, zaman içersinde uzunlamasına izlendiğinde, bu kişilerin aslında rahatsızlıkları boyunca hiçbir zaman psikozun kaosuna düşmedikleri ve kendilerine has bilinçli veya bilinçdışı bir gizli mantık sistemi çerçevesinde, bir tür - gelişim krizinden - (evolutionary crisis) geçtikleri anlaşılıyordu. Sonrasında, etnopsiko-sosyolojik araştırmalar yapıldıkça, insanoğlunun tarih boyunca bu tip sınır ötesi yaşantıları, daha yüksek bir varoluş konumuna geçmek için tüm medeniyetlerde yaşamış olduğu meydana çıktı.
 
Dr.Nodira İbrahim Güçsav

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 116
Kayıt tarihi
: 24.11.18
 
 

1996 da El-Harezmi adındaki Harezm Devlet Üniversitasını tamamlayıp, Biyoloji öğretmenliği diplom..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster