Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Eylül '16

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
1065
 

Psikotik bozukluk

Psikotik bozukluk
 

Psikoz; kişinin algı, düşünce, duygu ve davranışının ağır oranda bozulma yaşayarak gerçeklikten ve tutarlılıktan uzaklaşma yaşadığı ruhsal bir durumdur. Psikiyatri bilimini ilgilendiren bir tablo olarak kabul gören psikoz, psikiyatristlerin gözetiminde medikal bir tedaviyi gerektiren bir ruhsal rahatsızlık olarak ele alınır.

Daha da ağır seyreden psikotik tablolarda ise, kişilerin kendilerine ya da başkalarına zarar vermemesi ve tedavilerinin düzenli olabilmesi için hastanede bir süreliğine ya da sürekli olarak gözetim altında tutulması gerektiği görüşü hâkimdir. İçinde bulundukları psikotik durumdan çıkamayıp, neredeyse bütün bir ömrü akıl hastanesinde geçirmek zorunda kalan birçok vaka da mevcuttur.

Psikoz dışındaki diğer ruhsal bozuklukları yaşayan kişiler, gerçekliği test edebilme yeteneğine belli oranda sahip olduklarından, içinde bulundukları ruhsal durum hakkında sağlıklı bilgiler aktarabilmişler, dolayısıyla bu alanda çalışan uzmanların bozukluğu yakından tanımasına vesile olmuşlardır. Ancak sağlıklı düşünemeyecek bir düzeyde olan psikozlar için maalesef böyle bir durum söz konusu olamamıştır. Bundan dolayı, psikoz hali içinde olan kişilerin sergilediği genel tutumun, algının, düşüncenin, duygunun ve de davranışının normal insanlardan oldukça farklı olması nedeniyle hakkında çok az şey öğrenilmiştir. Hal böyle olunca, sayıca hiç te azımsanmayacak kişinin içinde bulunduğu psikotik alanın gizemi tam olarak çözülememiş, psikoz hastaların nasıl bir ruh hali içinde oldukları netlik kazanamamıştır.

Psikozların nasıl ortaya çıktığına ilişkin çok sayıda teori bulunmaktadır. Ancak ne biyolojik ne de psiko-sosyal araştırmalar bugüne kadar gerçek ve herkes için geçerli nedenleri bulabilmiştir. Bugün "çok faktörlü" nedenlerden yola çıkılarak, bir hastada çeşitli faktörlerin bir arada etkide bulunduğu kabul edilmektedir.

Psikozlar için birçok kuram dâhilinde farklı teoriler ortaya atılsa da psikoz hastalarının ortak özellikleri göz önünde bulundurulduğunda üzerinde hemfikir olunan ana durumlar şunlardır:

• Psikoz durumunda olan kişilerin akli melekeleri büyük oranda yerinde olmadığı için mevcut gerçekliği test etmekte zorlanırlar.
• Zamanı ve mekânı normal insanlardan farklı olarak algılayıp yaşayabilirler.
• Algıları, düşünceleri, duyguları ve davranışları normal insanlara göre bozukluk arz eder.
• İçinde bulundukları durumun farkında olmadıklarından içgörüleri gelişmemişlerdir
• Günlük hayatın getirdiklerini yapmakta ve normal insanların yaşamlarına uyum sağlamakta zorlanırlar.
• Diğer insanlara ve kendilerine ciddi anlamda zarar verme potansiyeli taşıyabilirler.
• Bazılarının kısıtlı ya da tam bir şekilde gözetim altında tutulması veya hastanede kalarak tedavi görmesi gerekebilir.
• Psikoterapiye cevap veremeyecekleri kabul edildiğinden, psikoz hastaları psikoterapiye alınmazlar.

Hangi ruhsal bozukluğun psikotik bozukluk kategorisine girip girmeyeceği yine tartışılan bir konu olmakla beraber, bu konuda başvurulan en önemli kaynak birçok ülkede psikiyatristlerin tanı koymada başvurduğu “DSM-V Tanı Ölçütleri Başvuru El Kitabı”dır. Bu kaynakta birçok psikotik bozukluk tanı kriterleriyle tanımlanmıştır. Örneğin şizofreni; şizoaffektif bozukluk, paranoid bozukluk psikotik bozukluk spektrumunda değerlendirilir. Bunların yanı sıra, hayatının belirli dönemlerinde değişik sebeplere bağlı olarak psikotik bir dönem yaşayarak psikozdan çıkamamış kişiler olduğu gibi kendiliğinden ya da psikiyatrik bir tedavi ile iyileşme göstermiş vakalar da vardır. Psikotik durum sadece belli psikolojik rahatsızlıklardan mustarip hastaların yaşadığı bir durum olmaktan öte, sağlıklı ya da normal kabul edilen kişilerin de baş edemediği durumlar karşısında-sürekli olarak ya da geçici bir süreliğine- yaşadığı bir durum olabilir.

Freud, psikotik düzlemi; kişinin egosunun savunma düzeneklerinin yetersiz kalması ya da ruhsal gelişim sürecinde hiç oluşamaması sonucunda ortaya çıkan birincil ve ilkel düşünsel süreç olarak tanımlamıştır. Freud’a göre, psikotik düzlemdeki kişi gerçeklik ilkesinin uzağında haz ilkesinin etkisi altında bir yaşam sürer. İkincil düşünsel sürece geçiş yapabilmiş ve gerçeklik ilkesi etkisi altındaki kişiler ise Freud tarafından nevrotik düzlem dâhilinde ele alınır. Bahsettiği nevrotik düzlemdeki kişileri, akli melekeleri ve gerçeklik algısı yerinde olan, ancak psikotik düzlemdekilere nazaran daha hafif ruhsal rahatsızlıklardan muzdarip kişiler olarak değerlendirir.

Carl Gustav Jung’un psikoz ile görüşleri ise Freud’unkinden daha farklıdır. Jung, psikozdaki kişilerin bilinçdışındaki alana hapsolduklarını, benliklerinin bir parçası ile bu alandan kurtulup bilinçli alana çıkarak ruhsal gelişimlerini tamamlama ihtiyacı içerisinde olduklarını iddia etmektedir.

Jung, “Anılar, Düşler, Düşünceler” adlı kitabında, akıl hastanesinde bulunan ağır psikotik durumda olan hastalar için şöyle bir yorum yapar:

“Aslına bakarsanız, akıl hastanesinde yeni ve bilinmeyen bir şey yoktur; onda karşılaştığımız kendi yaradılışımızın alt katıdır.”

Buradan da anlaşılacağı gibi Jung, “kendi yaradılışımızın alt katı” derken kişisel bilinçdışını kast etmektedir. Jung’un, bu alanı en alt katman olarak ele almasının temel nedeni dünyaya gözleri açan bir kişinin ilk olarak bilinçdışı alanda yaşadığı, zaman içinde gerçek dünya ile karşılaşarak yavaş yavaş bir bilinç alanı oluşturduğuna dair teorisidir. Nitekim insanlar ilk bebeklik dönemlerini hatırlayamazlar; bu dönemlerin çoğunu uyuyarak, dolayısıyla daha çok bilinçdışı alanda kalarak geçirirler. Jung, bu olguyu yine “Anılar, Düşler, Düşünceler” adlı kitabında şu şekilde ifade etmiştir:

“Çocukluğumuzun ilk dönemlerinde yaşayışımız bilinçsizdir, en önemli içgüdüsel işlevler bilinçsiz çalışır, çünkü bilincin önce bilinçdışı tarafından oluşturulması zorunludur.”

Psikotik düzlemle ilgili son dönemki kuramsal görüşler ise olaya farklı bir bakış açısı getirmiştir. Nevroz ve psikozun birbirinden kalın çizgilerle ayrılan düzlemler olmadığı, nevrotik düzlemdeki kişilerde de psikotik bir takım bulguların ve geçici psikotik tabloların olabileceği ve bazı psikozların iyileşebileceği gözlenmiştir. Bunun yanı sıra, psikoz ve nevrotik düzlem arasından kalan ve sınır durum (borderline) olarak tanımlanan yeni bir ruhsal düzlem gündeme getirilmiştir.

Hakkında birçok farklı yorum yapılabilen psikoz hali hakkında kişisel yorumumu da paylaşmak istiyorum. Bu konuda Jung’un görüşlerine katılıyorum. Psikotik düzlemdeki kişilerin bilinç alanlarından ziyade daha çok zamanın ve mekânın farklılaştığı, mantığın devre dışı kaldığı bilinçdışı alanda varlık gösterdiklerini düşünüyorum. “Cinnet getirme” şeklinde ifade edilen davranış örüntüsü içerisine girerek, kişilerin tamamıyla ilkel bilinçdışı süreç etkisi altında kalarak kendilerine ve başkalarına zarar verici tutumlar sergilemeleri bu duruma örnek olarak gösterilebilir. *

* Bu yazı, Ümit AKÇAKAYA'nın yayımlanmış "UYANIŞ" adlı kitabından alıntıdır. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 5945
Kayıt tarihi
: 06.12.11
 
 

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ,“Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” bölümünden mezun oldum. Yüksek lisans..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster