Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Aralık '17

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
109
 

Puslu Görüntüler Eşliğinde 60'ların Göksun'u

Puslu Görüntüler Eşliğinde 60'ların Göksun'u
 

1969 yılı okul müsamerelerinde grup çalışmalarından başarı ile çıkmanın bizlere sağladığı imtiyaz ile Göksun köprübaşındaki İlk Okula götürüldüğümüz o günü hatırlarım.

Bolca at arabaları, köprübaşındaki yetimin hanı, köylerden gelen atlıların atlarını alışverişlerini yapana kadar bıraktıkları geniş kanatlı tahta kapısını, sıralı duran birkaç bakkaldan Hacı Ömer Koç, sümbül bakkalı, Apıkların fırını, Gahiroğullarının toptancı dükkanını.

Her sabah Çardak’tan gelirken tüm yol üstü köylülerinin tıka basa dolu olduğu, kışın soğuk günlerinde içine soba kurulup tepeden çıkan dumanlar eşliğindeki magirus otobüsü, genelde kırmızı yanakları ile gürbüz görünümlü fotörlü çeçen köylülerini, hayvan pazarına getirilen köylerden küçük gruplar halinde keçi, oğlak, koyun sürülerini, ayakları bağlanmış baş aşağı tutulan horoz, tavuk, hindi gibi hayvanları.

    Bunlar satıldıktan sonra İlçenin en büyük bez ve kumaş dükkanlarından Hacı Ali Satıcı, Kaya Nuri gibi dükkanların içinde günün koşullarına göre patiska beyaz bezlerden, çiçekli bindallı basma entarileri, bu günün Japon pazarlarına adeta taş çıkartan her türlü ihtiyaca cevap veren Seyfullah’ın mağazasını, o zamanın cam eşyalarının envaye çeşidinin satıldığı Alagözlerin mağazasını, yıldız manavı, bolca torba un satan hububat dükkanlarını, Durdu bakkaliyesini, Kent lokantasını, hükümet konağını.

    Bazı köşe başlarında tenteleri ile akşama doğru yolcuları köylerine geri götüren yeşil Jeepleri ile Arıkan Memmet’i, Kerimoğlu’nu, Poyrazı, Sağlamoğlunu, hükümet konağı yanında Maraş, Maraş, Maraş acele bir kişi, acele bir kişi diyerek müşteri toplayan Erzurum Sülemeni, burunlu otobüsleri ile her günün sabahında Maraş’a kıvrılarak bol virajları ile insanın içini dışına çıkartarak dolambaçlı yollarda istifra edilen siyah torbaların bolca kullanıldığı Hazeşeko Lütfünün burunlu otobüs yolculuklarını.

    Yanından geçmek için salavat getirerek korku içinde geçtiğimiz deli Durdu’nun kundura tamirci dükkanını, tanesini 25 kuruşa alıp ısırdığımız zaman cırt diye fışkıran şırasından kendimizi koruyarak yediğimiz kamburun kıvrım tatlısını, tatlıcı Süleyman’ın lokma tatlılarını, satıcıların kundura dükkanını, Deli Memmet’in üç tekerli motosikletini, İsa amcanın petrol türevlerini satan dükkanını, gres yağı verirken önceleri sağa birkaç tur döndürüp, sonra tekrar sola döndürdüğü kollu yağ makinasını, lastik kokusu hala burnumdan çıkmayan ayakkabıların lastik gıslaved kokularını, belirli bir sokakta topluca oturan davulcu ve zurnacı eşrafını, her düğünde avurtlarını şişirerek zurna çalan zurnacıları, davul çalan kırmızı saçlı bol çilli davulcuyu.

    Hele birde insanların ihtiyaç duyduklarında hemen başvurdukları, insanların diplomasız avukatı vazifesi gören Muharrem Zıba’nın arzuhalci dükkanını, Hacı Ahmet Koyuncunun daktilosu ile iki, üç parmak şıkırtıları eşliğindeki dilekçe örneklerini yazıp takma dişlerini sıkarak yazı yazışlarını, Çavuş Kasabın her gün belediyenin eski bir aracı ile getirdiği etleri sıra ile kancalara asıp öğle yemeğine yetiştirdiği tepsi kebaplarını, devamlı cebini dışarıya çıkartıp devamlı silkeleyen deli Metin’i itfaiye giysileri içinde bol ay yıldızlı rölyefler ile dolu ceketini, Üç kaçların tekel mamullerini satan büfesini derken Göksun’u tam bir tur yaptık vallahi…..

    Tüm bunlar nereden aklına geldi be arkadaş mı? Diyorsunuz. Eski model bir otobüs resmi koyarak bir arkadaşımın yazdığı şiir yüzünden depreşti eski Göksun fotoğrafı. Vallahi bir yerdeki resme bakıp, bakıp yazmadım bunları, aklıma o an ne geldiyse film makarasını çalıştırınca hafızaların tozlu girdaplarında nemden, gün ışığının bolca yansımasından solan resimlerden, salkım, saçak takılan anılardan ne geldiyse rast gele…. Eminim bu günleri yaşayanlar yahu şunu da yazsaydın, bunu da yazsaydın diyeceklerdir ama…. Benden bu kadar dostlar… Göksun’um için hatırladıklarım…  

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 131
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 345
Kayıt tarihi
: 10.11.17
 
 

 ÖNSÖZ: Ben ne uyak bilirim ne bir kafiye/ Yarım asırlık ömrüm geçti nafile/ İçimden geçenler hep..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster