Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ocak '18

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
384
 

Radikalleşen Dünya Düzeni

Radikalleşen Dünya Düzeni
 

Emperyalizm


   Bu blog yazımda hızla radikalleşen dünya siyaseti üzerine kısa bir analizde bulunacağım. Coğrafyamızın sürekli emperyalist güçlerin planlarına maruz kalması nedeniyle bu coğrafyada yaşayan her bir bireyin diğer coğrafyalarda yaşayan bireylere oranlar daha fazla okuyup daha fazla analizler yapması gerektiğini düşünüyorum ve analizlerimi sizinle paylaşıyorum.   
 
  Son zamanlarda yaşananları göz önünde bulundurarak aslında bugün anlık yaşanan olaylar gibi gözüken durumların planlı bir şekilde Amerika’nın Afganistan da Rusya’ya karşı silahlı örgütlenmeler yapmasıyla başladığını düşünmekteyim. Tabi ki o süreçten bu yana yaşanan durumlar plana bağlı hareket etmemiş ancak her yeni koşul sonuca ulaşmak için alternatif süreçlerin gerçekleşmesine neden olmuştur. Irak tezkeresi, Çin’in önü alınamaz yükselişi, ekonomik globalleşmenin kontrol sınırları dışına taşması, Amerika’nın yasa dışı dinlemelerinin Avrupa da doğurduğu etki, İngiltere’nin Avrupa birliği karşıtlığının birlikten ayrılmaya dönmesi, göç dalgasının Avrupa da yarattığı sosyolojik ve ekonomik tepki, Nato’nun Rusya’yı çevrelemesi, Kırım’ın işgali ve benzeri birçok hamlenin bir kısmı öngörülebilir bir yapıda olsa da Amerika tarafından beklenmemektedir. Elbette bu durum Amerika için alternatif yollar oluşturmuş ve radikalleşmesine neden olmuş bulunmaktadır.
 
  Yukarıda saydığım birçok etken ve orada belirtmediğim birçok etken Ortadoğu da sert dönüşümlere neden olmuş bulunmaktadır. Arap baharıyla başlayan bu yeniden dizayn süreci İran ve Türkiye’den sonra Türki ülkelerde de devam ettirilecek ve Asya-Afrika coğrafyasında Rusya’yla Çin yalnızlaştırılacaktı. Ancak Arap baharı beklentileri tam manasıyla karşılayamamış, köklü devlet geleneklerine sahip İran ve Türkiye’de planlanan oyunlar gerçekleştirilememiştir. Pakistan ve Türkiye için aynı stratejiyi belirleyen odakların başarıya ulaşamamış olması başta Pakistan, Türkiye, Katar, Sudan olmak üzere birçok ülke yönetiminde gizli savaş düzenine girmesine neden olmuş ve yeni birliktelikler doğurmuş bulunmaktadır.
 
  İsrail’in aceleci davranması, Barzani’nin ekonomik güç elde etmeden vaatlere kanarak hareket etmesi başta Irak merkezi yönetimi olmak üzere İran, Türkiye ve Suriye yönetimlerinde tehlikede olma algısını daha da kuvvetlendirmiş bulunmaktadır. Başta Vatikan olmak üzere Almanya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde hoş karşılanmayan bu stratejik hata Amerika’ya karşı oluşan antipatinin daha da perçinlenmesine neden olmuş bulunmaktadır. Geri planda duruyor gibi gözüken İngiltere kendi konumunu güçlendirmiş bulunmaktadır. İran’ın mezhepsel yaklaşımı Ortadoğu da etkisini arttırmasına neden olmasıyla birlikte ülkesi ekonomisini zora sokmuş bulunmakta ve Ortadoğu coğrafyasında diğer mezheplere sahip aşiretlerin ve sözü dinlenen ailelerin temkinli yaklaşmasına neden olmuş bulunmaktadır.
 
   İran, Türkiye, Rusya üçlüsünün çıkar ortaklığına ek olarak dünya üzerinde birçok farklı gruplaşmada gerçekleşmektedir. Türkiye’nin Katar ve Somali hamleleri Ortadoğu coğrafyasında İsrail ve Suud ailesinin daha açıktan ittifak haline dönmesine neden olmaktadır. Mısır, İsrail ve Suud ailesi Ortadoğu coğrafyasında gerçekleştirdikleri yönetim değişiklikleri ve dizayn çalışmaları Türkiye aleyhine olmasına rağmen Türkiye etrafında kenetlenmeye de olanak sağlamaktadır. Etki-tepki kuralı günümüz dünyasında Ortadoğu ülkelerinde açıkça gözükmektedir. Ancak İngiltere ve Çin açıkça saf tutmamaktadır.
  
  Dünyanın yeni süper gücü Çin Afrika kıtasına yaptığı yatırımlarla söz sahibi olmasına rağmen Ortadoğu coğrafyasında siyaset dizaynı çabasına girmemektedir. Türkiye ile savaş uçağı üretmek konusunda anlaşan İngiltere Türkiye’nin Amerika’nın politikalarına karşı gösterdiği tavra karşı çok güzel konumlanmakta ve iki tarafında karşısında bulunmamaktadır. Kuzey Kore konusunu gündem belirleme yönteminde çok iyi şekilde değerlendiren Amerika Japonya ve Güney Kore’yi kendine zorunlu bağımlı hale getirmektedir. Kuzey Kore ile diplomasiden başka seçeneği olmayan Amerika karşılaşacağı nükleer tehdidi ve Çin etkenini çok iyi değerlendirmekte olayı magazinleştirmesine ek olarak sürekli gündemde tutmasıyla dünya genelinde kendisi lehine akım oluşmasını sağlamaktadır. Japonya ve Kuzey Kore üzerinden Çin üzerinde baskı oluşturmaya çalışmaktadır.
 
      Radikal İslam oyunu ile dünya üzerinde istediği etkiyi uyandıran Amerika başta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan da ılımlı İslam adı altında bir sonraki evreye geçme planını uygulamaya sokmuş bulunmaktadır. 15 temmuzun Amerika ve Suudi Arabistan’ın beklemediği şekilde sonuçlanması, ayrıca Pakistan’da da istedikleri sonuca ulaşamamış olmaları oyunun sert oynanması kararını almalarına sebep olmuştur. Türkiye ve Pakistan üzerinde aynı oyun başarıyla sonuçlanana kadar birkaç kere daha sonuçlanacaktır. Ayrıca Pakistan’a terörist devlet nitelendirmesi, Hindistan etkeni ve Afganistan’da egemen güçlerin örgütlerinin yarattığı tehditleri koz olarak kullanılmaktadır. 
 
  Birden çok güçlü aktörün ve yapılanmaların oluştuğu yeni dünya da başta Nato ve BM olmak üzere birçok kurum etkinliğini ve saygınlığını kaybetmektedir. Avrupa Birliği ülkelerinin yaşadığı iktidar oluşturma sıkıntıları, ekonomik sıkıntılar, Rusya’nın Avrupa sınırlarında ki hızla güçlenen yapısı, Balkan coğrafyasında gerçekleşen yeni oyunlar birliğin bütünlüğüne zarar oluşturmaktadır. 
 
  Balkanlar'da, Ege'de, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta , güney sınırlarında birçok sıkıntı yaşayan Türkiye dış politika da hatalarından dönmekte oyun kurucu sıfatı kazanmaya çalışmaktadır. Ancak darbe girişiminin yarasının etkisi daha geçmemiş olmasına rağmen coğrafyasında yaşanan olağanüstü durum birden çok stratejik hamle yapmasına sebep olmasının yanında iç siyaset dizaynlarıyla da uğraşmasına neden olmaktadır.  Yükselen enflasyon, siyasi partiler içinden yeni kişilerin sivriltilerek yeni dizaynların yapılması, zayıflayan hava kuvvetleri ve Avrupa ile Amerika üzerinden yapılan baskılar devletimizin sürekli daralan bir çemberden kurtulma çabasına girmesine neden olmuş bulunmaktadır. Daha son kullanım tarihi geçmeyen fetö olmak üzere düzenli ordu haline getirilen ve medyamıza çok yansımasa da başta Amerika ile Avrupa da hızla resmi statü kazandırılan ypg,sdg ve daha farklı isimlere ancak aynı öze sahip olan örgüte ek olarak 2019 seçimleri öncesi ve sonrası daha sert oyunlar ülkemiz üzerinde uygulanmaya çalışacaktır. S-400 antlaşmasıyla yakınlaşan Rusya elinde koz bulundurmak amacı için ülkemiz çıkarına olmayan planlar içinde de bulunmaktadır. Ypg üzerinde etkisini kuvvetlendirme çalışması ülkemizin bu alanda güvenilir müttefik bulamayacağının göstergesi olmaktadır.
 
  İran ve Irak merkezi yönetimi için de uygulanan aynı plan olmasına rağmen İran, Türkiye ve Irak arasında bu alanda gerçek bir müttefiklik gerçekleşmesi ihtimali bulunmamaktadır. Nükleer gücü ve uzun menzilli balistik füzelere sahip olmayan ülkemiz hızla ordusunu millileştirme ve güçlendirme çalışmasında bulunmakta ve sınırlarında planlanan oyunlara ek olarak Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında söz sahibi olma çalışmasında bulunmaktadır. Ukrayna’nın Kırım sorununu lehine kullanan ülkemiz Türki cumhuriyetlerle bağını güçlendirme çabasında bulunarak Rusya için elinde koz bulundurmayı planlamakta ancak Balkanlar üzerindeki etkisini de kaybetmektedir.
 
   Önümüzde ki süreçte 2019 seçimlerine kadar coğrafyamız üzerinde egemen olmak isteyen devletlerin analistlerinin yapacağı yönlendirmeler gelecek günlerimizi şekillendirecektir. Bu şekillendirmenin seçim sonuçları üzerinde bir etkisi bulunacağını düşünmemekteyim. Öncelikle İran’da da dış etkinin İran ve Türkiye vatandaşları üzerinde ters etki doğurup kenetlenmeye neden olduğunu egemen devletlerin analistleri değerlendirirse 2019 seçimleri öncesi Türkiye’ye karşı Avrupa ve Amerika’nın daha uzlaşmacı yaklaşacağını düşünmekteyim. Almanya’nın ve Vatikan’ın son zamanlardaki yaklaşımı bu kapsamda değerlendirilebilir. Ancak Pentagon’un açıklamalarını, Fetönün Amerika'daki varlığını Fransa’nın Türkiye’nin AB üyeliği karşısında ki net tavrını değerlendirirsek 2019 seçimleri önce Türkiye üzerinde ekonomik yaptırımlar, uluslararası imaj karalama çalışmaları, iç siyaset dizaynlarının daha kuvvetli bir şekilde gerçekleştirileceğini düşünebiliriz.
 
    Her iki ihtimalin sonucunda da gerçekleşmesi muhtemel en kuvvetli sonuç ise fetönün, dhkpc’nin, kck’nın yurt içinde, pkk’nın yurt dışında Amerika, İsrail ve Arap coğrafyası desteğiyle genel bir saldırı içinde bulunacak olması ihtimali kuvvetle muhtemeldir. En kötü ihtimalse Nato üslerini ve kendi üslerini Türkiye’ye çevrelemek için kullanan Amerika’nın belki Ermenistan ve Yunanistan aracılığıyla belki de Nato ya da oluşturabileceği koalisyon kuvvetleri aracılığıyla uluslararası camiada imaj kaybı yaşayıp terörist devlet olarak gösterilmesi planlanan ve iç savaş varmış gibi gösterilecek olan ülkemize müdahalenin yapılmasıdır. Ancak her ihtimal dinamik değişkenlere bağlıdır. Devletimiz ve milletimiz köklü bir geçmişe sahiptir bu nedenle bu ihtimallerin gerçekleşme sürecini bozan birçok gelişmeyi sağlayacak kudrete sahip bulunmaktadır.
 
  Dünya ve ülkemiz coğrafyasında gerçekleşen olaylara kişisel perspektifimden yaklaşımımı kısaca ifade etmek istedim. Bu kapsamda hatalarım olabilir. Göremediğim veya tam manasıyla idrak edemediğim olaylardan kaynaklı eksik ve hatalı bir çıkarım varsa kusuruma bakmayın.
 
  Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.
  Saygılarımla,
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Belli ki çok okuyorsunuz ama çok okumanın bir olumsuz etkide insanın okunanların etkisinde kalarak objektiflikten uzaklaşmasıdır. Dünyadaki radikalleşme sürecinin Afganistanda yaşanan ABD ile Rusya arasındaki rekabet ile başladığını düşünüyorsunuz. Oysa insanlık tarihi boyunca insanlar arasındaki rekabet her zaman radikalleşme eğilimi göstermiştir. Günümüzde yaşanan ve kadına karşı şiddet olgusu olarak algıladığımız radikalleşme süreci de evrensel radikalleşme sürecinden farklı bir süreç değildir. Belli ki düşünmeye, sormaya, sorgulamaya meraklı ve hevesli bir gençsiniz ve beyniniz henüz yeterince afyonlanmamıştır. Bu nedenle de okuduklarınızın fazla etkisinde kalmadan, özgür bir şekilde öncelikle "insanlar neden istedikleri olmayınca radikalleşmeye başlarlar" sorusu üzerinde kafa yormanızı öneririm. Yaşlılar (benim gibi) ezberlerin etkisinden kolay kolay kurtulamazlar ama sizin gibi gençlerin ezberlere karşı daha dirençli olabilmeleri gerekir. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 18.01.2018 10:34
Cevap :
Öncelikle yorumunuz ve güzel tavsiyeleriniz için teşekkür ederim.Belirttiğiniz gibi okuduklarımın etkisiyle düşünce yapımın şekillenmesi istem dışı da olsa gerçekleşmektedir.Bunu bilgi kirliliği,kitle iletişim sonucunda oluşan bilgi yoğunluğu gibi birçok nedene bağlayabiliriz ama uyarınız da belirttiğiniz gibi temkinli olmam gerekliliğini değiştirmiyor.Yazımda belirttiğim radikalleşen dünya içeriğini Ortadoğu'da dünya savaşlarından sonra uygulamaya konulan dizayn planını baz alarak hazırlamış olmam nedeniyle Afganistan'ı başlangıç unsuru olarak kabul ettim.Baz aldığım bu noktayı yazımda net bir şekilde ifade etseydim sanırım daha temelleri sağlam bir yazı olmasını sağlayacaktım.Sosyolojik açıdan temellendirirsek aslında insanların avcılık yaptığı ilk dönemlerden itibaren hızla radikalleşen ve kapitalist sistemle karmaşıklaşan yapı içinde insanlığını kaybeden bir tür olduğuna değinerek radikalleşen dünyayı ifade etsem sanırım aynı paydada buluşabilirdik.Saygılarımla,  18.01.2018 14:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 205
Kayıt tarihi
: 20.04.17
 
 

Lisans dönemimde üç okul kulübünde aktif rol aldım. Bir kulüpte denetim kurulu üyeliğinde bulundu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster