Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '12

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
Okunma Sayısı
60
 

Radyo

Kontak kapattıran trafikte can sıkıntınızdan uzaklaştırarak sinirlerinize hakim olur.

Sevgilinizin terk ettiği gecede duygularınıza tercüman...

Sabahın ilk ışıklarıyla, tüm dünyadan havadisler getirir kulaklarınıza kadar...

Otobüs seyahatinde yol arkadaşı oluverir ansızın...

Mutfakta görünmez fakat duyulur misafirinizdir, yemek yapmayı biraz daha zevklendirir.

Kim mi, bu?

Radyolar!

Görüntü olarak hiç bir şey sunmaz size, anlatır saatlerce. Tek istediği hayal etmenizdir... Televizyon gibi elinizdeki işe ara verip dikkat kesilmenizi istemez, onun için kulak kabartmanız yeterlidir.

Duygularınıza hitap eden, ağrı kesici niteliğinde bir şarkısı mutlaka vardır, her zaman!

Siz nerede isterseniz orada buluşur sizinle...

Kulaklığınızı takmanız, internette tıklamanız yahut düğmesini çevirmeniz yeterlidir, yanı başınızda olması için...

Her insanın hayatında bir frekans vardır ve olmuştur, müptelası olduğu, ruhuna hitap edildiğini düşündüğü...

Peki, ya radyocular?

Her yönüyle bambaşkadır radyo, bambaşkadır o gizli stüdyolardan seslenmek dinleyiciye!

Kimsenin yüzünüzü görmemesi fakat sesinizi ulaştırabilmenizdir.

Görücü usülü sevmektir, radyo...

"Online" yazısını gördüğünde damarlarında sıcak kanı hissetmektedir.

Dinleyici aradığında tebessüm etmektir, dinlenmenin verdiği hoş gururla...

Telefonun diğer ucundaki yabancı olduğu kadar dost olan sesle sohbet edebilmektir, saatlerce utanıp sıkılmadan.

Bazen dert dinlemek bazense dert yanmaktır hayatın sıkıntılarından.

Bazen bir öğretmen edasıyla öğüt vermek bazense öğrenci olup dinleyenden öğretmesini beklemektir, umutla...

Ne konuşacağını, nasıl konuşacağını bilmektir radyocu olmak...

Albümleri yakından takip etmek, çıkan tüm şarkıları dinlemektir...

Müzik üzerine bir hayat kurmaktır radyocu olmak...

Kendi kendine konuşma sanatıdır, aslına bakılırsa...

Bir mikrofona saatlerce anlatmaktır, radyocu olmak...

Sesinin ulaştığı kitleyi canlandırarak...

Stüdyonun yalnızlığını efektlerle gidermek, dinleyicinin yarasına bir şarkıyla merhem olmaktır.

Radyocu olmak, bazen dünyanın en çılgın adamı ünvanının yakıştırılmasıdır.

Bazense en duygusal sizsinizdir, dinleyicinin kulağında...

Kulaklara hitap ederek gönüllere taht kurma isteğidir, radyocu olmak.

Stüdyoyu ev, mikrofonu sırdaş bilmektir birazda...

Mikrofon tozunu bir kez yuttuktan sonra bir daha vazgeçmemektir bu kara sevdadan.

Ay sonunda alacağın maaşı katmadan hesaba kitaba, aşk ile yapmaktır yayını...

Hayatla dalga geçebilmektir, umursamazcasına...

Sürekli pozitif olmayı ilke edinmektir, radyocu olmak.

Yüreğindeki enerjiyi sesine yansıtabilmektir.

"Radyo ölüyor mu?" sorusu sorulduğunda küfretmektir sorana!

Hayır, ölmüyor radyo!

Öldürmeye çalışanlara inat, dim dik ayakta!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 26
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 194
Kayıt tarihi
: 05.10.12
 
 

Anadolu İletişim Meslek Lisesi & Radyo TV mezunuyum. Özel bir radyoda çalışmaktayım, köşe yazarlı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster