Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Eylül '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
794
 

Ramazan aylarında çalınan kredi kartlarımın esrarı

Ramazan aylarında çalınan kredi kartlarımın esrarı
 

İçinde bulunduğumuz Ramazan ayı geçmiş yıllardaki Ramazan aylarında 2 yıl üst üste çalınan kredi kartlarımı aklıma getirdi.

O tarihlerde iftar erken saatlerde olur ve orucumuzu işyerinde bozar, iftar yemeğini de aynı yerde yerdik. Akşam eve gitmeden önce de teravih namazı için evimin civarında bir camiye giderdim. Bir gece caminin abdesthanesinde cebimde cüzdanımın bulunduğu ceketimi musluğun üzerine asarak abdest alıyordum. Cüzdan taşımama rağmen paralarımı cüzdana değil pantolon cebime koymayı alışkanlık haline getirmiştim. Cüzdanımda ise kredi kartlarım ve ehliyetim olurdu. O gün de abdest aldıktan sonra ceketimi giymiş, camiye doğru giderken, birden elimi cebime attığımda cüzdanımın yerinde olmadığını gördüm. Önce iç ceplerimi sonra yan ceplerimi defalarca kontrol ettim. Belki ceketimin astarı yırtılmıştır diye düşündüm ama cüzdanım hiçbir yerde yoktu. Abdest aldığım yere baktığımda kimse cüzdanımı görmemişti. Demek ki ben abdest alırken biri bana çaktırmadan cebimden cüzdanımı yürütmüştü.

Karakola tutanak için gittiğimde, benim başıma gelen olayın polisteki suç karşılığının “Muslukçuluk” olduğunu öğrenmiştim. Polise ifademi verdim, tutanağın bir suretini alıp eve geldiğimde ilk işim kredi kartlarımı iptal ettirmek oldu. Ertesi gün de ehliyetimi yeniden çıkartacaktım. Bu arada muslukçuya da iyi şeyler söylemediğimi de hatırlatırım.

Ancak bir yıl sonra kredi kartlarım bir kere daha çalınınca muslukçunun günahını boşuna aldığımı anladım.

Öğrencilik yıllarında şimdi adını hatırlayamadığım eski bir dansözün yazdığı “Sıfır kilometrede erkekler” adlı bir kitap okumuştum. Kitap fazla kalın değildi ama içeriği ilginçti. Kitapta bir dansözün ağzından nasıl kız tavlanacağını öğretiyordu. Maddelerden birinde “Eğer bir kızın ilgisini çekmek istiyorsanız onun bulunduğu ortamın en yetkili kişisi olmalısınız” diyordu. O tarihlerde en yetkili kişi ancak sınıf başkanlığı olabilirdi. Parasız bir sınıf başkanı ise fazla ilgi çekmezdi. Ama karşı cinsten bir öğretmen, öğrencilerin ilgisini çekerdi. Nitekim ortaokulda 13 yaşındayken, 20 yaşında bir kız olan Türkçe öğretmenimize aşık olmuştum. Aslında sınıfın yarısını teşkil eden bütün erkek çocukları da öğretmene aşıktı. (O yıllar Yağmur Atacan'la Pınar Altuğ evlenmemişlerdi.) Aynı şekilde kız öğrenciler karşı cinsten karizmatik öğretmenler için hayal kurarlardı. Tabii ki platonik olarak.

O kitapta bir de örnek verilmişti. Bu kuralı bilen zengin bir adam bir sopranoya aşık olmuş. Kadının dikkatini çekmek için onun çalıştığı tiyatro binasını ve tiyatroyu satın almış, ancak yine de kadının ilgisini çekememiş. Çünkü soprano orkestra şefine aşıkmış. Yani orkestranın en yetkili kişisine.

Ama yıllar sonra bulunduğum iş yerinde en yetkili kişi durumundaydım. Kambiyo servisimizde 2,5 yıldır çalışan 30 yaşlarında bir bayan vardı. Benden yaklaşık 14 yaş küçük biri. Bir öğle üzeri elinde bir menekşe saksısıyla beraber odama geldi ve “Bunu sizin odanıza aldım” dedi, ben de “Neden zahmet ettin” diyerek teşekkür ettim. Ama o günü takip eden günlerde her gün yeni bir menekşe saksısıyla birlikte odama geliyordu. “Odanızı güzelleştirmek istiyorum” diyor. Ben de “Odamda yeteri kadar çiçek var, gerek yok” diyordum. En sonunda çiçek alma faslı bitti, bu sefer her gün çiçekleri sulamak için odama gelmeye başladı. İş konusunda hiyerarşi gereği direkt amirleriyle muhatap olur, diğer personele ise zaman zaman hatır sorardım. Kızın davranışı ise rahatsız ediciydi ama yine de kendisini kırmak istemediğim için bir şey de demiyordum. Bir gün kendisi öğleyin benimle birlikte yemeğe çıkmak istediğinde, bir personelin evli olan amiriyle yemeğe çıkmasının işyerinde hoş karşılanmayacağını, çok istiyorsa yanımıza birkaç kişi daha alarak grup halinde yemek yiyebileceğimizi söyledim. Başka bir gün beğendiği bir filme gitmek istediğini söyleyince “Erkek arkadaşınla neden gitmiyorsun?”diye sorduğumda şimdiye kadar eline erkek eli değmediğini söylemişti. Artık bu davranışlarından rahatsız olduğumu sert bir ifadeyle söyleyince, kendisinin ağlamaklı olduğunu fark ettim ama üzerinde de fazla durmadım.

Birkaç gün sonra ise Ramazan gelmişti. İşyerinde o bayan dışında herkes oruç tutuyordu. Ben de diğer personelle birlikte bodrum kattaki yemekhanede iftar açıyordum. O gün birkaç yere telefon etmem gerektiğinden, iftar yemeğini acele olarak bitirip, odama çıktığımda o bayan odamdaydı. “Burada ne yapıyorsun?” dediğimde, “Çoraplarımı değişiyorum” dedi. Ben de “Çoraplarını değiştirecek başka yer bulamadın mı? Git tuvalette değiştir” sözüme karşılık orada mikrop kapmaktan korktuğunu söyledi. Odamdan çıktıktan sonra, yemek sonrası üşüdüğümü hissettim ve odadaki ayaklı askıda olan ceketimi giydim.

Bir yıl evvel cüzdanım çalındığından, kredi kartlarımı ve ehliyetimi, kart boyutunda bir deri cüzdanda muhafaza ediyordum. O cüzdan ise ceketimin sağ cebinde dururdu. Yemeğe indiğimde ise ceketim odamda, kredi kartlarım da ceketimin cebindeydi. Ceketimi giyip, elimi cebime attığımda kredi kartlarımın ve ehliyetimin bulunduğu cüzdan yine yerinde yoktu. Gündüz alışveriş yapmıştım ve işyerine geldiğimde kartlarım cebimdeydi. Dış kapı kilitliydi ve o bayan dışında herkes benimle birlikte yemekteydi. Kartlarımın tek bir kişi alabilirdi o da ben odaya girdiğimde oradan çıkmaya çalışan bayan personelim. Kendisini çağırarak, kendimden emin bir şekilde kartlarımı neden aldığını sordum. Tabii ki kendisi inkar etti. Birkaç personelimle birlikte odamı didik didik aramamamıza rağmen, kredi kartlarım ve ehliyetim ortada yoktu. Tabii her zamanki gibi tekrar kredi kartlarımı iptal ettirdim ve akşam eve gittim.

Ertesi günü işyerine geldiğimde ise kredi kartlarımın ve ehliyetimin bulunduğu o küçük cüzdanı ayaklı olan askının dibinde dik olarak buldum. Bir gün evvel aradığım kartlarım ertesi günü geri dönmüştü. Onların bir gün evvel orada olmasına olanak yoktu. Kendisinden şüphelendiğimi söylediğim bayan, ertesi gün hepsini geri getirmişti. Büyük olasılıkla bir yıl evvel kaybolan kredi kartlarımı da o almış olmalıydı.

Sonra ne mi yaptım? Hiçbir şey. Kendisinin işine son verdirebilirdim ama bu gereksiz bir güç gösterisi olurdu. Kendisi çalışkan ve zeki bir elemandı. İşyerinde benden başka kimseye bir zararı yoktu, kafayı bana takmıştı herhalde, yüz bulamayınca belki de benden intikam almak istemişti. Sadece amirini çağırarak, kendisinin bir psikolog tarafından görülmesinde yarar olduğunu söyledim. Gitti mi gitmedi mi bilmiyorum. Zaten birkaç ay sonra da benim tayinim başka bir şubeye çıkmıştı. Bir daha da kendisini hiç görmedim.

O günden sonra ise kredi kartlarımı pantolonumun cebinde taşıyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Erol Bey kurban kesmenin zamanı gelmiş galiba. Blog yüzünden mahkeme, çalınan cüzdanlar. Hoş büyükşehirde yaşayıp cüzdan çaldırmayan yok galiba ama 2. sefer ki olayın psikolojik yönü var gibi. Geçmiş olsun.

Eşit Ağırlık 
 16.09.2008 14:30
Cevap :
Teşekkürler Harun bey. Ne diyelim inşallah bu son olur. Selamlar, esen kalın.  16.09.2008 16:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 974
Toplam yorum
: 7879
Toplam mesaj
: 126
Ort. okunma sayısı
: 3374
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

2017 Basın özgürlük endeksine göre 180 ülkeden 155. sırada olan ülkemizde yemek tarifleri  ve tel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster