Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

AYFER AYTAÇ GAZETECİ YAZAR

http://blog.milliyet.com.tr/ayferaytac

16 Mayıs '19

 
Kategori
Ramazan
Okunma Sayısı
53
 

Ramazan'ı İnsanlara Sordum

On bir ayın sultanı Ramazan ayı girince çevremde olan insanlara sordum: “Ramazan’ı nasıl karşıladınız ve ne şekilde değerlendiriyorsunuz?” diye. 
Gördüm ki insanların çoğu günlük yaşamı doğru geçirme telaşındalar. Hayat şartlarının ağırlaştığından yakınmaktalar. “Geçim derdine hayıflanmaktan, Ramazan'ın maneviyatını alamaz, heyecanını duyamaz olduk." diyor bazı vatandaşlar. 
 
"Hayat şartları ağır. Bu geçim sıkıntısı içinde, bin bir dert ve düşünceyle nasıl oruç tutuyoruz, onu bile bilmiyoruz.” diyenler olduğu kadar. Mutfak hazırlığını yaparak ve gece gündüz ibadetini ederek Ramazan ayını karşıladığını ve bu ay içinde orucunu düzenli tutabildiğini söyleyenler de... 
 
İbadetini düzenli olarak yaptığını belirtenlerin pek çoğu hayat pahalılığından yakınarak, ailesini geçindirmekte zorlandığını ve akrabalarının halini düşünemez hale geldiklerini söylediler. Bazıları da Ramazan ayının gelmesinin günlük yaşantısını değiştirmediğini çünkü oruç tutmadığını ifade etti. 
 
Bunlardan biri de bekar yaşayan öğretmenlik mesleğinden düzenli geliri olan karşı komşumdu. Diyordu ki: “Ben oruç tutmuyorum. İftar sahur sıkıntılarım yok. Dolayısıyla acıktığımda ne bulursam yiyorum,rahatım. Oruç tutuyorsa insanlar baksınlar başlarının çaresine.” 
Kendisine deve kuşu gibi başını toprağa gömmemesini söyleyerek, peygamber efendimizin hadislerinden “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” sözünü hatırlattım. Hadisleri bazıları hiç akıllarına bile getirmiyorlar. Oysa günlük hayatımızda hadislere göre adım atacak olsak, ömür yolunda hiç tökezlemeden yürümüş oluruz.
Komşuma, insanların en azından Ramazan ayında birbirlerine yardım edebileceklerini anlatmaya çabaladım. İnsanlar bir bilebilseler bu yardımın illa ki paraya yönelik olmadığını, bir zarif tebessümün bile kendilerine güzellik kattığını, mutlu olmanın bu kadar basit olduğunu daha iyi anlayacaklar. Bir hatır sormak, bir sıkıntıyı bile paylaşmak bizi insan kılan değerlerdendir.
 
-“Belediyenin iftar çadırı var, valiliğin aş evi var. Gitsin dar gelirli de oralardan sebeplensin!” düşüncesinde olan insanlar ne yazık ki, kendi Düşüncelerimize ters düşüyorlar. Ama Ramazan ayı aynı zamanda hoşgörü ayı, iyi duygularımızın önde tutulacağı, nefsimizin dizginlendiği ay olduğundan biz hiç kimseyi görüşünden dolayı eleştirmiyoruz. Herkese hayırlı Ramazanlar diliyoruz.
 
Çevremde gördüğüm insanlara sordum oruç nedir ve iftar sofralarının önemi, sizde nasıldır? Bu sorularımıza beş kişiden üçünün verdiği cevap neredeyse birbirinin aynı türdendi. Orucun bir terbiye ve sabır şekli olduğunu vurguladılar. “Neye göre terbiye, biz terbiyesiz insanlar mıyız?” diyebilecek kişilere de bu açıklamayı aynı sorunun muhatabı Gülay Bezirci, Ergün Battal ve Sami Karataş adlı vatandaşlarımız şu şekilde yaklaşımda bulundular.
 -“Biz Türk Milleti insanları olarak çok şükür ki terbiyesiz insanlar değiliz. Ama çok öfkeliyiz ve sabırsızız ve kendimizden başkasının görüşüne değer vermiyoruz. Pek çok konu da karşımızdakinin haklarına saygı da göstermiyoruz. Oruç demek sabır demek, nefsin eğitimi demek. İnsanlara yaklaşımımız ne kadar çok hoşgörülü olursa, insan ilişkilerimiz o kadar sağlıklı olur. Gün içinde çok kalp kırıcı konuşmalar yapıyoruz. İyi dost olduklarımızla bile arkalarından konuşup gıybet ediyoruz. Eğer dinimizde oruç tutmak farz olmasaydı bizim de bu yöndeki olumsuzluklarımız artar giderdi.”
 
-"Oruç tutmak, adı üstünde tutmak demek. Yani kendimizi olumsuzluklara karşı frenleyebilmek demek. Bunu yapabiliyorsak da ne mutlu bize. Şayet bizler yalan söylerken, hakkımız olmayanı çalar çırparken nasıl olsa duymuyorlar, görmüyorlar, diyeceğimize bizi bir gören var, yaptıklarımızı bilen var, diyerek Yüce Allah’ı her olumsuzluğa ramak kala bile olsa akıla getirecek olsak, kendimizi yanlışlara karşı tutmuş oluruz ve cennetin kapısına yakınlaşırız. Oraya girip girmeyeceğimize de Allah karar verir. Öteki farzları yerine getirmiyorsak, giremeyebiliriz de cennete. Cenneti hak etmek istiyorsak, önce iyi kul olalım ve Allah’ın biz kullarına farz kıldığı emirlerini yerine getirelim. Sonra da cenneti istemek için Allah’a boyun büküp naz ve niyaz edelim."
  
ALIM GÜCÜ EPEY DÜŞTÜ
İNSANLAR PİDE ALAMAZ OLDU  
1959 doğumlu Ergün Battal, “Eskiden insanlar dinine mi çok bağlıydı, gelenek göreneklerine mi bilmiyorum. Gerçekten eski Ramazanların ve iftar yemeklerinin önemi ve özelliği bir başkaydı” diyor ve sözlerini şöyle devam ettiriyor. “ Eski Ramazanlarda bereket vardı. Aile birlikteliği vardı. Evin kadını özene bezene birkaç çeşit yemek hazırlar, çorbası, tatlısı sofraya döşenir ev halkı da imrenerek o sofranın başında toplanır, bütün gün aç kalmışlığa değmiş bir lezzet ve samimiyetle iftarını ederdi. Şimdiki günde esnaf siftah etmeden dükkânını kapatıyor. Borcunu ödemeye para bulamamış, bu kafayla oruç tutsa bile insanlarla kalp kırıcı konuşuyor, evine gidince sıcak bir çorba varsa da o olumsuz kafayla hane halkına sert tepki gösterip iftarı zehir edebiliyor. Bu şekilde oruçlu gezmek, bence kişiye bir şey kazandırmayacaktır. Sadece aç kalmak da onun nefsini terbiye etmeye yetmeyecektir. Bana göre işi ters giden, ya da işsiz olan ve bu sebeplerden stres yaşayan insanlar oruç tutmamalıdır. Sevap kazanmak yerine günaha çok daha fazla girmiş oluyorlar. Bir de eski ramazan aylarının tadı ramazan pideleriydi. Sıcacık ve ekmekten ucuz pideler herkesin sofrasını donatırdı. Her sofra da ramazan ayı boyunca pide eksik olmazdı. Şimdi ekmeği evine zor götüren bir insan, 2 -3 liraya nasıl pide alsın götürsün. Pide dediğin ekmek gibi değil ki, daha fazla iştah kabartıp yenilen şey. Haliyle bir eve bir pide yetmez, ikinciye de keseden para ses vermez. Bu da gösteriyor ki; bugün çoğumuzun evine Ramazan pidesi de girmez oldu. İşte eski ve yeni ramazanların arasındaki küçücük fark bile önem arz ediyor.”
 
RAMAZAN’IN ESKİ TADI KALMADI YÜREKLERDE
Bir CD dükkânında çalışan 29 yaşındaki Gülay Bezirci de görüşünü şu sözlerle dile getiriyor.” Günümüz de insanlar umursamaz olmuş, herkes kendi kabuğuna çekilmiş halde, kendisinden başka kimseyi düşünmeyen insanlar topluluğu haline dönüşmüşüz, bu durum da büyüklerimizden dinlediğimiz eski Ramazan ve bayramların tadını tuzunu beklememiz hayal olur. Hiçbir şeyin artık eski tadı kalmadı. Yurdumuzda insanların beynindeki adam sendeciliği yıkabilirsek o zaman eski güzel günleri bugün de yaşatabiliriz. Yozlaştıkça değerlerimizi unutuyoruz. İleriki yıllarda Ramazan ayları gelecek ve bu dini günler bir şekilde yaşatılacak belki, ama Ramazan da oruç tutanlar bile hırsızlık, uğursuzluk yaparlarsa hiç şaşmamak gerek, günümüzde hacı hoca bildiklerimizin ne yanlışlarını duyuyor görüyoruz.”
 
GÜZELİM İFTAR SOFRALARI ESKİDE KALDI
Sami Karataş adlı işçi emeklisi vatandaşımız da insanların duyarsızlaşmasını köyden kente gelişteki bocalamanın, sonradan kentleşmekle önceki kentliler arasındaki kopukluğun ve bu iki farklı değişik yaşam tarzı benimsemiş insanların aralarında oluşan soğukluk ve resmiyetin getirisine bağladı ve köylerde yaşanan Ramazanlarla, komşuluk ilişkilerini aradığını söyledi.
 
Sami Karataş şehirdeki Ramazan adetlerinin kendilerine ters düştüğünü zira köy yerinde iftar yemeklerinin kalabalık yapıldığını, konu komşu toplanıp, herkesin evinde pişirdiğiyle neredeyse bir sokak insanın hep bir arada yemek yediğini söyledi. “Köy yerinde zengin fakir ayırımı yapılmaz, köyün fakiri azdır ve o kişi tüm köylülerce zaten bilinir, her akşam bir sofraya davet edilen bu fakir insanlar hem aç kalmazlar, hem de evlerine gönderilen imece usulü temin edilmiş erzakla Ramazan ayını ve bayramı çok rahat geçirir. Şehir yerinde dayanışma yok, çocuklu aileyi masraflı olur diye iftara çağıran yok. Dolayısıyla evde kaç kişiysek iftar sofrasında da o kadar kişi oluyoruz ve bütçemiz neye el verdiyse, çorba pilav, salata iftarımızı ediyoruz diyor.
 
İşte üç değişik insanın oruca ve iftar sofralarına bakış açısı bu ne yazık ki, bu üç kişiyle yaptığım konuşmalarda hiç “Komşun açken tok yatma” hadisine değinilmedi. Çünkü görüştüğümüz kişiler kendi bütçelerinin komşuyu düşünecek durumda olmadığını beyan ettiler…
 
Ayfer AYTAÇ
ayferaytac.com
ETEM SEVİK, NAHİDE ÇELEBİ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bence, oruç tutmak maddiyatla ilişkili bir ibadet değil. Tamamen sağlık durumuyla ilişkilidir. Kaldı ki bir sağlık nedeniyle oruç tutmayan inançlı kişi orucunun fidyesini ödeyerek ibadetini yerine getirir. Bu fidye denen şey de öncelikle maddi yetersizlik çeken komşunun hakkıdır. Fidye veremeyecek sağlıksız kişiler de en azından komşusuna bir selem edip hâl hatır sorabilir. Sorun galiba yaşam biçimlerinin bireysel var oluş yeterliğine uyarlanması. Yani, yana yana ancak yalnız yaşamayı yeğlemeye başladık. Şehir çok kalabalık amma sokaklarında herkes kendi yalnızlığını gezdirmekte.

Muharrem Soyek 
 18.05.2019 13:26
Cevap :
Üzerinde düşündüren,"sokaklarında herkes kendi yalnızlığını gezdirmekte" cümlesiyle hislendirici hakikati belirten güzel yorumunuza çok teşekkür ederim değerli yazar arkadaşım Muharrem Bey. Sağolun. Hayırlı Ramazanlar. Gönlünüzce geçireceğiniz mutlu hafta sonları diliyorum. Güzel ve huzurlu Yarınlar...  19.05.2019 8:17
 

Sevgili Ayfer hanım! Evet komşumuz açken tok yatmamak gerek. Özellikle ramazan da fakir insanlara yardım etmek, açları doyurmak gerek.Bunu yaparken aleni değil gizli yapmak önemli.Bu güzel paylaşımınız için sağ olunuz.Selam ve sevgilerimle.NAHİDE ÇELEBİ

NAHİDE ÇELEBİ 
 16.05.2019 15:50
Cevap :
Değerli Nahide öğretmenim güzel yorumunuza çok teşekkür ederim. Mutlu günler diliyorum iyi ki varsınız, sağ olunuz. Size gönül dolusu sevgiler kucak dolusu selamlar gönderiyorum. Ayfer AYTAÇ  16.05.2019 17:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 414
Toplam yorum
: 189
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 152
Kayıt tarihi
: 08.12.14
 
 

Gazeteci-yazar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster