Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mayıs '19

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
572
 

Ramazan Sohbetleri (2)

Allah bir tanrı değildir. La ilahe illallah bunu anlatır. Kelime-i Tevhid’i idrak eden, ikinci kısmına geçerek algılama yoluna koyulur. Yaratılmışların Allah’ı idrak edip değerlendirmesi ve sena etmesi söz konusu bile olamaz. 

Bu nedenle Allah Rasulü; ‘seni ancak sen sena edebilirsin’ demiştir. Ve ‘Suphanallahi adede halkihi’ diyerek mutlak övgüden bahsetmiştir.

Özetlersek; ‘yarattıkları onu övemez’ anlamına gelir bu yaklaşım ve mutlak olanı tenzih etme yoluna gidilmesini önerir. Bu dediklerim yaratılmışlar için geçerlidir. ‘Ceale’ hükmüyle var olan, Esmaül Hüsna’nın tümünün açığa çıkması anlamına gelen, BEN yaşamı pozisyonu yani halife için geçerliliğini kaybeder.

Anlayışıma göre tüm yaratılmışları Allah hayal etmiştir. Gerçek olan şu ki; hayal edilen hayal edenden ayrı değildir ancak sonuç itibariye yine de hayaldir. Buradan, ‘yaratan sende mevcuttur’ anlayışı açığa çıkar. İnsansı olanda ise benliğin Allah’a ait olduğu bilinci yoktur.  BEN anlayışında olanın üzüntü-sıkıntı duyması; evhamlanması-korkması, bir cehennem hayatını yaşaması gayet doğaldır.  Bu arada bir dip not olarak ifade edeyim; bir beşerin en büyük korkusu bu konular üzerinde yoğunlaşır. O korku illeti altında, ‘eğer ben düşünülenin aksine bir şey yaparsam, ya da yanlış bir davranışta bulunacak olursam, bu benim sonum olur’ düşüncesi yatar. Bu tür hatalar bilinçaltındaki düşüncelerinden kaynaklanır.                                                                             

Korkak insanlar bu duygularının açığa çıkmasından ötürü kimlik kaybına uğrayacaklarını düşünür. Bu nedenle yeni bir fantezi üretip, düşüncelerini geliştiremezler. Sevgi konusunda da korku faktörü beyinleri dumura uğratabilir. Bu duygunun yarattığı şartlanmalar, onu bir anda girdabın içine çekiverir. ‘Bize ne olacak, bir saldırı olabilir mi, onları kaybedersem acaba ayakta kalabilir miyim?’ düşüncesi BEN’ ini yer bitirir. Korkağın düşüncesinin bir yönü de bu.

Sevgili dostlarım!

Kuşkusuz bir beşer olarak hep olduğumuz yerde sayıyoruz. Yıllar bizi bir yere getirmek isterken, dinsel olanakları düşüncemiz nispetinde iyilikler ve güzellikler olarak kabul ediyoruz. Evet, bunlar yapılmalı; fakat senin benliğini etkileyecek bir şekilde olmamalı.  Bu tür için Ehli, ‘tüccar anlayışına dayalı bir yaşam’ tabiri kullanıyor. Beklentili bir hayatı benimseyen, tüccar anlayışı ile yaşayan insanlara deniyor.

Halife dediğimiz zaman, tabiatlandırılmış bir mahal akla gelmemeli. Herhangi bir değneğe-desteğe dayanmaksızın yürüyenler için kullanılır bu deyim. İşte o insan BEN’ e sahip çıkmış ve gereğini yapmış, madde batağından yavaş yavaş kendini keşfetme yoluyla, emaneti alma durumuna girmiştir. Halife olan İnsan ‘ZAHİR ve BATINı’ birleştirmiştir. ‘BATINını yaşayamayan, ZAHİRi göremez’ anlayışı vardır bu söylemde.

Kafir olan ise gerçeği örtmüştür. Çünkü değişik baskıları kaldıramayacak şekilde bir yaşam biçimini benimsemiştir.

Değinmek istediğim bir nokta daha var. Resulullah’ı illa ki dışarda bulmak istiyorsan bulursun. Medine’de var, ama Medine’deki Resulullah diyor ki; Bende mevcut olan bütün özellikler sende mevcut. Onun için bir an önce Allah bir tanrıdır düşüncesini terk edin v Allah kulu olma özelliğini benimseyin. İşte bunu idrak etmek, Allah’tan bakışın getirisidir ve şirki barındırmaz.

Hac ve Umre ziyareti için Resulullah’ın (sav) söylediği bir söz var; Benim kabrimi ziyaret eden, sağlığımda beni ziyaret etmiş gibidir. Düşünür yazar Ahmed Hulûsi de “Beyniniz içindeki bu ‘hologram dünyaya’ eskiler kabir alemi demişler” diye bir açıklama getiriyor ve bu görüşü bire bir tutuyor.

Yani, kabir denen yerde yakınlarınızı aramayın onlar sizin beyninizde mevcut, demeye getiriyor. Ama yaratılmış olan insansılar; metaforik yaklaşımlardan öteye bir adım dahi atamayarak dini, anlayışları gibi hayal ediyorlar. Onlara kulak asmadığımız takdirde, sağlıklı bir yaşama kavuşabiliriz. Sağlıklı bir yaşam derken, beden sağlığından bahsetmiyoruz. Bilinçli, şuurlu ve bir bedenin hakkını da veren bir yaşamdan söz ediyoruz. Kesin olan bir gerçek şu ki; Yaşadığımız, Altın Çağ sürecidir. Vakit geçmeden bu parlak dönemden faydalanmasını bilelim. Sonra pişmanlık fayda etmeyecektir.

Bilginiz olsun istedim.

Ahmed F. Yüksel

 facebook.com/ahmedfevzi.yuksel
instagram.com/sufafy
twitter.com/sufafy

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

korktuğun başına gelmeden ölmezsin... bu sözü yazınızdan sonra iki yönüyle değerlendirmek istedim.. birincisi beynin çalışma sistemi ile alakalı; korku beynin amigdala bölgesi ile ilgili ve amigdala kudreti yönüyle dalgaları üretecek ve o dalgaların oluşturduğu vortex ile korkuyu oluşturan şartları otomatik kendine çekecektir. ikinci yönü ise korktuğun başına gelene kadardır.başına gelince beyin otomatik olarak sonuçlarını yaşatır ve çözüme ulaştırır ve gerekli gücü özelliği kişide çıkarır,yani tabiri caizse o konu artık korku hükmünden çıkmıştır. ALTIN ÇAĞ ın da artık algınası olan en önemli değerlerden biri.. birimi dışardan yargılayacak ceza verecek herhangi tanrı anlayışıyla bir güç olmadığı,özellikle beynin çalışma sisteminin kurgusu çözülerek yaptğının karşılığı olan bir sistemle yüzyüze gelindiği noktasıdır.ve daha nicesi demek gerekir tabi, çünkü tanımlanamaz ve kayıtlanamaz kavramları beynin bir köşesinde acil çıkış butonu gibi durması gerekir.

gönül adamı 
 24.05.2019 12:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 590
Toplam yorum
: 1868
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 10542
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Akşam Gazetesi, Radikal Gazetesi, Piyasalar Dergisi, Yedi İklim, Türk Edebiyatı, Yeni Dünya, Popü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster