Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
162
 

Ranger'in hikayesi- 2.Bölüm

Ranger'in hikayesi- 2.Bölüm
 

Rangerlere örnek olabilecek bir prototip : Otokopter


Ağustos 2001, TAİ Tesisleri, Ankara

Amerikan Lockheed lisansıyla F-16 montajı yapan ve kısa zamanda kazandığı yapım bilgisiyle  ( know- how )  dünyanın önde gelen uçak sanayi tesislerinden biri haline gelen Tusaş’a bağlı TAİ tesisleri aynı zamanda Ankara’nın da en büyük sanayi tesisiydi. Şırnak’tan Ankara’ya uçup, valizlerini bir otele yerleştirdikten sonra projesini bir çantaya koydu ve TAİ’de çalışan arkadaşını görmeye gitti. Tesisin AR-GE bölümünde çalışan arkadaşı yeni projeler için önemli sorumluluklar üstlenmişti. Uçak mühendisliğinden birincilikle mezun olunca ideali olan işyerine yani TAİ’ye girmiş, kısa bir süre sonra da AR-GE bölümüne geçerek uçak imalatı konusunda önemli bir bilgi birikimine sahip olmuştu. Öte yandan ODTÜ uzay mühendisliği bölümünde doktora çalışması yapıyordu. Ömer Demirci tam aradığı adama yani arkadaşı Cüneyt Alibeyli’ye giderken istediği sonucu alacağına emin görünüyordu.

Cüneyt Alibeyli Ar-Ge bölümündeki bir masa üzerine serdikleri proje üzerine incelemesini bitirdiğinde ilk sözleri:

- Bunu serinin hangi bölümünden aldın? Oldu. Ömer Demirci şaşırmıştı:

- Seriden mi? Ne demek istiyorsun?

Cüneyt Alibeyli ünlü kahkahalarından birini daha atarak:

- Hangisinden olacak canım?

Dedi.

- Yıldızlar Savaşı tabii. Kuzum bu şey oradan fırlamışa benziyor.

- Yani sen de o kadar fantezi buluyorsun..

Alibeyli başını yana eğerek kollarını iki yana açtı:

- Hayır hayır..Asla onu kastetmedim. Tasarladığın bu şey son derece gelişmiş konsept bir araç. O kadar ki sanki bu yüzyıla ait değil gibi..

Ömer Demirci’nin ümitsizliği gitgide  artıyordu:

- Yapılamaz mı demek istiyorsun?

- Hayır hayır.. Beni bilirsin. Bir şeyi asla kesip atmam. Bir fikir ne kadar uçuk olursa olsun imkansızlığı kanıtlanmadıkça bence en geçerli fikirdir. Bu şey de aynen öyle..

Bir an soluklanıp devam etti:

- Her şeyden önce seni kutlarım. Mükemmel bir araç tasarlamışsın. Üstelik çizim ve açıklamaların son derece ustalıklı. Şunu bilmeni isterim ki elimizdeki imkanlarla bu aracın iskeletini ve gövdesini TAİ’de yapabiliriz. Keza  silah sistemlerini de.. Ancak esas mesele bu şeyi uçurabilmek.. En başta sen iyi bilirsin ki bir hava platformunu uçurabilmek için iki şey gereklidir: Hız ve kaldırma kuvveti sağlayacak kanatlar..Gerekli hızı aracın arkasına taktığın jet motoruyla sağlayabiliriz. Ancak tasarladığın kanatlar bu denli ağır şeyi kaldıramıyacak kadar küçük. Güneydoğu dağları gibi zorlu ortamlarda uzun kanatların işe yaramıyacağını kabul ediyorum. Bu yüzden kanatları yanlara değil de platformun altına delta kanat şeklinde koyarak sorunu bir ölçüde aşabiliriz. İkinci sorun en az bir tonluk yakıt deposunu bu aracın neresine yerleştireceğiz? Aracın altına yerleştireceğimiz  dört dikey jet itici de ayrı bir dert. Tabii en önemlisi de maliyet meselesi..Prototipleri saymazsak maliyet kabul edilebilir bir düzeyde olmalı. Yeni nesil Atak savaş helikopterinin birkaç misline mal olursa hiç kimseden okey alamayız.

Cüneyt Alibeyli öylesine kesin konuşuyordu ki Ömer Demirci “ Hemen başlıyoruz “ gibi anladı. Arkadaşının ağzından son duydukları da aynı ölçüde ümit vericiydi:

- Bana birkaç gün izin ver. Ar–Ge direktörüyle konuşmalıyım. Adamdan izni koparabilirsem ilk prototipi sen o dağlara dönmeden yapmaya başlayabiliriz.

   ………………….    ……………………………………….

Ömer Demirci ertesi gün Ankara’dan memleketine geçerken son derece sevinçliydi. En büyük hayali gerçek olmak üzereydi. Çünkü öyle büyük bir hayaldi ki bu, eğer gerçekleşirse hem Güneydoğu’daki savaşı bitirecek hem de Türk teknolojisi inanılmaz bir sıçrama yapmış olacaktı.

Bir yıllık hasreti öyle kolay giremeyecek bir annenin ısrarlarına ve hatta yalvarmalarına rağmen baba ocağında ancak üç gün kalabildi. Arkadaşından hiçbir haber gelmemesine rağmen “Benim de bulunmam iyi olur “ diye düşünerek Ankara’nın yolunu tuttu.

TAİ’de tekrar buluştuklarında işlerin yolunda gitmediğini sezinlemekte gecikmedi. Çünkü Cüneyt Alibeyli’nin yüzünden düşen bin parçaydı.

- Ne yaptıysam kabul ettiremedim, diye dert yandı.

- Adam en basit projelere bile bin dereden su getirirken böyle bir fenomeni kabul eder mi hiç?

İşte burası Ömer Demirci için sözlerin tükendiği andı. Bir şeyler demek, bir şeylere baş kaldırmak istiyordu ama boğazı düğümlenmişti konuşamıyordu. Neden sonra ikram edilen çayı içince biraz kendine gelir gibi oldu.

- Kusura bakma Cüneyt.. oldu ilk sözü.

 - Bunca işin arasında seni meşgul ettim. Hakkını helal et.

Arkadaşının ısrarları üzerine bir bardak çay daha içip öyle kalktı. Ayrılırlarken Cüneyt Alibeyli projeyi toparlayıp geri vermek istedi. Ömer Demirci:

- Sakıncası yoksa burada kalsın Cüneyt, dedi.

-Gittiğim yerde bunu yapmama imkan yok.Günün birinde Ar-Ge’nin başına sen geçersen tekrar raftan indirirsin..

………………….   …………………………………….

 

Cüneyt Alibeyli’le gelince hiçbir zaman Ar-Ge bölümünün başına geçemedi. Bu yüzden Ömer Demirci’nin projesi rafta kalmaya mahküm görünüyordu.

Ancak yıllar bir su gibi akıp 2026’ya gelindiğinde eski projelerin bulunduğu rafları karıştıran bir çift meraklı göz eski bir proje gördü ve gözleri fal taşı gibi açılıverdi. İşte bu yıllardan beri düşündüğü şeydi.

  ……………………….   ……………………………..

Ömer Demirci askerliğini o dağlarda tamamlayıp baba ocağına dönünce bütün sınavları vererek Türk Hava Yolları’na girdi. İkibinlerin başında büyük bir atak yapıp, dünyanın önde gelen hava yollarından biri olan THY’nin bu başarısında onun da göz nuru, alın teri vardı.

 Mart 2027, İSGEM ( İleri Silahlar Geliştirme Merkezi) Tesisleri, Ankara

Aynı zamanda müthiş bir arşiv kurtu olan İsgem’in Avionik uzmanı Kemal Orbey arta kalan zamanı teknoloji arşivlerinde, patent bankalarında geçirirdi. Bir gün yolu TAİ arşivine düşünce uzun yıllar önce rafa kaldırılan bir proje buldu. Çok ilginçtir, epeyce uzun bir süredir el değmeden bekleyen, üzeri bir karış toz kaplı bu projeyi masaya serdiğinde gözleri fal taşı gibi açılıverdi. Dudaklarından dillere pelesenk olmuş o İngilizce deyim çıktı: “ O, my God! “..Başkası olsaydı hemen projeyi biraz değiştirerek kendine mal eder, kariyeri için  bir sıçrama tahtası olarak kullanırdı . Ancak Kemal Orbey bu emek hırsızlığını yapmadı. Ömer Demirci’nin 25 yıldır gün ışına çıkmayı bekleyen projesini tekrar gündeme getirmeye karar verince ilk işi proje sahibini aramak oldu. Hâlâ THY’de çalışan Ömer Demirci’de o eski heves çoktan kaybolmuştu. Beraber çalışma teklifini kabul etmedi. Proje haklarının devri karşılığında teklif edilen yüksek meblağı  reddetti.

- Ben o projeyi zengin olmak için yapmamıştım, dedi.

- Emekliliğimi rahat geçirebileceğim bir miktar yeter bana.

Doktor Kemal Orbey kendisi için en zor işi proje sahibini razı etmeyi başarınca gerisi çorap söküğü gibi geldi.

Önce proje TAİ’den alınarak İsgem’e götürüldü ve mevcut bütün imkanlar kullanılarak birkaç tane prototip üretildi. 2000’li yılların başlarına göre inanılmaz ölçüde gelişen jet teknolojisi yapılan araca başarıyla adapte edilerek hemen uçuş testlerine geçildi. Hatta aracı Güneydoğu’ya, ta Kato Dağı’na götürülerek bir zamanlar Ömer Demirci’nin hayalini kurduğu her şey onun da gözleri önünde gerçeğe dönüştürüldü.

Lazer topu dahil en gelişmiş silahlarla donatılan ve tam on komandoyu tam teçhizatlı olarak taşıyabilen bu müthiş savaş aracına bir isim bulmak bir hayli zor olmuştu. Anka’dan Zıpkın’a ve Atmaca’ya kadar bir sürü isim teklif edilmiş ama dış piyasalara satış unsuru da düşünülerek uluslararası bir isimde karar kılınmıştı: Ranger..

Ardından seri üretime geçilip Türk Silahlı Kuvvetleri ranger birliklerine sahip olunca  aracın dışarıya da satılması uygun görülmüştü. Bunun için de bir silah fuarında tanıtılması gerekiyordu. İşte Abu Dabi fuarı tam da bu sıralarda gündeme geldi. Ranger ilk olarak Abu Dabi fuarında görücüye çıkacaktı.

……………..   …………………………………….

 

Takip eden yıllarda teknolojiyi öğrenen başta ABD olmak üzere birçok ülke bu yeni kopsept silahı kendileri de imal ettiler. Ancak da hiçbir yerde değişmedi. Hep “ranger” olarak kaldı. Tıpkı “tankın” ilk yapıldığı günden beri tank olarak kaldığı gibi. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 343
Toplam yorum
: 169
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 432
Kayıt tarihi
: 19.02.11
 
 

Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. Teknoloji Yönetimi dalında mast..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster