Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Haziran '07

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
341
 

Redd-i miras

Redd-i miras
 

57. Hükümet Dönemini kısaca bir hatırlayalım.

1990 yıllardan bu hükümetin kurulduğu günlere kadar banka ve finans kesimi kaynaklı biriken sorunların bu hükümet döneminde merhumun kafasına atılan anayasa kitapçığı ile bir ekonomik krize dönüştüğü hepinizin malumudur.

Jandarmanın yaka paça yakaladığı koyun hırsızlarına kürsüsünden kanun kitapçığını fırlatan hakim misali krizi çıkarmayı becerebilenlerin, krizi (bilmediği için) yönetemeyeceğini de böylece görmüş olduk. Milyar dolarlar bir iki günde buhar olup uçarken, çıkıp tek kelime etmeden beş gün boyunca konutunda kalışına da şahit olduk.

Sonrası Kemal Derviş tarafından planlanan ‘Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’ gereğince bankacılık kesiminden başlayarak ekonominin her alanında yapısal reformların yapıldığını gördük. Üstelik Enis Öksüz ve diğer MHP Bakanlarının satılmış ve hain gibi suçlamaları göğüslenerek..

Merkez bankasının daha özerk hale getirilmesi, mali sistemin iyileştirilmesi, kamu bankalarının kambura dönüşen borçlarının devlet tahvili ile kapatılışı, el konulan bankaların satılması, kamu bankalarının özelleştirilmesinin önünün açılması, ekonomide rekabetin artırılmasını ve verimlilik artışını sağlamak vb gibi yılların biriktirdiği birçok konuda kanunlar çıkarılmış ve hızla yürürlüğe sokulmuştur.

AB Uyum Yasaları adı verilen ve toplamı on dört yasada değişiklik öngören değişikliklerin tümünün DSP gibi Ulusalcı (artık ne demekse) ve MHP gibi radikal söylemleri olan üçlü koalisyon hükümeti döneminde çıkarılmış oluşunu düşündüğümüzde alınan kararların zorluk derecesi ve yapılanların önemi anlaşılmalıdır.

ABD-Türkiye ilişkilerine baktığımızda ise Taliban rejimine karşı Ecevit’in Başbakanlığını yaptığı hükümetin Afganistan’da takındığı tavır ve ABD ile eşgüdümlü hareket sonrasında Kemal DERVİŞ faktörü de devreye girerek 8 Milyar dolarlık beş yılı ödemesiz düşük liborlu dış kaynak girişini de sağladığı görülmüştür.

Ayrıca ABD’nin yaşadığı ikiz Kule vurgunun radikal İslami hareketlere karşı Demokratik Türkiye Cumhuriyetine (Yine Ecevit Hükümetinin bu konuda da aldığı dış siyasi tavır ve Derviş Faktörü önemlidir.) olan bakışın olumlu anlamda değişimine aracılık etmiştir. İkiz kuleler olayının ayrıca Türkiye’nin pkk terör örgütüne karşı verdiği mücadele ABD ve Dünya’dan haklı destekler almaya başlamasına yol açmıştır.

Buna, Türkiye’nin İsrail ile daha 1991’lerde DEMİREL- İNÖNÜ döneminde başlatılan ticari-askeri ilişkilerin 57. Hükümet Döneminde artırılarak devam ettirildiğini görüyoruz. Ortadoğu’da en azından İsrail’i hedef almayan, onu rencide etmemeye özen gösteren bir politika izlenmesinin, Pkk terör örgütüne karşı İsrail ile işbirliğini ve dolaylı olarak Musevi lobisinin ABD üzerinde olumlu etkisine ve ABD-Türkiye ilişkilerinin adeta baharını yaşamasına neden olmuştur.

Öyle ki Türkiye-AB ilişkilerinde çıkan her tartışma ve sorunda, önce Bill Clinton olmak üzere sonrasında ABD Başkanı Busch’un Avrupa ziyaretlerine ve telefon trafiği ile doğrudan destek turları başlatarak Türkiye’nin desteklenmesine neden olmuştur. ABD doğrudan destekleyemediği her ortamda ortağı İngiltere ve İtalya’yı devreye sokarak her görüşmede onların tam desteklerinin yanı başımızda olmalarını sağlamıştır.

Bakü-Ceyhan gibi bugünün hayati öneme sahip projeleri Rusya’nın muhalefetine rağmen gerçekleşebilmişse bunda o günlerin Türk-ABD ilişkilerinin ulaştığı boyutun etkisi asla görmezden gelinmemelidir. Yine hakeza Kıbrıs Rum Yönetimine karşı ABD’nin Türkiye yanında yer alışı o günlerin gazete başlıklarının taranması ile tekraren hatırlanacaktır.

Kaba hatları ile Türkiye’nin Dış Dünya ile ilişkilerine bir göz attığımızda görünenler bunlardır. Mustafa Kemal Dönemi haricinde, Türkiye imajının Dünya’da bu denli parladığı bir dönem varsa da ben bilmiyorum, diyeyim.

Ekonomik açıdan bir kriz yaşanmış ama tek müsebbibi 57.Hükümet olmayan bu krizin faturasını sadece onlar ödemiştir. Kriz sonrası alınan karar ve yürürlüğe konulan önlemler paketi ile halka adeta acı bir ilaç içirilmiştir. Kişisel lider-kadro rahatsızlıkları dışında Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir koalisyon hükümetinin bunca zor kararın altına imza koyduğu bir dönem de yoktur.

ABD’NİN Irak’a müdahalesine Bülent ECEVİT ve -özellikle Türkmenler ve Musul Kerkük Konusunda ki hassasiyetlerini düşününce MHP ve Ülkücülerin karşı duruş nedenlerini hala anlamayı başaramadığımı not ederek- Devlet BAHÇELİ’NİN karşı çıkışı ile büyünün bozuluverdiği o anı bir kenara bırakalım.

Hatta bırakmayıp, ABD’NİN Irak’a müdahalesine yeşil ışık yakacak olan Hüsamettin ÖZKAN’A Bülent ECEVİT’İN sağlık problemleri nedeni ile Başbakanlığı bıraktığını ve Sn BAHÇELİ’NİN bunu okeylediğini varsayıp devam edelim.

İki yıla yakın zamanı olan Kemal DERVİŞ’Lİ bir hükümetin acı ilaç içirdiği hastasının, acıdan kıvranarak yaşadığı yoğun bakım ve nekahet dönemi sonrasında ki iki yıl içinde çoktan iyileşme belirtilerini gösterdiği hoplayıp zıplayabildiği bir ortamda seçimlere gidilmiş olsaydı.

Acaba bugünkü tablo nasıl oluşurdu?

Olmaz ya, hani mesela BAHÇELİ-ECEVİT ikilisi ile bile MOU benzeri bir anlaşma ile Kuzey IRAK’A ABD girişine yeşil ışık yakmış olsaydık. Musul-Kerkük ve çevresinin bir güvenlik çemberi altına alınışını düşündüğümüzde, 36. Paralele kadar TSK-ABD denetimi altında olan bir bölgede peşmergeleri ile Barzani devlet kurmaktan bahsedebilir miydi, acaba? Hatta beş yüzyıllık Türk Yurdu Musul-Kerkük olmadan devlet kursalardı, ne olurdu?

Tamam, geçmiş adı üstünde geçmiş deyip olasılıkları bir kenara bırakalım.

Ama önemli bir tespit yapmadan geçmek de olmaz. 57. Hükümet sadece istifası ile krizin tüm faturasını ödemiş ama seçimler sonrası, 58 ve 59. Hükümetleri kurarak başa gelen AKP’YE meyvesini yemeyi, zevkini ve sefasını sürmeyi miras olarak bırakmıştır. ‘Yok, efendim!’ diyene 57. Hükümetin ilan ettiği ‘Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’nı bir daha okumasını şiddetle tavsiye ederim.

57. Hükümet Döneminden, Türkiye’nin Ortadoğu, AB, İsrail- ABD ilişkileri açısında AKP Hükümetinin devraldığı mirasın özellikle altını çizerek sonlandırayım.

Kısmetse AKP’nin beş yıllık Lale Devri ve sonrasını sonraya bırakalım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Saddam, verilen görev gereği Kuveyt'i işgal etti. Amerika (sözde kurtarma için) Suudi Arabistan'a yaklaşık 500.000 asker yığınak yaptı, Gerçekte niyet, fazla tepki almadan Irak'ı işgal etmek. Ol hikaye; Çin, Rusya ve Fransa'nın dünyanın bilinen 2.ci büyük petrol rezervinden (Irak) pay almalarını önlemek ve oradaki petrolü ABD kaynaklı petrol şirketlerine peşkeş çektirmek. Bu bölgelerde (İsteyen istediği gibi yorumlayabilir) ABD ve AB birliğinin izni olmadan, kuş uçmaz, seçim konmaz! Ülke olarak borç aldığınız sürece sırtınız minderden! kalkmaz. Biz tam aksi borç aldığımız zaman ağlayacağımıza seviniyoruz. Borç alan, ertesi günü alacaklısından emirde almaktadır. Bizde kitap fırlatılma olayı senaryodur. Herkes bilinçli olarak işin işindedir. Değilim diyende samimi değildir. Neden? Biraz ekonomi bilen o günün şartlarına baksın. Vatandaşa izah edilemez nokta, bir kitap fırlatma ile halledildi. Özet; Harmanı yel okumayanı el döndürür. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 24.06.2007 22:12
Cevap :
Sn Canmehmet; Saddam Kuveyt ve Suudi Arabistan sınırlarına asker yığıp savaş tazminatı isteyince; Kutsal Kabe’yi bile korumaktan aciz olanlar ABD’yi kırmızı mumlu davetiye ile çağırdıkları malumunudur. Eh çağıran olur ise; geleni suçlamak ne kadar mantıklı olur doğrusu bilmiyorum. Kuveyt ise batı şirketlerine ortaklıkları ve bankalarındaki trilyonlarının gücü ile ABD’nin yardımına mazhar olabilmiştir. Yani uveyt açısından da bir istek ve davet söz konusudur diyebiliriz. Saddam’a gelince Baba Busch’un resmini sarayının girişine yapıştırıp gelip geçtikçe üstüne bastıkça ve petrolü Euro ile satacağını duyurduğunda; ABD güçlü olmanın ve güçlü kalabilmenin gereğini yapmıştır diyebiliriz sanırım. Katkı sağladığınız görüşleriniz için teşekkürlerimle. Saygılar  25.06.2007 13:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1760
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

1960 yılında doğmuş, kendi tabirimle ''Kayıp Kuşak'' olarak adlandırdığım 1970 kuşağından, Eğitim..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster