Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Eylül '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
720
 

Referandum ve özgürlükçü sol

Referandum ve özgürlükçü sol
 

Türkiye’de referandum, %58 evet oyu ile anayasa değişikliğinin önünü açtı. Statükoya indirilen bu önemli darbe, bundan sonrası için “rahatlatıcı” bir dönemi değil, tam tersine daha büyük altüst oluşların kapısını araladı. Yargı üzerindeki denetimlerini yitiren “otoriter cumhuriyetçiler”, 1923’ten bu yana ilk kez gerçekten ciddi bir tehditle karşı karşıyalar. Buna bir de YAŞ kararlarının yargı denetimine açılması, asker kişilerin devlete ve hükümete karşı işledikleri suçlar nedeniyle sivil mahkemelerde yargılanmasının önünün açılması eklendiğinde yeni dönem, Türkiye’nin bugüne kadar eşine rastlanmamış kıran kırana bir iktidar savaşının eşiğinde olduğunu düşündürüyor. Artık herkesin her şeye hazırlıklı olması gereken bir dönemdir bu. Dosyaların havada uçuşacağı, dezenformasyonun tavan yapacağı, şiddete ve provokasyonlara her zamankinden fazla başvurulmaya eğilimli bir dönem… Çünkü dengelerin kesin biçimde değiştiği ve herkesin pozisyonunu yenilemek zorunda olduğu bambaşka bir sürece girdi Türkiye… Akıl almaz sığlıklarını sürdürme kararlılığında olduklarını gösteren çok fazla emare var otoriter cumhuriyetçilerin… Bu sığlık kimsede, gerçekçi bir Türkiye okuması yapamayacakları ve bu nedenle de süreci tersine çeviremeyecekleri rahatlığına yol açmamalı. Zira bu durum, kendi halkının değişim talebini doğru okuyamayan ve politikalarını bu yeni sürece uyumlulaştırmayacaklarını hissettiren otoriter cumhuriyetçilerin, hızla “kaybedecek bir şeyi kalmamışların” safına doğru yöneleceklerini düşündürüyor. Yani daha fazla gerilim ve daha fazla şiddet diline…

Şimdi AKP’den CHP’ye, Türkiye solundan PKK’ya, herkesin gerçek niyetini anlayıp sınayabileceğimiz günlere; Türkiye’nin geleceğine yön vermek isteyenlerin mücadelesinde en keskin dönemeçlerden birine geldik dayandık. Bu, yönetilme sorumluluğu tek başına AKP’ye bırakılamayacak kadar derin ve kritik bir süreçtir ama kuşkusuz bu süreçte en ağır sorumluluk yine AKP’nin ve özgürlükçü solun omuzlarındadır. Otoriter cumhuriyetin daha özgürlükçü ve demokratik bir cumhuriyete evrilmesinde yeni burjuvazinin temsilciliğine soyunan ve bu süreçte toplumun değişik kesimlerinin desteğini almayı da başaran AKP, “demokratikleşmenin sınırları” konusunda çetin bir sınav verecek. 2002-2005 dönemindeki performansından hızla uzaklaşan ve 2007’den itibaren yalnızlaşmaya, yalnızlaştıkça agresifleşmeye başlayan AKP, anayasa değişiklik paketiyle birlikte yeniden bağlaşıklar cephesini genişletebilme fırsatını yakaladı.

Tüm endişelere rağmen, AKP kendi tabanının çok üzerinde bir EVET oyu sağlayarak anayasanın 26 maddesini değiştirebilme gücünü buldu. %35’lerde seyreden AKP, anayasa referandumunda en az %20’lik bir “kendi dışındaki” seçmen kitlesinden “ödünç oy” almayı başardı. BDP’nin “boykotu” nun da doğrudan “HAYIR oylarının önünü kesen” bir tutum olduğunu ve Kürt’lerin AKP’ye dolaylı bir destek verdiklerini de hesaba katmak gerekir. Nitekim teşekkür konuşmasında Erdoğan, Anayasa değişikliğinde AKP dışında destek veren tüm siyasi hareketleri tek tek sayarak, bir anlamda değişim ittifakını tescil etmiş oldu.

Bundan sonrası önemlidir. AKP, otoriter cumhuriyetçilerin asker destekli vesayet rejiminden hangi denizlere yelken açacak. Değişimi ehlileştirmeye çalışarak, kendi sınırlarına hapsetmeyi ve kendi otoritesine biat ettirmeye mi yeltenecek yoksa müttefiklerini daha da genişleterek derinlikli ve geniş cepheli bir demokratikleşme mücadelesinin neferliğini mi yapacak?

Abartılı kötümserliğin de iyimserliğin de anlamı yok. Bütün mesele, AKP’nin otoriter cumhuriyetçilerin düştüğü yanılgıya düşmeme becerisiyle ya da niyetiyle ilintilidir. İşte bu nedenledir ki, demokratikleşme ve bundan sonraki sürecin yönetimi, tek başına AKP’nin sorumluluğuna teslim edilemeyecek kadar ciddi bir meseledir. AKP dini ve milli hassasiyetleri yüksek, çoğunluğu orta-alt gelirli ve eğitim düzeyi görece düşük kitlelerden beslenen “Müslüman demokrat” bir partidir. Buradaki “Müslüman demokratlık”, 8 yıllık döneme bakıldığında “Müslümanlığı, demokratlığından daha yüksek düzeyde seyreden” bir görünüm arzediyor ki, AKP dışındaki güçler için temel sorun, AKP’nin Müslümanlık ile demokratlığı en azından eşitleyebilme kapasitesini gösterebilmesidir. Bu eşitleme, kuşkusuz AKP’nin iç dinamikleri ile sağlanamaz. Ama AKP’ye, otoriter cumhuriyetçilerin geriletilmesinde dolaylı ya da dolaysız “ödünç destek veren” kesimler, AKP’yi de demokratlaşmaya, demokrasiye daha yakın çizgide durmaya zorlayabilirler. Zorlamak zorundadırlar… Özgürlükçü sol’un AKP’ye bakışı elbette otoriter cumhuriyetçilerden farklıdır. Statükocular, AKP’yi bir korku öznesi olarak gösteriyorlar çünkü 87 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca kendileri korkuyu siyasal enstrüman olarak “değerlendirdiler". “Devlet” bir korku öznesiydi. Şimdi otoriter cumhuriyet sönümlenirken, statükocular artık ellerinden kayan “otoriteye” başvuramayacakları için AKP’yi bir korku öznesine dönüştürmek zorundadırlar. Toplum AKP’den ne ölçüde korkarsa, otoriter cumhuriyetçilerin “sözde değerlerine” o ölçüde yaklaşacaktır statükocuların hesabına göre… Oysa statükocular ile AKP bünyesindeki otoriter eğilimler dışında 3. Bir yol var: özgürlükçü demokrasi!

Bu öylesine geniş ve zengin bir alan ki, toplumun tüm kesimleri, hatta otoriter cumhuriyetçilere sadece “yaşam biçimini yitirmeme endişesiyle” yaklaşanların büyük bir kesimi için bile hayatı katlanılır kılabilecek, teskin edici, bir arada yaşamayı teşvik edici bir ülkeye dönüştürebilir Türkiye’yi… Referandumun ardından kartlar hızla yeniden karılırken, toplumun yitirecek tek bir dakikalık zamanı yok. Gücün, statükoculardan AKP otoriterizmine mi kayacağı, yoksa AKP dahil tüm güçlerin “demokratikleşmenin bileşeni” olup olamayacağının netleşeceği bir süreçteyiz… Eğer daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi isteyenler şimdi ellerini taşın altına sokmaz, AKP’yi daha fazla demokratikleşme için zorlamazlarsa ve AKP’nin “otoriter cumhuriyetin defteri dürüldü” illuzyonuna kendilerini kaptırırlarsa bu kez AKP otoriterizmi ile burun buruna kalabiliriz… Özgürlükçü sol bu süreçte hızla organize olmalı ve ülkenin demokratikleşmesinde etkinliğini daha yoğun biçimde artırmalı; gözünü bir yandan statükocuların olası yeni operasyonlarından, bir yandan da AKP’nin bundan sonra atacağı adımlardan ayırmamalıdır.

Her şeyden önce 12 Eylül hesaplaşmasının “sözde değil” özde tamamlanması için AKP zorlanmalı ve darbeciler ile darbe girişimcilerinin yargı önüne götürülmesi için kamuoyu baskısı örgütlenmelidir. Çünkü elbette darbecilerin yargı önüne götürülme sorumluluğu AKP’ye bırakılamaz. Kaldı ki bu, AKP’ye göre AKP’nin öncelikli sorunu da değildir… Benzer biçimde Kürt sorununun çözümüne ilişkin politika üretme konusu da tek başına AKP’ye veya sorumluluktan kaçan BDP’ye ihale edilemez. Ama AKP ve BDP’nin sorumluluk almaya zorlanacağı, şiddetin durdurulacağı, artık laf üretmenin ötesine geçecek, geniş tabanlı bir barış hareketinin örülmesi için özgürlükçü sol inisiyatif almalıdır. Laf yerine iş üretmek, iki tarafın barıştan zarar görecek “derin” güçlerinin en küçük eyleminde kitleleri barış talebi etrafında sokağa dökecek bir özgürlükçü sola ihtiyacımız var. Kıbrıs’tan Kürt sorununa, Ermenistan’la ilişkilerden kimlikler sorununa, demokratik hak ve özgürlüklerin evrensel normlara kavuşturulmasından, Türkiye’nin gerçek anlamda laik-demokratik bir devlet yapısına dönüştürülmesinde özgürlükçü sola ihtiyaç var. Türkiye’nin gerilimli demokratikleşme serüveninin son 10 yılında özgürlükçü sol entelektüellerin katkısı büyük oldu. Şimdi bu katkı artık organize bir sivil-siyasi harekete dönüşmelidir. Statükonun da, AKP içindeki otoriterleşme eğilimlerine karşı da biricik sigortamız budur…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

1-hakikatten statükoya darbe vurulduğuna inanıyormusunuz? 2-kibirli statükocular! yerini kibirsiz statükoculara bırakmış olmasın?3-demokrasi sadece şu ya da bu düşüncenin iktidara gelmesi mi demektir?ve daha size soracak pek çok sorum var eğer bunları yanıtlayacak olursanız diğerlerini de yöneltirim.selamlar...

Meltem Şahin 
 30.10.2010 19:36
 

özgürlükçü solun ne yapması, mücadelesini nasıl vermesi ve kendini nasıl konumlandırması gerektiğine dair bu değerlendirmeniz çok yerinde. Gerçekten de özgürleşme ve demokratikleşme sürecini emek perspektifinden ele alan bir sol muhalefetin otoriter devlet merkezli cumhuriyetçilik ve Kemalist devrimcilik anlayışının tahakkümünden kurtulabilmesi için mücadele vermesi gerektiğini hep vurgulamak gerekiyor. Özgürlükçü solu kavrayamayan ve onu "liberal"likle aynı kefeye koyan stalinist/nasyonalist (ödp-tkp-chp) kesimler aslında devletin ve statüko sermayesinin liberter sol üzerindeki tahakkümünden nemalanıyor. Bu sayede hem vesayet rejimine hem de akp'nin tutucu müslüman milliyetçi unsurlarına da hizmet ediyorlar, liberter sol muhalefeti el birliği ile bastırmaya çalışıyorlar. selamlar.

Başak ALTIN 
 19.09.2010 15:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 49
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 668
Kayıt tarihi
: 19.07.06
 
 

İÜ İletişim Fakültesi'nde lisans ve yüksek lisansımı tamamladım. Milliyet Gazetesi'nde "Varoşlar", "..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster