Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Eylül '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
971
 

Referandumun sol adına hayırlı sonuçları

Referandumun sol adına hayırlı sonuçları
 

Hayat tarzlarının değişmeyeceğine ikna olan "evet"çiler


Referandum sonucuna dair en çok tartışılan şey ülkenin üçe bölünmesi oldu. Bu ne kadar gerçek bir bölünmedir, uzun uzun tartışılabilir. Ama referandum sürecince ve sonrasında bir başka bölünme benim daha çok ilgimi çekti. Sol siyaset kulvarında yaşanan gerilim ve çatlama, diğer bölünmenin aksine fazlası ile umut ve heyecan verici geldi bana.

Bölünmenin sonlandığının ifadesi, Birgün Gazetesinin 13 Eylül günü referandum sonucunu; “Sonuçlara göre ülkedeki 'yüzde 60 sağ - yüzde 40 sol' dengesi keskinleşti. Milliyetçi-muhafazakar oylar AKP'de konsolide oldu.” tespiti ile oldu. Böylece Birgün Gazetesi “Hayır” oylarının sahibini solcu, “Evet” oylarının sahibini sağcı kılarak, sol içindeki “Evet”, “Hayır” taraftarları arasına kesin bir çizgi geçti.

Bu tespit en başta, Birgün Gazetesi ile somutlaşan siyasetin ve zihin dünyasının, hayatı, toplumu ve siyaseti, 1970’ler gibi algılama, her gelişmeyi ona benzetme saplantısından kurtulamadığını gösteriyor. Bu mantığa göre, Türkiye hala %60’ı Adalet Partisi (AP), Milli Selamet Partisi (MSP) ve Milliyetçi Hareket Partisi’ne (MHP), %40’ı CHP’ye oy veren sağcı-solcu dengesine sahip bir ülke. Oysa bugünkü %58 - %42 dağılımının ne içeriği, ne bileşenleri ne de zemini aynı değil. Türkiye’nin 1970’li yıllarda kamplaştığı eksenle, bugün kamplaştığı eksenin neredeyse hiçbir bağı yok.

Bugünkü bu bölünmeyi sağ ve sol olarak tanımlayamayız. Her ne kadar kendi tabanını “hayır” oyu vermeye ikna etmekte zorlansa da, MHP’nin bu cepheye %10 düzeyinde bir katkı sunduğu inkâr edilemez. Yani “Hayır” oyları içinde azımsanamayacak düzeyde milliyetçi oy mevcut. Ayrıca muhafazakâr kanadın radikal dini kesimleri içinde de “Hayır” cephesi içinde yer alanlar oldu. Örneğin Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı ve Kadirilik tarikatının şeyhi olarak bilinen Haydar Baş, İBDA-C, Hizb-ut Tahrir ve Hizbullah grupları da ağırlıklı olarak “Hayır” oyu verdiler.

Ama daha da kötüsü, “Hayır” oyu verenlerin yoğunlaştıkları yerlere baktığımızda, ülkenin en elit, en zengin insanlarının yaşadığı coğrafyalarla, şehirlerle, ilçelerle ve mahallelerle karşılaşıyoruz. Yani aslen sol siyasetin tabanı olamayacak, sol bir duyarlılıktan öte yaşam tarzlarına müdahale edilmesinden korkan ve mevcut oligarşik rejime tutunan insanlardan oluşan bir kitle var. Bu kitle ağırlıklı olarak CHP ile özdeşleşiyor. Bu kitlede milliyetçilik ve laiklik sıfatları, tüm diğer siyasi sıfatların üzerinde baskın bir şekilde yer alıyor. “Hayır” oyu veren %42 içinde, sol bir zihin dünyasının analizleri ve sonuçları neticesinde oy verenler ancak EMEP, ÖDP, TKP ve Halkevleri koalisyonu çevresinde toparlanan kesimler olabilir ki, bunun da oranının ne olabileceği oldukça tartışmalı.

Buradan da ortaya çıkacağı gibi %58 - %42 oranı dağılımını, sağ ve sol adına dengelerin aynen korunduğu şekilde yorumlamak, olsa olsa bugünü, değişimi, toplumu, toplumsal dinamikleri anlayamamak olabilir. Ki, giderek muhafazakarlaşan, zihni geçmişte takılıp kalan bir sol siyaset için bu bakış açısı hiç de garip değil.

Birgün gazetesinin bu yorumuna en güzel tepkilerden birisini,Taraf Gazetesi’nden Ümit Kıvanç gösterdi ve.. …
“Buna göre, Nişantaşı’nın halktan iğrenen ırkçıları, Cihangir’in ille de orijinallik peşindeki şuursuzları, İzmir’in Kürtleri taşlayan beyinsizleri, şehit cenazesi kaldırmaktan ruhu kararmış, kinle dolmuş Egeliler, Hrant’ı yaşarken öldüren o ahlâksızca hükmü veren yargıçlar, devletin koçbaşı Hürriyet gazetesi, dağda bekleşen dokuz gerillayı sebepsiz yere öldürten kuvvet komutanı, Silivri cezaevindeki Ergenekon sanıkları... “yüzde 40 sol”a dâhildir. Birgün ile birlikte. Biz de işte, ABD ve AB emperyalizmleri ile F tipi örgütlerin ya gönüllü hizmetkârı ya şuursuz şakşakçıları olarak, “yüzde 60 sağ”a dahiliz.”
…. diyerek “hayır”cıların bileşenlerini biraz daha belirginleştirdi.

Bu referandum sürecinde, ülkedeki reformcu, özgürlükçü ve demokrat sol siyasi eksenle, muhafazakar, ezberci ve radikal sol kanat arasında ciddi bir kopuş yaşandı. Daha açık bir ifade ile henüz toplumsal tabanı çok geniş olmayan, daha çok entelektüel düzeyde var olan reformcu, özgürlükçü sol anlayışın siyasi arenada ete kemiğe dönüşeceği bir sürecin önü açıldı. Çünkü sol cemaat dünyası, Türkiye’nin yaşadığı bu dönüşümde, özellikle de devletin resmi ideolojisinin fikir dünyası üzerindeki baskısının ortadan kalkması ile kendi cephesinin vitrininde yer alan insanların özgürlükçü bir eksene kaydığını görüp şaşkına uğruyor.

Sol siyasi kimliğe sahip insanların psikolojisini belirleyen, “yaşandığı düşünülen kaos ortamında mevcut, bilindik rejime tutunma istemi”, bu korku halini aşan vitrin önündeki insanların artması ile yavaş yavaş yıkılmaya başlıyor. Şüphe duyulan yeni sisteme, devlet ve toplum yapısına karşı güven artmaya başlıyor. Bu noktada Sezen Aksu, Hale Soygazi, Adalet Ağaoğlu, Ali Nesin, Murat Belge, Mete Tuncay, Oral Çalışlar, Ufuk Uras gibi isimlerin, geleneksel sol kalıpların dışında, daha özgürlükçü ve demokrat içerikli bir söylem üretmesi, “yeni bir şeyler söyleme” ve bu söylemden yeni bir siyaset üretme imkânını doğuruyor.

Referandumdan “evet” çıkmasının birçok hayırlı sonucunun yanında, sol siyaset sahnesine yeni bir yol açmış olmasını daha fazla önemsiyorum. Kılıçdaroğlu’nun dahi bu süreçten olumlu etkilendiğine dair işaretler var. Ve bu işaretler Emin Çölaşan, Oktay Ekşi gibi isimler kadar, Alevilerin tutucu kesimleri içinde de tedirginlik yaratmış durumda. Emin Çölaşan’ın Kılıçdaroğlu’na “aklına her gelen şeyi söyleme, önce etrafındaki danışmanlara danış” demek zorunda kalması bence son derece manidar. Bu derin devletçi, siyasi çizgisi resmi ideolojisi ile sınırlı çevrenin etki gücünün giderek azaldığına dair son derece olumlu işaretler.

Bu nedenle “evet”in kıymeti giderek daha fazla hissedilecektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sırayla, Nöroloji, Nöroşirurji, İç hastalıklar ve Psikoloji polikliniklerine gidip, "bu arada ayrıca kan vererek bir de chekup yaptırmış oldum, sağ olun" muayane oldum. Tüm tahlil ve tetkikleri yapıp karara vardılar. Karar şuydu. Böbrekler, karaciğer iyi. Tansiyon iyi. Turp gibisin maşallah. Bir de sigarayı bıraksan daha iyi olacak dediler. Atak meselesinden de temiz çıktım. Siz de bir şey yok, bir de arkadaşınız gelsin ona bakalım dediler. Bir de siz uğrayın isterseniz hastaneye. Ne de olsa sağlık bu. İhmale gelmez. Şimdiden geçmiş olsun. Saygılar değerli blogdaş.

Ayrıntıda gezinmek 
 08.10.2010 22:22
 

Üstelik ben o kadar analitik değerlendiriyorum ki... Buranın yarısı Kürt. Biliyorum nasıl bir karakterde olduklarını. Kalın sağlıcakla.

Ayrıntıda gezinmek 
 08.10.2010 4:06
 

Bilmeden konuşuyorsunuz işte... Siz buralardaki kaç köyü gezdiniz ki fikir yürütüyorsunuz. Ben en sarp yaylalarda oğlak gütmüşüm. Çobanlarla taşın üstünde yatmışım. Sadece içtiğimiz suyu değil, hayvanlara vereceğimiz suyu bile dağdaki kovuklardan taşıdığımız kardan sağlıyorduk. Aklınızca yazının başında dalga geçmişsiniz. Ben hepsini yazarım. Her türlü hayatın içinde bulundum. Siz hayal bile edemezsiniz. En iyisi burada keselim.

Ayrıntıda gezinmek 
 08.10.2010 4:04
 

Ben zuzaylıyım. Bu demek oluyor ki... Köy hayatı ile ilgili yazdığım o kadar yazı bir kulağınızdan bile girmemiş ki çıksın. Saygılar

Ayrıntıda gezinmek 
 06.10.2010 21:37
Cevap :
Hani şu bilardo oynayan köylü kadınlar hakkında yazdığınız yazıdan mı bahsediyorsunuz? Evet son derece dikkat çekici ve hafızada yer edinecek bir yazı ve görseldi? :-) Şaka yapıyorum tabi... Köy, köy yaşamı ve kültürü hakkında yazı yazan birisi, beraberinde her türlü yazıyı da yazabilir. Ancak sizin köy gözlemlerinizin ve köy yazılarınızın daha çok turistik yörelerle ilgili olduğunu düşünüyorum. Takdir edersiniz ki sizin gözlemledikleriniz Anadolu köy yaşamını temsil eden kırsal yerleşim türü değildir. Ortaanadolu, doğu ve güneydoğu anadolu köy yerleşimlerinin toplumsal dokusu, kültürü, sınıfsal ve geleneksel yapıları çok farklıdır. Bu farklılık elbette olumlanabilecek farklılıklar değildir. Genellikle daha olumsuz farklardır ama bunun suçlusu, bu bölgelerde feodal yapıları yıkıp geçen kapitalist ekonomik altyapının kurulamamış olmasıdır. Bunları zuzalı olduğunuz için değil, bildiğiniz ama korkularınızın esareti altında analitik olarak değerlendiremediğiniz için söylüyorum, selamlar  06.10.2010 23:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1752
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster