Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mart '18

 
Kategori
Tiyatro
Okunma Sayısı
42
 

Rejisörün Sahneleme Biçimi

Bir oyunun sahneye taşınmasına karar verilmesinin ardından, olaya dahil olan rejisörün gözünden anlatılacak olan bir hikâye dinlemeye hazırlanırız. Rejisörün gözünden anlatılacak olan hikâyenin ana temasından başlayarak oyuncusu, müziği, dekoru ve diğer bütün detayları bir yapbozun parçaları gibi sahneye dökülür.

Hayata bakışı, deneyimleri ve hayat tecrübelerini biriktirmiş olan rejisör, ele aldığı tiyatro oyununa bütün tecrübelerini yansıtır. Sahnelemede ilk adım rejisörün elindeki oyunla vermek istediği mesajdır. Bir tiyatro oyunu sadece sahneye konulmuş olmak için konulmamalıdır. 

Gündeme, siyasete ve dünyanın sorunlarına dair bir derdi olan, mesajıyla seyircinin konuya dikkatini çekmek isteyen bir anlatımı olan tiyatro toplumu daha ileri götürür.

Tiyatro yazarı kendi dönemine ait bir oyun yazmış olsa da günümüze kadar gelen yazarların tiyatro oyunları güncelliğini korumaktadır. Sophokles’in “Antigone” oyunu günümüze kadar gelmiş, halen günümüz sorunlarına ayna tutan bir yapıya sahiptir. “Antigone” kardeşlerini toprağa sırf kardeşleri olduğu için usulünce koymak istemektedir. 

Fakat “Devlet” kardeşlerden biri devlete düşman olduğu için gömülmesine izin vermez. Günümüzde devletin askeri olan bir kardeşin “Devlet” töreni ile gömülürken, diğer kardeş terörist olduğu için cenazesine sahip çıkılmaması gibi değil midir? Ana yüreği her iki çocuğu için de yanmaz mı?

Rejisörün becerisi bu noktada ortaya çıkar. Oyunu olduğu gibi sahneye taşımak ve bugün bile geçerli olan sorunları seyircinin görüşüne sunmak, seyirciye bir bakış açısı kazandırmaktır. Rejisör belki derdini protest bir yöntemle anlatmak istemeyebilir, o zaman da tıpkı Arthur Miller’in “Cadı Kazanı” oyununda yaptığı gibi derdini başka bir noktadan alarak, yansıtma yaparak anlatır.

Günümüz Türkiye’sinde hala tiyatro eserlerini olduğu gibi sahneye aktarma alışkanlığı kendini bir türlü değişime bırakamamıştır. Bir tiyatro eserinin yabancı olsun, yerli olsun günümüzle bağ kurulmadığı sürece, nostaljik bir müze parçası olmaktan ileri gitmeyecektir. İKSV’nin düzenlediği tiyatro festivalinde Alman tiyatro ekibi Shaubühne’nin önceki yıllarda sahnelediği “Hamlet”i, Japon Tiyatrosu’nun “Macbeth” yorumunu hala unutmamış olmamızın sebebi, derdini günümüz diliyle anlatmış olmasıdır.

“Çürümüş bir şeyler var Danimarka koltuğunda” sözü bugün bile ülkemizde bir anlam ifade etmektedir. Bunu fark etmeyen ya da farkedip de sahneye taşımayan rejisörün sahneleme anlayışı ciddi olarak tartışılmalıdır. Eğer söylemeye cesareti yoksa “Hamlet”i sahneye taşımamalıdır. 

Rejisör bütün bir yapbozu dağıtıp, özüne zarar vermeden kendi biçimiyle birleştiren kişidir. Anlatmak istediğini açıkça söyleyen, bunun için elindeki materyali cesurca kullanan kişidir. Oyuncusundan ışığına, dekorundan müziğine her şey rejisörün mesajına hizmet etmelidir. Aksi takdirde suya sabuna dokunmadan sahnelenen oyunlar müsamereden öteye geçme başarısı gösteremeyecektir.

 

Cüneyt İngiz

19.11.2017

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 50
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 389
Kayıt tarihi
: 01.05.12
 
 

Konservatuar mezunu tiyatro oyuncusu, seslendirme sanatçısı ve eğitmen. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster