Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ağustos '07

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
263
 

Rekabet

Rekabet
 

Bu yarışın, bu hırsın, bu bencilliğin sonu nereye varacak?
En yukarıda, en zengin, en üstün ve en başarılı olma
mücadelesi sanırım, dünyanın sonunu getirecek.
Savaşların, afetlerin yapamadığını insanın, dur
durak bilmeyen iştahı yapacak.

Nereye baksam bir yarış görüyorum. Genç giyinmede,
soyunmada, takıp takıştırmada, döğme yaptırmada,
aksessuar takmada, gevezelik etmede emsalleriyle
yarışıyor. Bunları yaparken sınır, kural, gelenek
tanımıyor. İnsanların kendisi hakkında yanlış yargılara
varabilecekleri gibi bir ihtimali asla aklına getirmiyor.

Çevremdeki insanlar benim hakkımda ne düşünür demiyor.
Yani; " başkalarının benim hakkımda ne düşünecekleri veya
ne düşündükleri değil, önemli olan benim kendi düşüncelerim
ve kararlarım" diyor. Böylece, daha başlangıçta toplumla
olan irtibatını koparmış oluyor. Kendini özel ve biricik sayıyor.

Bir çok genç kendini özel kılmak için girdiği bu yarışın sonunda, diğerleriyle aynileştiğinin ya farkında olmuyor veya buna aldırmıyor. Bu nedenle, sahiller, gezinti ve eğlence yerleri aynı kıyafeti giymiş, aynı traş biçimini benimsemiş, jöleli kafalı, küpeli delikanlılarla ve estetik olduğuna inanmasalar, üstlerindeki geri kalanları da çıkaracak kadar az giyinik, çok soyunuk genç kızlarla doluyor. Farklı olma dürtüsüyle yola çıkanların, nasıl toplumsal bir mutabakat meydana getirdiklerini, gençlere bakarak görebilirsiniz. Bunu gördüğünüzde ise, "toplumsal mutabakat" diye tutturanları ayıplamanız bile muhtemeldir.

Gençlerin babaları ve anneleri ise, eğilimlerine göre kendilerini, diğerlerinden daha vatansever, daha ilerici, daha aydın, daha dindar, daha sosyalist, daha akıllı ve daha bilgili görme istidadındadır. Herkes dağarcığındakileri dökerek bir konudaki üstünlüğünü ortaya koymaya çalışır. Siyasetten dine, yemek tarifinden bahçe düzenlemesine, sağlıktan ekonomiye kadar, her konuda herkesin söyleyeceği, başkaları tarafından bilinmediğine inandığı, sözleri vardır.

Son yirmibeş yıldan beri, medyanın hayatımızı evirmesiyle, ortaya çıkan bu megalomanlık hepimizi sarmış gibi görünüyor. Bir topluluğa girdiğinizde dinleyen insana rastlamanız kolay değildir. Çünkü herkes bildiklerine, bilmediklerini de katarak yarışı önde bitirme sevdasındadır.

Yukarıda anlatılanlar toplumsal eksende bir kaymayı ifade etse de, (bana göre) hoş bir sonuç olmadığı düşünülse de dünyayı sarsacak etkiye sahip değildir. Benim esas anlatmak istediğim daha çok üreterek, daha çok kazanma, daha çok kazanmak için daha çok satma kuralının dünyayı sarmış, bu yolla körüklenen tüketimin bir çılgınlık halini almış olmasıdır. Problem ise, bu kadar ucuz, bu kadar bol malzemenin market raflarını ve galerileri doldurduğu bir dünyada, insanların neden mutlu olamadığıdır.

Bunun nedeni şu olsa gerektir. Sunulan bunca ürüne ulaşabilmek için insanın, normalden daha çok çalışması gerekmektedir. Bu da onun, normalden daha az dinlenmesi, ailesine, çocuklarına, kendine daha az zaman ayırması, hep yorgun olması ve hayattan zevk alamaması demektir.

Üretim de tüketim de bir ihtiyaç olmaktan çıktı. Bir çeşni ve çeşitlilik biçimi haline geldi. Artık insanlar, aldıkları "şey"in kendilerine yarar sağlayıp sağlamayacağına değil, bir öncekinden farkının ne olduğuna bakıyor. Bir çok kimse cep telefonunu, arabasını, ev eşyasını, hatta evini yenilerken bunu, zaruri olduğundan yapmıyor. Başka insanlardan daha farklı "bir şeye" sahip olduğunu göstermek veya kendini tatmin etmek için yapıyor.

Üreticiler ise, sürecin devamı ve kazancın artması için bunu teşvik ediyor. Altı ayda bir ev eşyanızı, telefonunuzu, yılda bir arabanızı, üç beş yılda bir evinizi yenilediğinizde şüphesiz ki, ekonomi iyiye gidecek, çarklar dönecek, fabrikalar ve üretim tesisleri çalışacaktır.

Fakat bütün tarım arazileri konuta ve fabrikaya dönüştüğünde, zeytin ağaçları iç turizme kurban edildiğinde, üretim artıkları ve eski ürünler çöplükleri dolduğunda, bunlardan çıkan zehirler çayları, gölleri ve denizleri etkilediğinde, kaynaklar azaldığında veya tükendiğinde ne olacaktır? Azalan kaynakların, sıkıntı ve gerilimi de beraberinde getireceği kesindir. Bazı önlemler alınmazsa, (ki alınacağını sanmıyorum) geleceğin dünyasını daha çok savaş, daha çok ölüm, daha çok yokluk, sıkıntı ve açlık bekliyor. Yani, bu günün neşeli ve çılgın gençleri şu anda, torunlarının mirasını tüketiyorlar ama bunun; ne farkındalar, ne de umursamasındalar.

Dünya ileri gelenlerine, çok uluslu şirket sahiplerine, "kumarların efendisi" borsacılara, banker ve bankacılara; " bu gidişi makul bir hale getirin. Üretimi ihtiyaca göre planlayın. Açgözlülük etmeyin. Üretmenin ve kazanmanın hızını biraz düşürün. Günlük karlar yerine, yıllık karlar hedefleyin ki, gariban ülkeler her hafta borsa sancısı çekmesin." denilse faydası olur mu? Olmaz! Çünkü artık bu yolun geri dönüşü yoktur. Vahşi ve çılgın boğalar meydana salınmıştır. Zayıf ve güçsüzsen, kaçamayacaksan sokağa inmeyeceksin. Sokağa indiğin anda boynuz yeme ihtimalin her zaman vardır.

Büyük insanlar, bu sözlere kulak asacak olsalardı zaten büyük adam olmazlar, benim gibi kalırlardı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sunduğunuz görüşler birçoğuna katılmamak mümkün değil. İnsanların mutlu olamamasının nedenini çok çalışmaya bağlıyorsunuz. Gelişmiş ülkelerde artan üretimle birlikte insanlar çok çalışmıyorlarki. Gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerde insanlar daha fazla çalışmak zorunda kalıyor. Ab ülkelerinde hızla düşen hafatalıkçalışma saatlerinin dahada düşerüleceği bellidir. Artan üertim miktarı, insanları refahı içindir. Üstelik en iyi kültrde Tüketim Kültürüdür. Ekonomi tüketim yapmayan toplumlarda tıkanır diye biliyorum. Japonya örneği var karşımızda. Gelişmiş devletler 100.000 dolara (kişi başına düşen Milli Gelir) doğru hızla yol alıyorlar, biliyorsunuz. Mutlulukla ilgili paragraf belkide bizim için geçerldir. Ama gelişmiş ülkeler için geçerli değildir. Saygılar sunarım.

DurmuşGüler 
 31.08.2007 19:41
Cevap :
Ben aşırı üretimin ham madde kaynaklarını azalttığını, tüketme alışkanlığının insandaki, çok ve farklı şeylere sahip olma dürtüsünü tetiklediğini, dolayısı ile onu, daha çok kazanmak için daha çok çalışmaya ittiğini, bunun da insanı, mutsuz kıldığını anlatmayı hedeflemiştim. Sanırım daha çok kazanmak için her ülkede, hele bizim gibilerde daha çok çalışmak gerekir. Üretilenin tüketildiği ortamda ekonominin iyi olacağını da kısaca yazmıştım. Gelişmiş ülkelerdeki insanlar mutlu olabilirler, fakat onlara mutluluk veren kaynakları sağlayan ülkelerin insanları sanırım pek mutlu değildirler. Refah ve ekonomi konusundaki değerlendirmenizi benimsiyorum. Selamlar.  31.08.2007 23:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 702
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster