Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Nisan '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
692
 

Resmi doğru okumak!

Resmi doğru okumak!
 

www.milliyet.com.tr sitesinden alınmıştır.


Bu tip haberler insanları çok üzen, kafasını karıştıran ve bazı soru işaretleri oluşmasına sebep oluşturacak türden. İnsan şunu anlayamıyor. Nasıl oluyor da insan evladını bu kadar severken canına kıyabiliyor? Haberde yer alan, sık sık duyduğumuz “cinnet geçiren baba/anne” ifadeleri bize bu durumun normal şartlar altında insanın yapamayacağı, böyle bir cinayet işleyecek anne veya babanın ancak cinnet geçirdiğini anlatmak için kullanılır. Aslında çok anormal bir durumu normalleştiriyor.

Nasıl oluyor bu iş, insan nasıl oluyor da evladının, kocasının ve kendisinin canına kıyıyor. Haberin detaylarına baktığımızda evde bir huzursuzluğun olduğunu ve bu durumun ilişkileri iyice gerdiğini görüyoruz. Yani, aslında aile içi anlaşmazlık. İleri boyuta gitmiş ve artık bir patlama noktasına ulaşmış. Yine özellikle bir detay dikkati çekiyor. O da, annenin çocuğuyla ilgili hassasiyetinin bu olaya sebep gibi görünmesi.

Paradoksta burada doğuyor işte; hem bu kadar seviyor hem de öldürebiliyor. Bütün bu olayları değerlendirirken dikkatli olup resmin bütününe bakabilmek gerek. Sadece bu olay veya aile hakkında konuşmak dedikodudan ileriye gitmeyecek, bizi bir arpa boyu kadar ileriye götürmeyecektir.

O halde özellikle bizim evlilik yapımızla beraber konuya girelim. Bizim toplumda genelde iki şekilde evlilikler gerçekleşir. Ya aileler karar verir gençler uygun(!) görür ya da insanlar ani kararlarla çok kısa bir sürede birbirini tanımadan evlenirler. İki evlilik modelinin de ortak yanı bireylerin birbirlerini iyi tanıyamadan gerçekleşmesidir. Birbirini tanımaları konusunda ailelerin telkinleri ise tam bir felakettir; Evlenince tanırsınız birbirinizi evladım. Maalesef ki insanlar birbirlerini evlendikten sonra tanımaktan çok doğru mu yoksa yanlış mı karar verdi onu düşünmekle geçiriyor.

Birbirlerini iyi tanımayan insanların iyi iletişim kurmalarını beklemek ise büyük bir yanlıştır. İyi iletişim kuramayan birbirlerini iyi tanımayan insanların iyi bir cinsel hayatlarının olması, iyi birer anne baba olmaları ve toplumun çekirdeğini teşkil eden sağlıklı bir aile olmaları haliyle hayalcilik olacaktır.

Evlilik öncesi ise beklentiler çok fazladır. Kendisini anlayacak, dinleyecek, değer verecek, sevecek bir eş. Bu, çoğu kez beklentiden de öteye geçip bir kurtuluş(evde baba baskısından) ve bir kendini ifade yoluna dönüşüyor. Özellikle, toplum yapımızda özgüveni düşük bireylerin yetişmesi onların kendilerini ifade edecekleri şeyler veya kişiler ararlar. Eşler de bunlardan biridir. Evleneceği kişiye “anlam” yükleyen insan evlendikten sonra beklentilerini bulamayınca bu sefer başka arayışlara girebilmektedir.

Bir bayan için bu genelde çocuğu olmaktadır. Çünkü toplum onu başka konularda denetim altında tutar. Ancak bu her şeyin olumluya dönmesini sağlamaz, aksine işler iyice içinden çıkılmaz bir hal alır. Yoğun derece de stres ve anksiyete(kaygı) yaşar. Sigara gibi olumsuz alışkanlıklar ev işlerine karşı isteksizlik gibi birçok belirtiler de gözlenir. Erkek için ise bu ya başka bayanlar, ya işi ya da kumar gibi olumsuz alışkanlıklar olabilmektedir.

İşte bu mantıkla bakıldığında anne için artık hayatının bundan sonrası için çocuk “her şeyi” ifade eder. İfade tarzımızdan tutunda davranışlarımızla çoğu kez bunu gösteririz. Çocuğumuza “aşkım, sevgilim” gibi kelimelerle hitap ederiz. Aşırı korumacı ve tutarsız davranışlar sergileriz. Bu kadar “anlam” yüklediğimiz çocuğumuzu kaybetmek ise anne için tutunduğu son dalın kırılması anlamına gelmektedir. Bunu yaşama ihtimali bile anne için büyük bir bunalımın başlangıcı olabilir. Bunalım sonucu yaşanan olumsuz netice “cinnet” değil bir “öfke patlamasıdır”.

Burada gördüğümüz sevgi türüne <ı>bağımlı sevgi denmektedir. Bireyin, yukarıda da bahsedildiği gibi karşı tarafa aşırı “anlam” yüklemesi, kendisini onunla ifade etmesi ve onsuz bir hayatı düşünememesi. Bizde arabesk ifadeler vardır; Ya benimsin ya toprağın gibi. Bu söz bağımlı sevginin ne olduğunu çok iyi anlatmaktadır. Bu derece yaşanan duygular insanlarının ruh sağlıklarının kolay bozulmasına da sebep olmaktadır.

Sonuç olarak sadece bu olaya bakıp “vah vah” demek, üzülmek bize bir şey kazandırmıyor. Yukarıda ifade ettiğim konularda farkındalığımızın artması, sağlıklı iletişim kanalları kurmamız, evlatlarımızı özgüvenleri yerinde yetiştirmemiz, kendi özelliklerinin farkında ve evliliğin basite alınmayacağını fark ettirmemiz gerekmektedir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 59
Toplam yorum
: 80
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 2079
Kayıt tarihi
: 07.11.07
 
 

Psikolojik Danışmanım, 3 tane dünya tatlısı çocuğum var. Beşiktaşlıyım... Psikolojiye doğuştan bi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster